ANASAYFA
ÖĞRENCİLERİM İÇİN ÖZEL
Temel Analiz Kitapları
Teknik Analiz Kitaplari
Ekonomi Kitaplari
Yatırım Kitapları
KİTAPLAR
TEMEL ANALIZ EGITIMI
TEKNIK ANALIZ EGT
TRADING EGITIMI
Seans Içi Yorumlar
Günlük Yorumlar
YORUMLAR
Yaşar ERDİNÇ
Atilla Yesilada
N. Nuri SEVGEN
Burak GERCEK
Fatih BOZKURT
Mehmet KEPEZ ile RANDORI
Uzeyir DOGAN
Fatih Yeğenoğlu
GOKHAN TASPINAR
Cetin UNSALAN
NURGUL CHAMBERS
Hakan YIGIT
Kerem ALKIN
Levent DURUSOY
Cemil Ertem
Cengiz KILIC
Ismet Demirkol
Hamit Bozkurt
Kaan Sariaydin
YAZARLAR
İLETİŞİM

17 Mart 2010         Günlük Analiz

FED ne Dedi? Strateji Ne Olmalı?

Yasar ERDİNÇ

 21 Aralik 2009        DERİN Bakış

 
 PROJE FİNANSMANI
(PROJECT FINANCE)

    Nurgül CHAMBERS

26 Ocak 2010       Referans

Erhan Aslanoğlu

FED Faiz Artırımlarına Başlamalı

Erhan Aslanoğlu

RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD

 

Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için

ESİN ÇETİNEL

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

 

Kitabımı bütün  DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.

http://www.ideefixe.com/

http://www.kitapyurdu.com/

http://www.scala.com.tr/

 Hakan YİĞİT - Ankara Havası

Hakan Yiğit, Ortaokul döneminde, 1976 yılında Demokrat İzmir'de gazeteciliğe başladı. Tüm öğrenim hayatı ve de yaşamı boyunca hiç ara vermeksizin haberci olarak yazmaya devam ediyor. 1980'li yılların başından bu güne ağırlıkla siyasi ve politik haberler yapıyor. TBMM, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık muhabiri olarak Yeni Asır, Milliyet, Sabah, Habertürk gazeteleri, televizyonlarda ise Habertürk, ATV, CTV ile devam eden yurt içindeki çalışmaları,  Anadolu Ajansı, TRT, NTV ve Kanal-e (CNBC-e)'nin Avusturalya temsilcisi olarak yurt dışında da devam etti. Halen Business Channel'ı Ankara'da temsil ediyor ve  yurt dışı merkezli gazete, dergi ve radyo ile televizyonlara siyasi analizler yapıyor. Dünya Spor Yazarları Birliği, PMD, CBBMD, TSYD, ÇGD, FMD, MGD gibi dernek ve kuruluşların üyesidir.

Friday, 11 September 2009

EKONOMİ TIKIRINDA MI?

 

11 Eylül 2009 Cuma

Dibini bulduk mu, ya da gördük mü?

Neyin dibi?

Ekonomideki durgunluğun!

İyi de nasıl göreceğiz?

Nereye, nasıl bakacağız?

Amerika’daki işsizlik oranlarından tutun da İzlanda tümden satılıyor mu sorularına kadar giden değerlendirmeler, yanıt aramalar yapılıyor.

Medyanın her çeşidinde bunlar yorumlanıyor. Teğet mi geçti yoksa bizi de teyelledi mi, iliştirildik mi gibi saptamalara tanık oluyoruz.

İyi de vatandaşın durumu nedir?

Genellikle yorumcuların az ya da çok geliri olan ve en azından işini kaybetmemiş kişilerden olma şansları var. O nedenle tespitlerinin tümünün doğru olduğunu öngörmek çok zor.

Ankara’da gazeteci olmak gerçekten çok ama çok zor. Hele hele böyle ekonomik zorlukların yaşandığı dönemlerde işimiz daha da zorlaşıyor. Çalan telefonların çoğu haber kaynaklarınız yerine size bir şekilde ulaşanlardan geliyor. Talepleri nerede olursa olsun maaşı da önemli değil bir iş..

Bu telefonlar benim için bilinenlerden farklı bir göstergedir.

Ama başka tespitlerim de var.

İstanbul’a acil bir şekilde gitmem gerekiyordu. Zamana karşı yarış için doğal olarak uçak kullandım. Öğlen 12 uçağına yetiştim. Havaalanına giderken yer endişesi yaşamıyordum. Öyle ya saat öğlenin 12’si İşi olan sabah gider dimi!

Ama öyle olmadı. Yer yok. Yedek yazalım dediler. Beklemeye başladım. Bu arada isterseniz Business Class uygun dendi. Ama fiyat uçuk. Zaten normal bilet de 119 lira. Neyse gelmeyenler oldu ve yedekten bindim. Doğal olarak uçağa son olarak giren birkaç kişiden birisiydim. VIP bölümünde bir THY kaptanı oturuyor. 3 sıra boş. Sonrasında ise bir tek boş yer yok.

Vay be Türk halkı artık gerçekten uçmaya başlamış, ekonomide işler iyiye gidiyor galiba diye düşündüm. Ama yine de bu saatte bu kadar dolu bir uçak ve önemli sayıda türbanlı hanım da olunca hostese sordum;

- Hac kafilesi ya da bir sporcu grubu falan mı var?

Hayır, her zaman doluyuz.

- Bu saatteki uçuşlarda mı?

Evet.

Aldığım bu cevap şaşkınlığımı daha da arttırdı.

- Ben yedekten bindim şanlıymışım deyince de,

Şirketler ve özellikle avukatlar haftalar öncesinden 29 liradan başlayan fiyatlarla biletleri alıyorlar. Genelde onların programları değişiyor ve yer açılıyor, dedi.

Sonra yanımdaki bir bayan söze karıştı;

“Ben de bir hazine avukatıyım. Duruşma saatlerine göre bilet alıyoruz. Ama bazen değişiklik oluyor. O zaman gidemiyoruz.”

-Ankara dar mı geldi? Diyorum.

Hazine, SGK gibi kurumlarda kaç avukat var biliyor musunuz diye soruyor.

-100 diye sallıyorum.

Hayır sadece Ankara’da bini aşkın diyor ve ekliyor. Ekonomik krizle birlikte bizlerin işi çok arttı. Anadolu’nun her yerine gider olduk.

- Neden?

Devlet gelirini arttırmak için.

- Siz ne için gidiyorsunuz?

Hazine alacağı için. Bir şirketin avukatlarıyla buluşacağız. Bu uçakta tanıdığım en az 5 avukat daha var. Onlar da benzer durumda diyor.

Meydana indiğimizde yavaş yavaş park yerine doğru ilerlerken aniden durduk. 3-5-10 dakika geçti. Sonra kaptan şu anonsu yaptı;

- Bizim yanaşacağımız park alanında başka bir uçak park ettiği için beklemek zorunda kaldık.

Yine 3-5-10 derken kaptan "Boşalıyor" diyerek müjdeyi verdi. 5 dakika sonra da yanaştık. Uçaktan çıkarken kapıda bizi uğurlayan kabin amirine takıldım;

- Kaptan yerini kaptıranı şikayet etti. Hangi havayolu milli havayolumuza yer vermedi ki?

Anadolu Jet.

- Yani THY'nin yan cebi.. Rekabet mi var?

Hayır. Geç gelmiş anca bakım felan hazırlandı ve kalktı.

Hmm dedim ve Atatürk havaalanından doğruca görüşmeye sonrasında da kendimi Taksim’e attım. Biraz dolaşayım diyorum. Aman Allahım adım başı “Ver bi 1 lira” diyen. Turistleri adeta yürütmeyenler.

Bir kafeye oturuyorum. Yarım saat içinde garson en az 10 kişiyi uzaklaştırıyor. Soruyorum, “Her zaman böyle mi?”

Evet, her zaman. Bunlar yine yiyecek istiyor. Azıtanlar da var, İnsanlar kelli felli gelip oturuyor, yiyip içiyor. Sonra hesap götürüyoruz, para yok diyor. Ölür müsün, öldürür müsün. Polis çağırıyoruz, ama karakoldan serbestler. Karın tokluğuna bulaşık yıkamak isteyenler bile geliyor. Durum hiç de iyi değil diyor.

Havaş durağına geldiğimde mis gibi simit kokuyor. Simidimi yerken soruyorum;

- İşler nasıl?

Sattığımı zor yerine koyuyorum.

- Nasıl yani?

3-4 kişi birden geliyor. Simit seçerken birkaç simidimi aşırıyorlar. Aç abi bu insanlar, aç.

Otobüsle havaalanı yolundayım. Önümdeki koltukta bir bayan telefonla konuşuyor. İstemeyerek kulak misafiri oluyorum. Çünkü ses tonu zaman zaman yükseliyor.

- Nasıl yani? Hiç mi? Ama nasıl olur? Bayrama da düzeltemezsek..

Meraklanıp bir şeyler sormak için doğrulduğumda yan koltuğa bir takım faturalar saçılmış. Elinde hesap makinesi..

Öğreniyorum ki, Diyarbakır’da şık bir butik sahibiymiş. İstanbul’a da bayram öncesinde teslim almak üzere siparişler vermeye gelmiş. Çok güzel modeller bulmuş. Ama o zaman az önceki sıkıntısının sebebi ne?

- Bugün çalışanlar yemek parasını ceplerinden vermişler. Yani, bırakın giderleri karşılayacak yemek parası bile kazanılacak satış yok. Diğer butiklerde çalışanlarla da konuşmuşlar. Onlarda da durum aynıymış. Şimdi bayramı bekliyoruz. Ama elimizdeki malları satıp nakde dönemiyoruz. Siparişler için ön ödeme yaptım ama arkasını nasıl getireceğiz hiç bilmiyorum. Mevcudu bile koruyamıyorum. Üstelik Diyarbakır başka kentlere benzemez. Düzenli geliri olan asker ve polis ile kamu çalışanları ve aileleri çok fazladır. Yani ortaya para çıkar. Ama son dönemde çıkmıyor. İnsanlar artık harcamıyor.

Havaalanındayım. İnanılmaz bir kalabalık. Ama bu defa elektronik biletim ve biniş kartım elimde doğruca güvenlikten geçip son bekleme bölümüne geçiyorum.

Güvenlikten geçenlere bakıyorum. Önemli bölümü kravatlı.Önemli bir bölümü de türbanlı. Birine sordum;

- Artık benim de bir işim var. Hem de resmi bir kurumda. Ankara Valiliği Sosyal Hizmetler Biriminde dedi.

Daha önce uçağa binmediği için yakınlarına uçakla gelmiş. Kendi parasıyla almış bileti.

Sonra uçaktayız. BC bölümü boş yine. Ekonomi sınıfı ise tam dolu. Hostese nedenini sordum;

- Artık iş adamları da tercih etmiyor. Ekonomi sınıfında önceden alınmış ucuz biletleri kullanıyorlar.

O zaman kimler BC uçuyor?

- Malum vekiller, bir de çok tanınmış kişiler, bazı gazeteciler, sanatçılar.

Yakınımdaki birkaç kişiye soruyorum; Asker, üniversiteye kayıt yaptırmak için gelen öğrenci ve özel şirketlerde çalışanlar var. Bir özel telefon şirket çalışanı anlattı;

- Yeni pazarlama teknikleri ve satış arttırmanın yolları üzerine eğitim aldık. Krizle birlikte sayımız gittikçe azalıyor. Bu eğitimlere her bölgeden 10 kişi katılırdı şimdi bire indi. Ben de gidip anladıklarımı orada anlatacağım. Ama ne yapsak da satışlar artmıyor. Zaten bize diyorlar ki, artmasa da aman azalmamasına çalışın.

Bu arada hala İstanbul'dayız. yaklaşık 40 dakika sıcaktan bunalmış halde pist başına ilerlemek için bekleşiyoruz. Kaptan sık sık anons ediyor. Kalkış trafiği yoğun, 9. sıradayızdan başladı 5-3 derken kalkıyoruz dediğinde 40 dakika geçmişti.  Arada bir hostla sohbet de ettik. Pist başında kalkış için bekleme rekorunun 1 saat 10 dakika olduğunu anlattı, şanslı olduğumuzu ima etti. 

- Ne oluyor ki? dedim.

Uçaklar adeta motor kapatmadan uçuyor. İnanılmaz yolcu var. Bu da uçakların bakım ve ikmal gibi her sefer öncesinde zamana karşı yarışa neden oluyor. Gecikmelerin bir sebebi de bu.

Bu arada bakın 40 dakikada neye tanık oldum. Pist başını bulmak için beklerken bir THY uçağından yolcular iniyordu. Sonra temizlik ekibi geldi. Daha kaptan içerdeyken temizliğe başladılar. Yakıt ikmali yapılırken yeni uşuş ekibi geldi. Yani uçağı getiren ekip daha ayrılmadan yeni ekip geldi. Selamlaşıp görev değişikliği yapıldı. Askerde nöbet değişimi gibi. Derken uçağın yeni yolcuları geldi, ardından bavulları yüklenmeye başlandı. Yaklaşık 35 dakika içinde bir uçak boşalıyor, yeni uçuş ekibi ve yolcuları geliyor ve muhtemelen 1 saat içinde de tekrar havalanıyor.

Peki uçuş ekibi değişti, tamam. Ya uçağın bakımı, acaba normal şekilde yapılıyor mu?
İnşallah yapılıyordur!

Ankara havaalanındayım. Havaş servisine bindim. Sadece birkaç kişi vardı. Sonra birden doldu. Ama gelenler gelen yolcu bölümünden değildi. Bilet parasını toplayana sordum;

- Ankara Büyükşehir Belediyesi şehir içi otobüs seferi başlattı. Biz 10 lira alıyoruz. Onlar 3.5 liraya taşıyor. Orası dolunca bize geliyorlar. Allahtan ayakta yolcu almıyorlar. Yoksa boş gideceğiz.

Bu gezi notları da gösteriyor ki, ekonomide olası diplerdeyiz hala. Halkımız varsa bile harcamamak için kasıyor. Türbanlıların yükselişini de unutmayalım. Şimdi trend türbanlı olmak, yada türbanlı eşin olması.
 

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 04:48 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 13 August 2009

ANKARA'DA İYİ İŞLER OLUYOR!

13 Ağustos 2009 Perşembe

Adalet ve Kalkınma Partisi belki de ilk kez toplumsal uzlaşı arıyor. Düne kadar pek çok uygulamada örneğin türbanda, örneğin mayınlı arazide dediğim dedik uygulamalar yapan ve muhalefeti yok sayan AK Parti iktidarı kürt sorununa demokratik çözüm arayşında ise kendi modeliyle ortaya çıkmadı.

Belki de çıkamadı. Çünkü, parti içinde bile Erdoğan'ın yokladığı nabızda çok farklı atışlar yaşandığı tespiti var. Buna bir de ABD'nin Irak'tan çekilirken arkada dikensiz, mümkün olduğu kadar sorunsuz bölge bırakmak isteğini de ekleyebiliriz. Yani ABD'nin bu işin içinde olduğunu söylemek mümkün. Çünkü artık PKK'ya ve uzantılarına ihtiyacı kalmadı. Başkan Obama da savaş ve düşman istemeyen politikalar izlediğinden PKK ile mücadelede müzakere süreci başlamış ve ivmelenmiş oldu.

Başbakanın değerlendirmesinden sonra Ankara'da dikket çeken iki gelişme yaşanamıştı. ABD Ankara Büyükelçisi arka arkaya CHP lideri Baykal ve DTP yöneticileriyle görüşmeler yapmıştı. Hemen ardından bana göre Baykalın söylemi değişti, ortaya bir yol haritası çıksın bakalım, görür ona göre değerlendiririz demeye başladı. DTP'nin de Washington'da temsilcilik açması izni çıktı. Yakında Bahçeli ile de görüşür mü ABD Büyükelçisi, hiç sanmıyorum. Ama bu süreçte Bahçeli'nin tavrına da ihtiyaç var.

Aslında tüm bu süreçte yaşananlar belki de Cumhurbaşkanının dediği gibi tarihi fırsatı doğuruyor.
Aslolan toplumsal uzlaşıdır. AK Parti hükümeti kürt sorunu ve PKK terörünü silahsızlandıracak çözüm arayışı için siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve aydınlar ile akademisyenlerden görüş alıyor.
Sonuçta bir düşünceler manzumesi ortaya çıkacak. Ne kadarı taleplerden pluşacak ne kadarı AK Partinin düşüncesi olacak bilemiyoruz ancak gerçekten bugüne kadar denenmemiş ve sonuç alacak gibi görünen bir döneme girdiğimiz kesin.

Üstelik ABD ve terörün hamisi olan pek ülkeyi barındıran AB'de bu işten memnunlar. Hiç şüphe yok ki, terör örgütüne oralardan da baskı gidiyor. Bunu Kandildeki Karayılan'ın açıklamalarında görüyoruz. Şimdi neredeyse tek talepleri İmralıdaki teröristbaşına özgürlükten geçiyor. Oradakinin de mesajlarında görüyoruz ki, şartlarının iyileşmesini istiyor. Yakında zaten İmralı'da arkadaşları da olacak.

ÖCALAN'IN DURUMU

Ama tabii Öcalan'la ilgili olarak şöyle bir amaç ve ideal var; 62 yaşında olmasından dolayı bir liderlik ve önderlik sürecini cezaevi dışında bir dönem Erbakan'ın olduğu gibi kısıtlılık haliyle devam ettirmesi beklentisi var.

Unutulmamalı ki, Öcalan'ın en büyük sailahı ve gücü PKK terör örgütüdür. Kendisi için de terör örgütünü bir anahtar olarak görüyor. Ne oranda kullanacak göreceğiz ama anahtarı herhalde teslim etmesi için kendi özgürlüğü ile doğru orantılı bir süreç yaşanmasını bekliyor olacaktır.

DTP ve Kandil'den vede İmralı'dan gelen ve gelecek mesajlarda hep vurgulandığı gibi af çağrısı bu defa masaya mutlaka gelecek beklentim var. Yaptığım temaslarda kamuoyuna açıkça seslendirilmemiş olmasına rağmen süreçte son aşamaya geldindiğinde "barış kutlaması" olarak bir çeşit af gündeme gelecek. Genel affı andıracak bir yapıdan bahsedenler var. Kuzey Irak’taki Mahmur Kampı’nın boşatılması da bu çerçevede kullanılabilir. Kandil'den Mahmur'a oradan Türkiye'ye. Bu kişilerin ve ailelerin nerede ve nasıl konuşlanacağı, istihdam, eğitim, barınma gibi konularda masada değerlendirmede. Bu konunun tarafları ise ABD ve Kürt yönetimi.

On yıllardır terörle uğraşmayan bir Türkiye'nin bölgede nasıl da palazlanacağı, lider ve ekonomik güç olacağını istemeyenler de var hiç şüphesiz.

Neden bu güçlerden birisi Washington olmasın?

Ne zaman ki, bir sorun var, bir sıkıntı var pazarlıklar, görüşmeler hemen terör üzerinden yapılmıştır. Yani Ankara'yı dize getirmek, taleplerinin karşılanmasını sağlamak adına sürekli terör kullanıldı, öne çıkartıldı.

ABD eki Başkanı Bush'un politikalarında etkin olan General Brent Scowcroft PKK'yı kullandığımız doğru' dedi.

Terör örgütüne yapılan yardımlar, ABD silahlarını NATO mühimmatlarını kullanmaları.. Yok Saddam çekilirken silahlarını toplamışlarmış. Ama TSK bunları yemedi ve belgeledi. Kandil'e inen ABD helikopterleri, iletişimleri ve görüşmeleri hepsi TSK'da kayıtlı ve bunları Başbakan Erdoğan bu defa kullanıyor.

Kandil'de olacak çözülmede yönetici konumunda olanlar için, ki 200 kişiden bahsediliyor, Ankara, yargılanmalılar diyor. Edindiğim bilgilere göre Irak merkezi hükümetinin yargı sisteminde bu işin olması Ankara'nın isteği. Ancak, elde ettiğim bilgilere göre bu yargılamanın Kuzey Irak Yerel Yönetim mahkemelerinde olması gibi bir çözüm de masadaymış. Yani, öğle 3. ülkelere transferleri değil de aklanıp sisteme, topluma katılmaları siyaset yapmaları sağlanacak.

Silahsızlanma ve kalıcı ateşkes için Ankara'nın nasıl bir düşünce içinde olduğunu Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun şu açıklamasında buluyoruz; “İnşallah önümüzdeki dönem sıcak takibe gerek duymayacak şartlar doğar. Sıcak takibi gerektirmeyecek şartları doğurmak önemli. Artık kapsamlı çözüm yolları arama ihtiyacı var.”

Muhalafet kanadında yükselen seslere gelince, toplumsal destek bulan bir model ortaya çıkarsa eğer, bu rüzgara karşı çıkamazlar ve nemalanmak için içinde yer alırlar. Şu anda, ama ya tersi olursa diye siyaset yapılıyor. Görünüyor ki, muhalefet de tarihi bir durumu tespit etmiştir. Ama bu bir fırsat mı işte bunu çözebilmiş değiller.

KÜRTÇE HER ALANDA

Cumhurbaşkanı Gül, bir ilçenin kürtçe ismini meydanda 70 milyona duyurmuştu ya. Arkası da geliyor. Yakında bölgede resmi kurumlarda Kürtçe bilen tercüman istihdam edilecek. Tv ve radyolar ile medyada da Kürtçe'ye özgürlük geleceği ve emniyet güçlerinde Kürtçe bilen personel kullanılacağı Ankara'da konuşuluyor.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 03:04 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 02 July 2009

ASKERE KONUŞMA YASAĞI YASAYLA
ALBAYLAR GENERAL OLAMAZ
YAŞ MAĞDURLARINA GERİ DÖNÜŞ
MGK'DA ASİMETRİK PSİKOLOJİK HAREKAT DERSİ



02 Temmuz 2009 Perşembe

Askere göre "kağıt parçası" hükümete göre aslı henüz bulunamamış "belge"yi yazdığı iddia edilen albayın tutuklanıp serbest bırakılması bir yana tutuklama talebinde bulunmak bile bu işte bir iş var diye düşünmemize neden oluyor.

Hem, söz konusu albayı ve diğer TSK mensuplarını MGK toplantısı olduğu gün davet edeceksin. Ve o toplantıda iktidara kağıt parçasının TSK'yı nasıl bir yıpratma amacı taşıdığı anlatılırken tutuklama isteyeceksin. Dilimiz elbette yargının siyasallaştığını söyleyecek kadar uzamadı.
Ancak size bu işlerin altındaki amaçları anlatacağım.
Ankara'da konuşulan senaryoları paylaşacağım.
MGK'nın 3 ay önceden 30 haziranda toplanacağı belli. Peki ya Çiçek Albay ve diğerlerinin ne zamandır sorgulanmalarını bekliyoruz?
- 2 haftadır.
Hani 29 haziranda çağrılmışlardı. Birileri "durun" mu dedi.
- MGK'dan bir gün önce kağıt parçasını belge kabul edip tutuklamak olmaz. Yarın yapalım, daha anlamlı olur.
Böyle bir bakış açısıyla yaklaşma olmadığına inanmak istiyoruz elbette.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmanın gizliliğine felan sığınarak sessiz kalmayı bırakması ve kamuoyunu derhal aydınlatması en doğru yol olacaktır.

Yoksa bugün için konuşulan fotokopinin belge sayılamayacağını itirazı inceleyen mahkemenin karara bağlamasıdır. Yani, başa sararsak savcılık makamı ve nöbetçi hakim tıpatıp hükümet gibi kağıt parçasını belge kabul etmiştir. Ama aynı deliller üzerinden inceleme yapan mahkeme heyeti hakimleri hayır belge olamaz demişlerdir. 24 saat geçmeden aynı konuda verilen iki ayrı karar. Gel de siyasilerin işin içinde olduğunu düşünme. Gel de tutuklamanın olduğu gece yapılan MGK sonrası toplantıda bu konunun ele alındığına inanma.

MGK demişken askere sivil yargı yolunu açan yada tersten okursak askeri yargının pasifize edilmesini içeren değişikliği Cumhurbaşkanı Abdullah Gül iade debilir mi?
Bir şekilde yasa geri dönecek.
Hükümet yeni bir düzenleme yapacak. Çünkü yapmak zorunda kaldı. Ama istediğini de aldı bana göre. Bunu detaylandıracağım ama önce yapılan düzenlemenin Anayasaya aykırı durumu içerdiğini vurgulayalım. Muhalefet de zaten mahkemeye götürmek için bekliyor. Eğer Köşkten onay çıkar ve Anayasa Mahkemesi de iptal ederse bir daha bu şekilde düzenleme yapılamayacağı için bu yasa bir şekilde geri dönecek.

Asıl soru şudur;
AKP bunu öngörmedi mi?
Mümkün olabilir mi böyle bir şey?
Asla!
Burada "ne kadar ilerlenebilirse o kadar iyidir" mantığı çalışıyor.

Bakın aslında bu (gerçeği ortaya çıkmadığı sürece ben de Genelkurmay Başkanının görüşlerine katılıyorum ve kağıt parçası diyorum) kağıt parçasını hazırlayanların öngördüğü bir durumdu. Bir şekilde danışıklık var gibi yansıyor Ankara kulislerine.
Başında beri bu işin içinde bir gizli gündem olduğunu savundum. Ve hasıl oldu.
Bu süreçte ne tartışılmaya başlandı?
- Askeri yargı.
Emir komuta içinde hareket eden, olayları ört pas eden bir kurum olarak tartışmaya açıldı. "Ne gerek var" dendi.
İşte bu arada AKP aslında istediğini tam almış durumda.
Askerlere sivil yargı yalunu açmanın amacı "AB'ye uyum için" dense de temel amacı bambaşka!
Nasıl yani?
Şöyle; Malum ordudan ihraçlar var. Bu kişilere yargı yolu kapalı. Şimdi ise birinci adım atıldı, askere sivil mahkemede yargılama derken gizli gündemde ikinci fasıl olarak yargıtayda özel bir daire kurulacak ve burada askeri davalara bakılacak.
Bu durumda asıl kale düşecek, fethedilecek. YAŞ'ta ordudan ihraç edilen subaylar sivil yargının yolunu tutacaklar. Yargıtaya başvuracaklar.
Örneğin, çatkapıda bir yerel mahkeme bir subaya geri dönüş kararı verdi, bunu özel yargıtay ceza dairesi de onadı.
Ne olacak?
TSK'nın irticai faaliyetleri nedeniyle ordudan ihraç ettiği isimler bir bir geri dönmeye başlayacak.
İşte amaçlardan birisi de budur.
Bunun gerçekleşmesi elbette AKP için sancılı olmaktadır.
Türbanda olduğu gibi gol yememek için de konuyu ne askeriyeyle ne muhalefetle tartıştılar. Bir gece ansızın geliverdi düzenleme.
Ortalığı toz duman etmeden yapalım dendi.
Başbakan dese de "Bu değişiklik darbecileri yargılamak için" böyle olmadığı artık ortaya çıkmıştır.
Hatırlatalım, her yıl yapılan YAŞ toplantılarında AKP hükümeti Erdoğan ve Gül vede Savunma Bakanı ile şerh koyuyordu. Yani aslında bu kişilerin yargı yolunun kapalı olmasını protesto ediyorlardı.
İşte size atılanların geri dönüş yolunu açacak gizli gündemin şifreleri.

Yasada, demoklesin kılıcı durumu

Tabi bir de yasanın şöyle bir "demoklesin kılıcı" durumu var.
TSK'nın tüm komutanları her an soruşturmaya maruz kalabilecekler.
Milletvekilleri hakkında onlarca dosya dokunulamadığı için yargıda beklerken örneğin Genelkurmay Başkanı bir basın toplantısı düzenlediğinde bir savcı çıkıp "Felanca ifadesi Anayasayı ihlale teşebbüstür. Hükümete karşı halkı kışkırtmaktır" deyip yargılama başlatabilir pekala.
Bu anlama geliyor, tek kelime ile istenen şudur;
KONUŞMAYACAKSIN
Yani askere, yasayla "konuşma" denmek istenmiştir.

Ergenekona etkisi

Başka bir amaç daha var!
Bu yasa yürürlüğe girerse ergenekon sanıkları askerler kesinlikle askeri mahkemelere gönderilmeyecek. Ya ne olacak?
Askerler sivil mahkemede yargılanacak.

Gülen'e önlem

Bir taşla bukadar çok kuş vurmak!
Valla helal olsun deyesim geliyor. Ama Ankara'da konuşulan bir iddia daha var. O da Amerika'ya uzanıyor. Malum cemaat lideri hakkında Kayseri'deki olayda halkı fişliyorlar diye sahte belgeler hazırlayan ve yakalanan 3 subayın ifadelerinden TSK'yı yıpratma ve küçük düşürme faaliyetleri için cemaattle temasta olduklarının belirlenmesi üzerine askeri savcılığın Fethullah Gülen için soruşturma açmak üzere olduğu, bunu öğrenen hükümetin meclis tatildeyken askerin harekete geçmesine önlem olarak sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını engelleyecek yasayı gerçirdiği kulislerede konuşulan bir başka detay.

Neden albaylar şüpheli oldu?

Bu albayların emekli olan birisi dışında hepsinin temel özellikleri nedir biliyor musunuz?
Bir; Kurmay subay olmaları,
İki; Liaklik ve Atatürk ilkelerine olan bağlılıkları ile öne çıkmış isimler olmaları.
Bunda ne var derseniz, şu var?
Bu subaylar ilk YAŞ toplantısında amiral olmayı bekleyen isimler arasında ön sıradalar.
Biraz resim netleşmeye başladı dimi..
Peki 35-40 gün iççinde netleşecek albaylıktan general ve amiralliğe terfi edecek isimler arasında bu albayların dosyaları YAŞ'da masaya geldiğinde neler olabilir?
Örneğin Başakan "Bu isimler terör örgütüyle ilişkileri nedeniyle şüpheli olarak görülmüşlerdir" derse ve "TSK şaibeli olan, demokrasiye ara vermeyi amaç edinen bir örgütlenmeye üye olamakla suçlanan kişilerin general ve amiral olmasına herhalde izin vermez. Ben de karşı çıkıyorum, onaylamıyorum" derse. Ki deme hakkı vardır ve söylediklerinin bugün itibariyle savcının şüpheli kişi sorgulamasıyla altı dolmuştur.
Belki gelecek on yıl içinde kuvvet komutanı ve hatta belki de Genelkurmay Başkanı olacak isimler arasında gösterilenler ne olacak? Ya albaylıkta bekletilecekler yada emekli edilecekler.
Bu ifadeler nedeniyle TSK'nın atama zincirinde, hiyerarşik komuta kademesi düzeninde aksamalar olacaktır. Buna bir de göreve iadeleri düşünürseniz.
Düşünmeyelim isterseniz diyeceğim ama, yazdım bir kere..
"TSK en kolay nasıl güvensiz, idealsiz, vizyonsuz, karmakarışık bir yapıya kavuşturulur" derseniz bundan daha ideal bir yol olabilir mi?
Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı, göreve dönenlerin askerden ihraç gerekçeleri de göz önüne alındığında TSK'da karşılaşılacak manzara ne olabilir?
Düşünmek bile birilerinin ellerini uğuşturmasına neden olacaktır.
Ama şunu da vurgulamam gerekiyor. Sivillerde olmayan liyakat ve hukuk askeriyede tam olarak uygulanmaktadır. Yani, hangi komuta kademesinde olursa olsun bir asker mahkemeden mahkumiyet kararı çıkınca suçlu olarak işlem görür, mağdur olur. Yani, bu albayların üzerine çamur sıçradı, o zaman artık onları tasfiye edelim denmiyor. Örneğin Albay Çiçek ve diğerleri haklarında kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmadığı için amiral olabilir. Zaten tuğamiral olma sırasında ve döneminde bulunuyor. Ancak, YAŞ'ta yine dediğimiz gibi hükümetin "olmaz" tavrı ile karşılaşabilir.

Rejimin bekçisi kim?

Bu güne kadar askerdi, ama Başbakana göre artık bu görev polisin olmuş da haberimiz yok.
Başakanın “Polis rejimin teminatı”dır demesi aslında bir dil sürçmesi yada polislerin gönlü olsun diye söylenmiş bir söz asla değildir. Yasada olmamasına rağmen söylenmiş olması son redece anlamlıdır.
Ve öğle okunuyor ki, iddia olunan Ergenekon terör örgütü soruşturmasında ön plana çıkan ve "adeta işi polis götürüyor" diyen iddiaların ortaya konduğu süreçte Başbakanın tersten okursak “Asker rejimin teminatıdır ama polis de” demeye çalıştığını, bu mesajı verdiğini tespit ediyoruz.
Bu bize bir detayı daha ortaya koyuyor. TSK ile emniyet arasında bir hadisenin var olduğunu gösteriyor. Bu konuda MGK'da konunun gündeme geldiğine dair duyumlarım var. Başbakanın da polislerin özel bir gününde gönlünü alma şevk ve gayret kazandırma amacıyla bu sözü söylediğini ifade etmiş deniyor. Ama mesaj bir kere alındı. Başbakan kamuoyuna bir vesile ile düzeltme yapmadığı sürece AKP'nin askeri, rejimin teminatı olarak görmediğine inanmak durumunda kalacağız.

Arınç'ın sorusu

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, "meyda üzerinden asimetrik piskolojik harekat yapılıyor" tespitinde bulunmuştu geçen haftaki basın toplantısında. Bununla neyi kastettiği MGK'da Bülent Arınç tarafından sorulmuş.

İlker Başbuğ önce kısaca "TSK'ya komplo kurulmuştur" yanıtı vermiş ve şöyle devam etmiş.

- Düzenli orduların ve klasik savaş metotlarının kullanılmadığı yeni ve acımasız bir yöntem. Asimetrik tehdit, yarattığı ani ve hazırlıksız durum nedeni ile ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerinde istikrarsızlıklarına neden olan, düşük seviyede kuvvet ve teknoloji kullanarak etkin olmayı amaçlayan tehdit algılamasıdır. Asimetrik harekat yapan grupların arkasında mutlaka küresel güçler ve küresel sermaye yer alır.

Bu güçler kendilerini riske atmadan ülkeleri içeriden fethetme, güçsüzleştirme için hareket ederler.
Amaç maddi ve manevi yıkım yaratmaktır.

Bu yanıttan Arınç ikna olmuş mu bilmiyoruz. Ancak MGK'nın son derece altı çizilen, vurguları yüksek tonda üsluplarla çetin geçtiğine dair duyumlarımız var.

Toplantı bitmiştir!

Bir de MGK sonrası toplantı var malum. Askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları konusunu Genelkurmay Başkanı açtığında Cumhurbaşkanı Gül, "bu konu MGK gündemi dışında özel görüşelim" diyerek MGK'yı bitiriyor. Sonra yan salona geçip etekteki taşlar dökülüyor. Erdoğan ısrarla "AB için" dese de Başbuğ doğrudan "ordumuzun hiyerarşik düzenini etkiler" uyarısında bulunuyor. Sonra Adalet Bakanı davet ediliyor. O anlatıyor; "Ordumuzun üzerindeki yük de hafifleyecek. AB uyum yasalarından birisi" diyor.

Toplantı sona ererken Gül, "askerimizin de hukuki gerekçelerle yasanın nasıl olması gerektiğini bildirmesini istiyorum" diyor. Kendisinin de hukukçulardan görüş alacağını gerekirse tekrar toplanabileceklerini söylüyor. Hükümetten de uyarıları dikkate alan çalışmaların sonuçlarını bildirmelerini istiyor. Bu tavrı nedeniyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü elbette kutluyoruz. AKP'nin içinden çıkan birisi olmasına rağmen hamen taraf olmamıştır. Sonradan ciddi gerilimlere yol açabilecek konuda tansiyonu düşürmüştür. Ama bunun ikinci perdesi mutlaka olacaktır.

Gül'ün sınavı

Burada Cuhmurbaşkanı Gül için de bir sınav yaşanıyor. Muhalefetin "hükümetin noteri" diye eleştirmesi ne kadar haklı bu tartışmada görülecek. İade etse, "asker bastırdı, dize geldiler, hizaya geldiler" şeklinde ileri görüşler yazılacak, söylenecek. Onaylasa "zaten noterden farkısız çalışıyor. Demekki bu yasayı birlikte hazırlamışlar" gibi eleştiriler gelecek. Yani gerçekten "arı" bir konuma gelip gelmediğinin ortaya çıkması için de bu yasa bir nevi test olarak görülüyor Ankara'da.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 02:54 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Friday, 05 June 2009


ERDOĞAN İSTEDİĞİNİ ALDI!

TOPRAĞI KÖYLÜYE KAPTIRMADI

VEKİLE GÖZDAĞI; BAĞIMSIZ OLUN O ZAMAN

05 Haziran 2009 Cuma

Suriye sınırımızın mayınlardan temizlenmesi işinde kim kazandı?

a) Muhalefet mi?
b) İsrail mi?
c) Maliye mi?
d) Başbakan mı?
Cevap; d) Başbakan Erdoğan.

Neden?

Çünkü, Bu yasanın aslında gizli gündemi vardı!
Biz yasa tartışmasının yaşandığı 22 günde ne üzerine yoğunlaştık?
- Toprağımızı İsraillilere vermemeyi.

Peki neyi tartışmadık?
- Toprağın gerçek sahiplerine verilmesini.

Yani 1970’li yıllarda devletin milli çıkarlar nedeniyle köylünün el koyduğu toprağını geri vermeyi, hazineye ait araziyi de reform yapıp bölge köylüsüne dağıtmayı cılız sesler dışında gündeme bile alamadık, tartışamadık.

İşte; Bu tartışmanın gizli gündemi budur.

Amaç hasıl olmuştur. Başbakan Erdoğan bir dönemin siyasetçisi Demirel’in “GAP’ı gaptırmam” dediği gibi araziyi kaptırmamıştır.

Kime?
Gerçek sahiplerine.

Peki haklı mıdır?
Aslında kısmen haklı bir durum var. 30-40 yıl önce sadece 1 köylüden alınan arazi bugün geri verilmeye kalksa en az 3-4 parça olacak. Böylece geniş çaplı bir yatırım olanağı olmayacak, belki de toprak işlenemeyecek.

Kardeşim toprak benim değil mi?
Ekerim ekmem sana ne deme hakkı olacaktır.

Aslında Başbakan bunu önlemiştir. Arazinin tamamında modern tarım yapılması ve belki de toprağın her metrekaresinin kullanılması sağlanmış olacaktır, yada olacaktı.

Malum muhalefet yasayı Anayasa Mahkemesine götürüyor. Cumhurbaşkanı Gül’den veto etmesini de istedi. Böylece yasa tekrar tartışma gündemimize gelebilir.

Bu Başbakanın toprağı kaptırtmayan gizli gündemidir. Ama başka detaylar daha var. AKP grubunda milli duyguları kabaran ya da son bakanlık değişiminde ve devam eden örgütlerin değişim sürecinde tepkili olan vekiller bu işte tepki vermişlerdir.

BAĞIMSIZ OLUN!

Başbakan bu durumun farkındaydı şüphesiz. Son grup toplantısının basına kapalı bölümünde söylediği şu sözler Ankara’da yankılanıyor;

- Bu yasa ge-çe-cek. Ben Başbakan ve AKP Genel Başkanıysam bana güveneceksiniz. Yok eğer endişe duyuyorsanız. O zaman bağımsız olacaksınız. Eleştirilerinizi burada yapın. Ama grup olarak hareket etmemiz gerekir.

Erdoğan’ın bu sözleri açıkça tepkili vekillere kapıyı göstermektir. Trenden inin demektir. Önemli sonuçları da olacaktır. Genel seçimlere 2 yıldan az bir süre kala, kongre sürecinde bazı sürpriz isimleri de partiden ayrılırken görmek olasıdır. Üstelik AKP’nin kare aslarından Abdüllatif Şener’in TP’si ve gerçek merkez sağ olma iddiasıyla birleşme rayına tekrar giren DP ile ANAP yol alırken bu trene binenler olur mu, olursa şaşmamak lazım. Çünkü Başbakan ortaya açıkça adını, Anadolu’daki deyimle kellesini koymuştur.

Peki ya inanılmaz yapıştırıcı olan karizması?
Bence öyle pasta cilayla falan kapanmayacak kadar çizilmiştir.

DEMOKRASİ GÖSTERGESİ

Çoğunluğa sahip olan düdüğü çalar prensibi yine çalışmıştır. Ama ciddi zorlanma, sürtünme ve patinajla.

Yasama ve yürütmeyi elinde tutan Çankaya’ya da kare aslardan birisini yerleştiren AKP, Mecliste tüm komisyonlarda da çoğunluk olmasına, tam saha baskıya rağmen hükümet yasa tasarısını 22 günde geçirebildi.

Bu muhalefetin etkinliği ve iç tüzükten elde ettiği haklarını kullanmakla oldu. Demokratik hakların kullanılmasını gerçi Başbakan “saldırı” olarak nitelendirdi ama olan budur.

- Ben çoğunluğum.
Eee, bende azılığım.

- O zaman haddini bileceksin.

Nasıl yani?
- Ben ne getiriyorsam o geçecek.

Ama yanlış.
- Bana göre doğru, ge-çe-cek.

Mantık budur.

Ama oldu da, olmadı işte!

Olan yasanın geçmesi ama olmayan ilk halinden farklılaşmasıdır. Muhalefet konuyu topluma mal etmiştir. Artık Türkiye’de herkes bu arazinin İsraillilere verilip verilmeyeceğini takip etmeye başlamıştır.

Bu muhalefet sayesinde olmuştur. Belki de bu nedenle AKP hükümeti aslında bakanlar kurulu kararıyla yapacağı işi Meclise havale edip yarın bir sorun çıkarsa meclis karar verdi bana ne diyerek sıyırmak isterken, yarın belki de İsraillilerin esemesi okunmayacaktır.

BU ARAZİ İSRAİLE LAZIM

Bu arada bizim sınırdaki toprağımızın geleceğine kafa yoranlar da var. Amerikan dış siyasetinin etkili düşünce kuruluşlarından CSIS'ın 14 mart 2009’da yayınlanan bir raporu var. Orada ne organik tarımdan nede mayının temizlenmesinden bahis var. O tampon bölgenin İsrail için inanılmaz bir kazanç olacağı üzerinde duruluyor. Türkiye-Suriye sınırı, İsrail’in İran’a saldırısı durumunda kullanılabilecek “optimum” yoldur deniliyor.

Bu açıdan baktığımızda anlaşılıyor ki, orada da perde arkasında cereyan eden görüşmeler var. Başbakanın ısrarı, ortaya adını koyacak kadar ısrarcı olması, tasarının ilk halinde ihale sürecinden hiç bahsedilmemesi, tartışma kamuoyuna yayılınca da şunlar olmazsa o zaman paket olarak hem temizle hem işlet modelini uygulayacaklarını tasarıya ilave etmeleri, hem de bunu tekriri müzakere denilen yöntemle yapmaları, ki aslında komisyona çekip orada tartışarak yapılması gereken işi meclis genel kururlunda yapmaları, yani zaman kazanmaya çalışılması..

Tüm bunlar üst üste geldiğinde muhalefetin komplo teorilerini de destekleyen bu raporu eklersek aslında daha büyük bir resim olabilir mi diye kuşku duymamak mümkün görünmüyor.

İsrail ile ne anlaşmalar yapıldı, ABD’ye ne sözler verildi bilmiyoruz elbette. Ama acaba şu halen teslim edilmeyen gözlem uçakları heronla ilgisi var mı ki?

Yoksa Ankara, İsrail ve ABD’nin İran üzerinde baskı yaratmasına yol açacak bir model geliştirilmesi amacına mı hizmet ediyor? Bunu da bilmiyoruz.

Bu yoksa Obama’nın sözünü ettiği model ülke olmamızın bir sonucu mu?

Yani bugüne kadar hiç örneği olmayan bir ilişkiler süreci.

Diğer taraftan ABD’nin Pakistan ve Afganistan ilgisi. O kanattan da İran’ı çevrelemek. Bizim taraftan da İsrail’i İran’a adeta sınır komşusu yapmak. Diyelim İsrailliler aldı. O bölgeye binlerce askeri araç soksa ne diyeceğiz. ya biz mayını böyle temizleyeceğiz derlerse ne yapacağız.

Özetle Başbakan Erdoğan istediğini almıştır. Ama acaba hangi gizli gündem oluşacaktır. Bunu zaman içinde göreceğiz.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 12:50 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Monday, 25 May 2009

AKP, DTP’lileri vermez!

DTP'ye emir İmralı'dan

Kandil'den Ankara'ya tehdit mesajı.. 

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Gerçekten de durum bu kadar basit. AKP, DTP'lileri vermez. Çünkü daha O’nlara ihtiyacı var! Malum DTP'liler mahkeme tarafından davet ediliyor. İfade vermeleri için davet yazısı Meclis Başkanlığına gönderiliyor. Tebliği Meclis yapacak. Aslında Genel Sekreterlik yazıyı havale ediyor, dağıtıma da giriyor. Ama DTP'lilerin sekreterleri yazıyı vekillere teslim etmeden bunun kaosa yol açacağı, Meclis Başkanlığının DTP'lilerin Meclis'ten polis zoruyla çıkarılmasına onay vereceği anlamı taşıyacağı fark edilerek teslim edilmesi önleniyor.

Peki neden?
Çünkü, tarihi fırsat kaçırılmış olabilir!

"Ortam hiç bu kadar çözüme uygun olmamıştı" söylemleri bizzat Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından seslendirilirken, hatta muhalefet bile çözüm önerirken her ne kadar Erdoğan DTP’lileri Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden sonra dışladıysa da bugünlerde DTP’lilere randevu vermeye hazırlandığı bir ortamda DTP'lileri Meclis'ten karga tulumba götürmeye seyirci kalmak..

Bu AKP'nin hiç işine gelmez. Yani Meclis Başkanlığının bu şekilde yerim dar demesi aslında AKP'nin daha da özele inersek doğrudan Başbakan Erdoğan'ın istediği üzerine gerçekleşmiştir.

Ankara'da hükümet farkındaki hava, DTP'liler olmadan bu çözüm zor görüşüdür. Bu durumda yakında onların da kabul edeceği bir çözümler silsilesi ortalığa saçılacak gibi görünüyor.

Terör örgütü ile olan bağı, İmralı’dan yönetildiği, terörü desteklediği gibi iddialar yüzünden Türkiye'nin bölünmesini istedikleri gerekçesiyle kapatılma davası Anayasa Mahkemesinde karar aşamasında olan DTP neden bu güne kadar kapatılmadı?

Onu da AKP istemiyor. Ankara'da konuşulan şu ki, siyasi iktidar Anayasa Mahkemesinin gündemine de hakim. Çünkü, biliniyor ki, dava gündeme gelse DTP kapatılacak. Bu aşamada kapatılması ne anlama geliyor?

 Terör örgütünün Meclis'te bir şekilde kabul gören uzantıları her türlü korumadan uzak kalacak ve hemen hepsi daha birkaç ay önce seçilen belediye başkanları da dahil ya yasaklı olacak yada tutuklanacak.

İşte, AKP bunu istemiyor.

Şu anki AKP'nin düşündüğü fırsata göre bunlar teferruat. DTP'lilerin ifade vermeleri süreci uzatılacak, ötelenecek. Nitekim dün Meclis Başkanlığı AKP MYK toplantısında konunun tartışılmasından çıkan sonuca göre bulunan üçüncü yolu uyguladı ve mahkemeye "DTP'li vekiller Ankara'ya hiç uğramıyorlar. O nedenle talimatınız kendilerine ulaşmadı. Ama sekterlerine verildi" resmi yazısı iletildi.

Açıkça mahkeme aldatılıyor, atlatılıyor!

Meclis Başkanlığı mahkemeyi bu yazısıyla kandırmıştır. Hukuka dolanılmıştır. Meclis'te benim gördüğüm DTP'lileri başkanlık ve orada emirlerinde çalışan yüzlerce personel, güvenlik görevlileri göremeyecek! 

"Ben düşünce açıklıyorum, terörü desteklemiyorum" diyen DTP'lilerin gerçekten böylemi yaptıkları yoksa takiyye mi yaptıklarına kim karar verecek? Mahkemeler. O zaman, gideceksin ve düşüncenin terörle bağlantılı olmadığını açıklayacaksın. 

- Ben gitmem.

- Neden?

- Dokunulmazlığım var ya, ondan. Dokunamazsınız! Hele bir dokunun tarihi fırsatı kovarım. Hem AB hem de ABD büyük abilerime söylerim.

Ama gerçek tabii ki hiç de böyle değil. Bakın neler olmuş bu süreçte

DTP'ye emir İmralı'dan!

DTP'liler sahiden neden gitmedi? Sadece "Madem kimse gitmiyor biz niye gideceğiz" görüşümü? Asla.. Çünkü kendilerine verilmiş, iletilmiş bir emir var!

İmralı'daki cani avukatları aracılığı ile Ankara'daki vekillerine şu mesajı iletmiş; "Mahkemeye gitmek teslimiyettir. Teslimiyeti kabul etmek ise alçaklıktır. Mahkeme tuzak. Giderseniz içeri alınırsınız. Dokunulmazlıklarınızı kullanarak her türlü tedbiri alın!

Yani, İmralıdaki terörist başı "TC Devletinin mahkemelerini tanırsanız bütün yelkenleri indirmiş olursunuz. Kuyruğunuzu dik tutun" talimatıyla aslında devlete başkaldırıyı, bölücülüğü tırmandırmaya devem etmiş oluyor.

Peki bu arada tarihi fırsat ne?

AKP kulislerinde konuşulanla kamuoyuna açıklanan farklı. Yöneticilerimiz devlet üst kademesinde tam bir uyum bulunduğunu belirtip bunu fırsat olarak gösteriyorlar.

Ama durum gerçekten böyle mi?

Burada böylesi fırsat kadar bir dayatmadan da bahsediliyor. Yoksa fırsat bir dayatma mı? Dayatma kimden gelebilir? ABD'den, AB'den. Özellikle de Washington yönetimi "Ben gidiyorum iyi geçinin ha.. Şu terör örgütü ile anlaşıverin" diyor. Irak'ta en azılı direnişçileri Sadr ile bile anlaşan ABD, Ankara-Erbil-Bağdat ve Kandil'i belki işin içine İmralı’dakini de dahil ederek çözüm istiyor.

Bunu ne zamandır diyor?

Taa 2005'den bu yana. Terörle Mücadele Koordinatörlüğü kurulmuştu malum. O zaman askerler Kandille temas kursun anlamına gelen Barzani'yi işaret etmişti. Asker, emeklisi de olsa buna yanaşmadı. Sonunda AKP hükümeti devrimci bir inisiyatif koydu ve müzakereler başladı.

Bu arada örendik ki, Cumhurbaşkanı Gül, Tamil ayrılıkçılarının liderlerini öldürüp terörü bitiren Sri Lanka liderini arayıp nasıl yaptınız bu işi diye sormuş. Çok basit anlatmış aslında. Önce dış desteği kesilmiş. Sonrada temizleme harekatı.

Buradaki ders ve konu, dış yardım. Hiç bir terör örgütü dışarıdan destek almadan, bu hem silah hem siyasi hem de fikren olabilir terör hareketi yapamaz. TSK uzun zamandır ne diyor; "Sadece askeri çözümle sonuç almak olanaklı değildir. Hükümet de elini taşın altına sokmalıdır."

Peki tarihi fırsatta somut ne gelişmeler olacak?

Dağdakiler de dağdakiler.
Son günlerde hükümet kanadından yapılan açıklamalarda sürekli bu vurgulanıyor.
Yani ovadaki ve şehirdeki değil de dağdaki.
Dağ neresi?
Kandil..
Kandil nerede?
Kuzey Irak'ta.
Peki DTP'liler çözüm için adres olarak nereyi ve kimi gösteriyorlar. İmralı’daki caniyi.
İyi de orası deniz ortasında bir ada değil mi?
Tamam ada, ama önemli değil, orada da yükseltiler var. Onunla da görüşülsün.
Kandile dolaylı aracılar Ankara-Kandil-Ankara trafiği yaparak gidiyorlar. Yani temas artık aleni olarak başladı. İmralı’dakiyle de görüşülüyor olabilir mi?
Şu anda bilgimiz yok. Ama yakında yine sivilden bir zata görüşme izni verilirse şaşmamak lazım. Malum birkaç ay sonra İmralı’ya mahkumlar gönderilecek.
Caninin arkadaşları kimler olacak, görüşmeler nasıl olacak?
Bu da son derece önemli. Ama kastım bu değil. Tıpkı Kandile sefer düzenleyenler gibi şu anda Ankara'dan talimat bekleyenler olduğunu biliyoruz.
Böylesi bir görüşmenin olabilirliği konuşuluyor.

Diğer bir detay da bağışlama. TC Devleti büyüktür bağışlar! Yakında bu söylemin yeşereceği konuşuluyor. Yani dağdaki teröriste af değil de değişik bir söylemle yaklaşılacakmış. Affediyoruz demeyeceğiz.

Peki ya ne diyeceğiz?

"Devlet Babadır" bağışlar.
Affetmek yok bağışlamak var.
Peki ya işin sosyal boyutu!
Silah bıraktık dediklerinde yüzlercesi aramızda olacak. Koruculuk sisteminde 70 bin kişi var. Ayda 700 lira maaş alıyorlar. Onlar ne olacak?

Ne iş nede aş var. Şimdi Ankara'da devlet kademelerinde harıl harıl bölgeye özel yatırım projeleri hazırlanıyor. Devlet destekli - teşvikli istihdam ve üretime dayalı yatırım.

Kandil'den Ankara'ya gelen mesaj

Bu arada bir süre önce, İstanbul-Ankara-Erbil-Kandil, Kandil-Ankara-İstanbul trafiği yapılmıştı malum. Bu konuda henüz sırlar açığa çıkmadı. Ankara'nın terör örgütüyle mesajlaştığı ortada. İyi de ne dendi?

Ankara, "Silah bırakın gerisi kolay, sizi aramıza alırız" diyor.

PKK ise "Yok yaa. Biz olmasak bugün tartıştığınız köy isimleri, Kürtçe yayın, eğitim, dilekçe vs hakların hiçbrisini tanımazdınız, tartışamazdınız. Bunlar yetmez" diyor. Ankara'da kulislere yansıyan detaylarda çarpıcı unsurlar var;

Karayılan TC Devletinden açıkça yerel parlamentosu olan bir bölgenin yönetimini istiyor. Üst yapı Türkiye ama alt yapı özerk bölge.. Yani, "Bakın bağımszılıktan vazgeçtik" demişler.

Ankara'ya süre!

Kandil'den gelen meajda bir de süre var. 6 bin teröriste Karayılan 1 Haziran'a kadar eylemsizlik emri vermiş. Yani, 1 kalan hafta içinde önemli gelişmeler olmaz, adım atılmazsa terör saldırıları başlayabilir diye açıkça tehdit de edilmiş durumda TC Devleti. 

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 03:21 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Friday, 17 April 2009

Dolmabahçe görüşmesini çözdüm!

17 Nisan 2009 Cuma

Konu; Darbe girişimleri

Yakın tarihimizin en önemli görüşmelerinden birisidir Dolmabahçe zirvesi. Hala sır olarak kalan ender görüşmelerden birisidir, Başbakan Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt arasındaki buluşma. Bugüne kadar pek çok önemli iddialar ortaya kondu. Ama hepsine de yalanma geldi. Öne sürülen iddialar biraz da belden aşağı vuruyordu. Ama ulaştığım bilgiler günümüzde yaşanan gelişmelere de anlam kazandıracak kadar önemli.

Pek çok detayla örtüşen bilgileri burada paylaşacağım. İlk kez pazartesi günü Cem TV’de Kahve Kokusu programında Atilla Yeşiladaya’ya verdim bu haberi. Aradan neredeyse bir hafta geçti. Ankara’da pek çok kesimden mesajlar aldım. Genel kabul oluşmuş görünüyor. Zaten ne Başbakanlıktan nede Genelkurmay’da yalanma da gelmedi. Demokrasinin üstünlüğü ilkesine bağlı kalma şartıyla darbe iddialarının üzerine gidilmesi konusunda uzlaşı sağlandığı iddiamı reddedeceklerine ihtimal vermiyorum. Bu konuda taraflara soru yöneltildiğinde ise verecekleri cevap şudur;

- O görüşme 2 kişi arasında olmuştur. Ve bir sır olarak kalma kararı alınmıştır. Bu iddiayı ortaya koyan toplantımıza katılmadığını göre…

Bunun ötesinde bir açıklama beklemiyorum.

1976 yılında başlayan meslek hayatımda bugüne kadar bir tek tekzip almadım. Bu tatlıya tuzluya dokunmadığımdan değil tam aksine ciddi tartışma yaratan haberler imza attım, tıpkı bugünkü gibi.
Haa bir tane var.

2. körfez savaşı başlamış, Ankara’da bir tek Genelkurmay karargahında tüm ışıklar yanıyor. Ortada ne makamına giden Başbakan nede bakanlar var. Böyle bir ortamda o günlerde Habertürk Gazetesi’nin Ankara Haber Müdürüyüm.

ABD Savunma Bakanının Ankara’nın kararını öğrendiğinde bizim Genelkurmay Başkanını telefonla aradığını hesap sorar mahiyette konuşma yaptığını, destek vermemekle eleştirdikten sonra “çok can kaybımız olacak” diye telefonu duvara fırlattığını yazmıştım. Hemen o günlerde Sabih Gökçen Havaalanını da istediklerini yazdıktan sonra bombayı patlatmış ve Amerika’nın Irak’ı Türk hava sahasını kullanarak vurduğunu iddia etmiştim. Başbakan Erdoğan hemen her grup toplantısında haberlerimin manşet olduğu gazeteyi kürsüden sallar yalan yazıyorlar derdi. Ama kısa süre sonra Urfa’da düşen akılı füze ve yakıt tankları ortaya çıkmıştı.

Yine o günlerde bir devlet yöneticimiz, “siyaseten yazdıklarını reddetmek zorundaydık” demişti. İnanılmaz araştırma yaparım. Önemli güvenilen dostluklarım, arkadaşlarım var. Doğru zamanda doğru kişilere ulaşma becerisi de edindiğimi düşünüyorum. Daha da önemlisi dezenformasyona her haberde uğrayacağım kuşkusuyla yaklaşmak gibi bir önyargım var. Buna haber içinde haber yada haber yaparken haber olmak diyoruz.

Şimdi detayları vereyim;

İlk dikkat çekeceğim tarih 27 nisan 2007.

O gün iki önemli gelişme yaşanıyor. Önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün aday olduğu Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylamasının, salonda 367 mevcut bulunmadığı gerekçesiyle CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşındığı süreç başlıyor. Akşam saatlerinde ise 27 nisan 2007 gece yarısına doğru Genelkurmay Başkanlığının web sitesinden TSK e-bildiri yayınlıyor. Bildiri yayınlandıktan kısa süre sonra o gece Başbakan Genelkurmay Başkanını arıyor ama ulaşılamıyor. Ancak 28 nisan öğleden sonra dönüş oluyor. 28 nisanda AKP kurmayları toplanıyor ve karşı dik duruş kararı alınıyor. Ve başbakan ilk kez bu toplantıda az sonra açıklayacağım detayları sadece 3 kişilik parti üst yöneticisiyle paylaşıyor ve sır olarak kalmasını istiyor. İlerleyen saatlerde Cemil Çiçek, basın toplantısıyla, Genelkurmay'ın hükümete bağlı olduğunu ve yapılanı yanlış bulduklarını ilan ediyor.

3 gün sonra 1 mayısta anayasa mahkemesi 367 başvurusunu geçerli sayarak ilk tur oylamayı iptal ediyor.

2 mayısta Başbakan Erdoğan, o zaman Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için Anayasa değişikliğine gidileceğini, gerekirse 22 temmuzda vatandaşın önüne seçim sandığıyla birlikte referandum sandığı koyacaklarını söylüyor. (Bu aşamada anlaşılıyor ki Başbakan TSK ne yapacak bilmek, anlamak istiyor. Çünkü kendisinde bir takım bilgiler var ve ne olacağını kestiremiyor. Bir parti genel başkanı oylamaya girmemesi için aranıyor. Genelkurmay Başkanı nasıl bir Cumhurbaşkanı görmek istediklerini söylüyor.)

2 gün sonrada 5 mayısta Erdoğan, Büyükanıt'ı Dolmabahçe'ye davet ediyor. İşte sadece 1 haftada yaşananlar. Bu hiç de olağan bir süreç değil.

Tarih; 5 mayıs 2007.. Yer İstanbul Dolmabahçe’de Başbakanın çalışma ofisi. Başbakan Erdoğan’ın daveti üzerine konuk Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt.

Konu; Darbe hazırlıkları.

Başbakan bugün tartışılan darbe hazırlıklarını içeren bilgi ve belgeler üzerinde bir değerlendirme yapıyor.

Sonuçta Yaşar Paşa’nın desteğini alıyor Başbakan.
Ne için?

İddiaların soruşturulması için.

Yani sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven gibi isimler verilen darbe hazırlıkları hakkında Başbakan 5 mayıs 2007 de yapılan toplantıda bilgili ve belgeli olarak masaya oturmuş. 2 saat 15 dakikalık görüşme takip eden günlerde tansiyonun düşmesi, 'Dolmabahçe mutabakatı' olarak yorumlandı. Şunu önemle vurgulayalım ki, burada karşılıklı bir şantaj asla söz konusu değildir. Görüşmede ne Erdoğan ne de Yaşar Paşa masaya yumruklarını vurmamıştır. Mesnetsiz ithamlarda bulunmamış ve birbirlerini tehdit etmemiştir.

Hukukun üstünlüğü ilkesinde bir görüş birliği oluşmuştur. Karşılıklı hassasiyetlere özen gösterilmesi de prensip olarak karar altına alınmıştır. Aslında düğmeye o gün basılması kararı alınmıştır.

Bu en anlama geliyor?

Darbeci generallerin yargılanmasına gidilen süreç başlatılmış oluyor. İddia edeceğim ilave husus şu ki, bu darbe girişimi mutlaka yargılanacak. Yakında Örnek Paşa ve diğer adı geçen orgeneraller ifadelerine başvurulmak üzere davet edilecek.

Ergenekon yok

Bu arada uzlaşmanın hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık ve hassasiyetlere saygı gösterilmesi çerçevesinde yapıldığını hatırlatarak şunu vurgulamam gerekiyor. TSK bu hassasiyetin zaman zaman zeminini yitirdiğine inanıyor. Örneğin Orgenerallerin gözaltına alınması süreci ve muvazzaf subaylara yönelik operasyonlar.

Kim ne derse desin, birbirimizi kandırmayalım eğri yada doğru Türkiye’de bırakın bir generali askeriyenin bahçesinden bir saksı bile alamazsınız. Devlette konumunuz ne olursa olsun. Yani, darbe soruşturması ekseninden kayılarak gözaltılar yapıldığı endişesi vardır TSK da. Zaten Genelkurmay Başkanının Başbakana MGK eski Genel Sekreterinin gözaltına alındığı günkü ani ziyareti de bunun işaretidir. Keza 1. Ordu komutanının cezaevi ziyaretinde görüştüğü yada görüşmediği komutanlar da TSK’nın tavrını görmeye yeterlidir.

Genelkurmaya göre ergenekon diye bir yapılanma TSK da yok. Bu tamamen emniyet istihbaratının yarattığı bir yapı ve belli amaçlara hizmet etmek için ki bunun başında TSK’yı güvenilmez kılmak var, bu amaçlar doğrultusunda oluşturulduğuna inanılıyor, TSK’da.

Bu dahil pek çok sorunun yanıtını TSK’nın güncel konularda neler düşündüğünü 29 nisanda öğreneceğiz. 28 nisanda yapılacak MGK toplantısının ardından Orgeneral İlker Başbuğ basını karşısına geçtiğinde pek çok detayın aydınlanmasını bekliyorum.

Ama kimse TSK’dan hukuka, Anayasaya aykırı tavır, eylem ve söylem beklemesin.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 12:54 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Tuesday, 07 April 2009

OBAMA İSTİYOR AMA VERMİYOR

07 Nisan 2009 Salı

Değişin diyor. Neye, niçin değişeceğiz?

Ne değişim yapmamız gerekiyormuş, söylediklerinde detaylanıyor;

- Ruhban okulunu açacağız, 1915 olaylarından bahsetmemesi için Ermenistan sınırını açıp ilişkileri normalleştireceğiz, PKK için çözümü yerel Kürt yönetimiyle görüşerek arayacağız, İranla mesafeli olacağız, Rusların gazına gelmeyeceğiz, Afganistan’a asker göndereceğiz, ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesinde üzerinden geçilen ülke olacağız, KKTC de çözümü Rumlarla görüşerek arayacağız, AB için reformlara devam edeceğiz..

Bunu derken de kendisinden Amerika'dan örnekler veriyor. Ama değişimin dayatmacı, tepeden değil halktan gelmesi gerektiğini söylüyor.

- Beni müdahil etmeyin sorunlarınızla çekinmeden yüzleşin.

Bu “herkes ne istiyorsa alsın”a götürmez mi?

Geçmişin hesabını görün diyor. Osmanlının Ermeni olayları döneminde Genelkurmay Başkanlığını bile Alman generale emanet etmesiyle ben nasıl yüzleşirim!

Bugün ortada yepyeni bir TC Devleti var. Osmanlı olarak devam etseydi zaten hem Avrupa’nın hem de Amerika’nın işine gelen bir şekilde Son Osmanlı filmindeki gibi Galatasaray, Saint-Antep'le oynar, yurdumun her yerinde farklı renklerde bayraklar dalgalanırdı.

1915 oyalarına Ermeni soykırımı diye bakmak ve kabul etmek ilerde Türkiye'den tazminat ve toprak talebini de getirecek. Bunu görmüyor olabilirler mi?

Görmemeleri mümkün değil ama burada enerji yollarını çeşitlendirme var. Gizli gündem budur. Ama Ermenistan’a daha ileri gitme izni vermezler. Çünkü burada çok ciddi kazanımlar elde dilecek. Ermenistan Rusya'dan kopacak, Ortadoğu ve Asya'nın gaz ve petrolü Ermenistan-Türkiye üzerinden Avrupa’ya akacak. Hedef budur.

Peki Ermenistan Türkiye ilişkileri normalleşecek mi?

Cumhurbaşkanı Gül'ün Erivan ziyaretinden bugüne kadar İsviçre'de Türk, Ermeni ve İsviçre Dışişleri Bakanlıkları müsteşar yardımcıları düzeyinde inanılmaz sıklıkta görüşüyorlarmış. Bunu da Obama ziyareti vesilesi ile öğrendik.

Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı İstanbul'da Türkiye, Ermenistan ve İsviçre Dışişleri Bakanlarıyla buluşmasına yönelik içeriği Washington'da açıkladı;

Obama demiş ki;

- İşi artık resmileştirin. Anlaşma metnine dönüştürün. Ve bunu en kısa sürede yapın. İlişkilerin normalleşmesi için ne gerekiyorsa yapın.

Bu Obama'nın seçilmeden önce söylediği ve hala yutmaya çalıştığı lokmanın büyük olduğunu ortaya koyuyor. Kendisini de rahatlatacak hareket bekliyor. Ya Başkan olduktan sonra Türkiye'nin önemini kavradı yada bilinçli hareket ederek tarafları sıkıştırmanın yolunu açtı. Şimdi iki tarafa da "Söylerim, bak söylemem ha" diyerek baskı yaratıyor.

Rusyanın enerji kartını kullanmasını asgariye indirmek planlanıyor. Elbette Ankara'da da böyle okuyor. Ama, önemli olan bu yeni stratejik açılımı yönetmek. Açık politika yaparak, “Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğine karşıyız ama şunları verirseniz onaylarız” demekle bu işlerde ilerleme elde etmek mümkün değil.

RUHBAN OKULU

Ruhban okulunun açılması kimi memnun eder?

Anlamak için Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlardan gelen açıklamalara, duydukları memnuniyete bakmak yeterli sanırım. Onlara göre İstanbul hala "Konstantinapolis" Fener Rum patriği ile İstanbul'da diğer din adamlarından ayrıca görüşüyor. Bu ekümenlik olarak tanınmasından kaynaklanıyor. Obama da böyle okudu. Ama patrikhaneyi ziyaret etmedi.

Bunlar hep istek. Peki ne veriyor?

Topu elimize verdi gitti. Ne tarafa atacağız?

Kime atacağız bakınıyoruz. Vaatler ve uyarılar var. Ama, terörü bitirmek için somut adımları paylaşmadı, örneğin. AKP'ye, malum Hükümet yeni Anayasa için hazırlık yapıyor. Bir tahakküm olarak algılanacak değişime kalkışma dendi. IMF'nin kredi musluklarını biraz daha açması sağlanacak beklentisi Ankara'da konuşulur oldu. Bunun dışında siz aslansınız, kaplansınız. sürekli bir gaz durumu var.

ABD Başkanının Türkiye'ye öncelikli ziyaretini anlamak için aslında dünya haritasına bakmak yeter de artar bile. Türkiye gibi coğrafi konumu jeopolitik önem arz eden başka bir ülke yok. ABD Ortadoğu’da var olmak istiyorsa burada Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda.

İranla sorunlu, Irak, Suriye, Kafkaslar, Azerbaycan, Rusya, İsrail, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Afganistan, Pakistan.. Say saya bildiğince.. Türkiye tüm bu ülkelerle görüşen bölgedeki tek ülke durumunda. Nereye gitse kapı açık. AB üyesi olmasak da tüm Avrupa ülkeleriyle de iyi ilişkiler içindeyiz.

Yani Türkiye'ye gelmesi bir rastlantı asla değil. Bölgede bizim dışımızda her konuda mesai harcayacağı başka bir ülke yok. Irak'tan çekildiklerinde Türkiye'nin bölgedeki bir çeşit garantörlüğünü yaratmak istiyor.

İkili resmi görüşme

Beraberinde gelen ne bir işadamı nede bir sanayici var. Uçağında mı yer yok acaba?

Elbette yer var. Ama bu "Hamili Başkan yakınımdır" denmesinden uzak kalmak anlamına geliyor. Bizim liderlerin mehtumlarını bile resmi heyete kattıkları bir ortamda almamız gereken bir derstir. Yani "tamamen duygusal" dediğimiz durum yok. Tamamen siyasi ve politik bir ziyaret oldu. ABD artık güvenlik ve barış konularında NATO’yu ön plana çıkartan bir tavır ve durum değişikliği planlıyor. Temaslarım buna işaret ediyor. Bu değişim içinde de Türkiye'ye ihtiyacı var. Bu biraz Hint kumaşı durumu gibi aslında. Değerimizi, önemimizi birden mi anladılar? Biliyorlardı da ihtiyaç şimdi hasıl oldu demek daha doğru görünüyor.

İşte burada bu işbirliğini yapmak için Türkiye'nin kazanım elde şansı fırsatı doğdu. Ana eksen de PKK terörü ve Ermenistan üzerinde seyrediyor.

Düne kadar PKK kartını kullandıklarını deklare eden ABD şimdi bundan vazgeçmeye çalışıyor. Ama acaba PKK'yı uyutacak mı yoksa ortadan mı kaldıracak?

Bugün İranla ilişkiler iyi gidecek beklentisi ile ağırlıkla teröre destekten vazgeçiyorlar. Peki, yarın işler kızışırsa, bozulurlarsa ne olacak? O zaman kum canavarı gibi tekrar canlandıracakları bir şekilde mi uyutulacak? PKK şimdi bunun için mi ikna ediliyor acaba? Bu soruların yanıtlarını henüz tam bilemiyoruz ama konuşuluyor.

Mesajlar!

"Atatürk'ün bıraktığı en büyük miras laik demokrasidir" Demesi çok önemlidir. Türkiye'nin yönünün, yüzünün ne olması gerektiğini ifade etmesi çok anlamlıdır.

Bu AKP hükümetine de bir uyarıdır.

- Azınlık ve çoğunluk birbirinize saygı duyarak yaşamalısınız. Laik demokrasi ve Atatürk İlkeleri birinci önceliğiniz olmalı mesajını vermiş oldu.

Muhalefetle görüşmesi de aslında AKP iktidarına muhalefeti dışlayamazsın şeklinde okunuyor Ankara'da.

- Bizi beni örnek alın ve değişim için cesur olun, cesaretli olun, deniyor.

Yeni ortaklık tanımı da ortaya çıktı.

MODEL ORTAKLIK

Stratejik ortaklık adını kritik stratejik ortaklık olarak değiştirdi. Ilımlı İslam söylemi de bitti. BOP'dan da bahis yok. Tüm bunları "Türkiye'yi uçuracak" diye okuyanlar da var. TC Devleti için laik bir cumhuriyet vurgusu yapması ve köprü ülke olarak birlikte hareket etme çabasında olacağını söylemesi bunun altını dolduruyor.

Model Ortaklık yeni, yepyeni bir kavram. Türkiye'ye bir sempati duyulduğunu ortaya koyuyor. Ancak içinin nasıl dolacağı önemlidir. Demokratik, laik, modern bir cumhuriyet olan Türkiye'ye bu dönemde ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Hem de geçmişten daha fazla. Artık "her kuşu vurayım" pozisyonundan geri adım atıyor. Bunu görüyoruz Ankara'da

Köşk'te şunu dediği konuşuluyor;

- ABD'nin Irak'tan sorunsuz bir şekilde çekilmesinde Türkiye'nin desteği büyük önem arz ediyor. Türkiye'nin Afganistan'a lojistik destek platformu olarak oynayacağı rol de bizim için dünya barışı ve terörle mücadele için çok önemlidir. Bu sözleri Model Ortaklık açılımını dolduruyor.

Times gazetesi başyazısında şöyle diyor;

"Obama'nın Türkiye'yi vaaz kürsüsü olarak değil örnek olarak kullanması önemli. Türkiye, ileri demokrasiyle İslam'ın bir arada bulunabileceğini gösteren bir kanıt.

Bir örnek de Daily Telegraph da başyazısından;

"Türkiye'nin zamanı geldi" deniyor ve Türkiye sadece değerli bir NATO müttefiki değil, doğudan gelebilecek tehditlere karşı stratejik bir kale. Dış basın da değişen ve değişecek olan Türkiye'nin kendi ulusları için bir güvenlik unsuru olacağını ortaya koyuyor.

Dünyaya verdiği mesaja bakarsak

"İslam'la savaş yok. Savaşmıyoruz asla da savaşmayacağız"

Tersten okursak barış ve dostluk çağrısı var içinde.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 11:53 am   |  Permalink   |  E-mail this
Wednesday, 18 March 2009

PKK TASFİYE PLANI UYGULAMAYA KONDU MU?


18 Mart 2009 Çarşamba

EVET!
Bu tek kelimenin altını dolduracak pek çok bilgiye ulaştım.
Önemli bir bölümünü geçen hafta Cuma günü Cem TV’de “Haber 13” programında açıkladım. PKK’yı tasfiye planı için somut adımlar atılıyor demiş ve örnekler vermiştim.
Cumadan çarşambaya, eh hiç de fena değilmiş dimi bu konuda önde olmamız
Bugün medyada manşetlerde ve köşe yazılarında konu oldu.
Daha ileri boyutta anlık gelişen detaylara sahip olmak için fırsat buldukça Atilla Yeşilada ile sabah 8.45’de Kahve Kokusu’nda, 13’de de Volga ile Haber 13’de söylediklerimize kulak kabartın lütfen.
Ancak bugün yazma fırsatı buldum ama merak etmeyin yine şu ana yazılanlardan çok daha ileri detaylara yer vereceğim.
Benim geçen hafta Cuma günü söylediğimi dün Barzani CNN Türk’de açıkladı ve Erbil’de Kürt konferansının toplanacağını söyledi.
Bakalım, detaylarına şimdi;
Bu tamamen ezber bozacak yepyeni bir Kürt açılımı olacaktır.
Türkiye, İran, Suriye ve Irak’tan katılımlar olacak ve elbette Kuzey Irak yerel yönetiminden de.
Bu konferansın tek bir gündemi olacak;
PKK nasıl tasfiye edilir?
Yanıtı aranacak soru tam olarak bu olacak.
Hatırlatalım yakın dönemde ABD Dışişleri temsilcileri Türkiye’de nabız yoklamışlardı. Hem de her düzeyde. Basına sadece Kürt kökenli bazı isimlerle görüştükleri yansımıştı. Bu temaslarını Suriye ile, dolaylı yollarla İran’la, PKK lider kadrolarıyla, Kürt temsilcileriyle de yaptıklarını teyit eden bilgiler var.
Türkiye’de ise Dışişlerinden siyasi partilere kadar pek çok kesimle de görüşmelerde bulundular.
Bir hatırlatma daha yapalım; Obama’nın Güvenlik Kurumu Başkanı da üç hafta önce Ankara’ya gelmişti.Genelkurmay ve TSK ile görüşmelerde bulunmuştu. Bu ziyaretin Obama’nın Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşmelerden sonra Başkanın talimatıyla yapıldığını bir kez daha vurgulayalım.
Yani alt düzeyde ciddi ve hummalı bir çalışma var ve devam ediyor.

Ankara’nın ön şartı

Ankara ABD’ye beklentilerini dikkate almak için öncelikle PKK’nın sorun olmaktan çıkartılması için somut adımların atılması gerektiğini masaya koydu. Bir şekilde ön şart olarak talebimiz bu oldu. ABD temsilcileri Ankara’nın nabzını tutup notlar aldılar ve Washington’un yolunu tuttular. Elbette asıl detaylar Obama’nın ziyareti sırasında yapılacak temaslarda ortaya konacak.

Washington yönetimi Obama gelmezden önce veri toplamıştır. Ankara’nın hassasiyetlerini iyi biliyorlar ve bunun için nabzımızı tutuyorlar. Bu görüşmelerde ABD temsilcileri PKK’ya siyasi çözüm içeren planlama için yapılması gerekenleri içeren bir yol haritası belirlemek üzere notlar aldılar. Yani bu konferans daha önceden tarafların onayı alınarak gündeme geldi. Temenni aşaması geçilmiş durumda. Yani, bu konferansın ABD kaynaklı, destekli bir konferans olduğuna şüphe yok. ABD çözüm için tüm tarafları işin içine katmaya çalışıyor.

Bir kere şunu söyleyelim; Genel af olarak algılanacak bir girişim yok. Elbette seslendirmeler var. Elbette bir kesimin beklentisi var. Hatta sorunun çözümünün bu olduğunu söyleyenler de var. Ama Ankara halen yürürlükte olan yasaların yeterli olduğunu savunuyor.

ABD’den PKK’ya çağrı

Ankara’da beklenen açıkça ABD’nin terör örgütüne silah bırakma çağrısı yapmasıdır. Bunu ya Obama ile ya Irak’taki komutanları vasıtasıyla bir şekilde yapacaklar beklentisi hat safhadadır.

Şimdi detaylara bakalım;

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül çok önemli gelişmeler beklendiğini açıkladı. Hemen ardından Barzani PKK konusunda sorununun çözümü için diyalog içinde olduklarını söyledi. Ama “Bu diyalogun ayrıntılarını basına açıklamak istemiyorum'' diye konuştu.
Gelelim basına açıklanmayan Amerika’nın PKK’dan ne isteyeceği sorusunun yanıtlarını vermeye;

- Ankara-Erbil ilişkileri geliştirilmeye devam edilecek. Böylelikle PKK saflarından kaçışı hızlandıracak şekilde örgüt üzerindeki baskı artacak.

- Kürt Yönetimi Kuzey Irak'ta silahlı PKK'lılara izin vermeyeceğini ilan edecek. 'Kürt Silahsızlanma Manifestosu' yayınlanacak.

- PKK'lıların silahlarını Türk subaylarının gözetiminde ve medya tarafından izlenecek şekilde ABD'li subaylara teslim etmesi sağlanacak

- Türkiye'nin elini kana bulamamış olan PKK'lılara soruşturmaya uğramayacağı garantisi ile eve dönüş yolu açacak. Bu kişiler isterse Irak’ta kalacak.

- Ya lider kadro veya eli kanlı bebek katillerin durumu ne olacak?
Onlara da teslim olmaları çağrısı yapılacak. Irak’ta yargılanmaları yönünde çalışmalar var.

- Bu gerçekleşmezse silahlı operasyon son seçenek olacak.

Bu arada somut adımlar da atılmaya başlandı. 17 Şubat'ta Erbilde “PKK terörüyle mücadele ortak komuta merkezi” resmen faaliyete geçti.

TSK, ABD Merkez Komutanlığı'nın Florida’daki merkezinde bir irtibat bürosu açtı. Pentagonun Türkiye’ye istihbarat sağlayan insansız hava aracının sayısını ikiye çıkardı.

Ankara Kürtçe yayın yapan TRT 6’yı açtı. Üniversitelerde Kürdoloji bölümlerinin açılması için düğmeye bastı.

Fethullah Gülen’in desteklediği konuşulan Abant Toplantısı Erbil’de yapıldı.

Tüm bunlar neye işaret ediyor. ABD yeni Ortadoğu açılımında, denkleminde PKK’yı terör örgütü olmaktan çıkarmayı hedefliyor.

Ya da tersten okuyalım;

PKK artık destek değil köstek olma aşamasına gelmiştir. Bir pazarlık süreci, tehdidi olmaktan da çıkarılması gerekmektedir. Besleyip büyüttükleri yılanın yuvasına çomak sokma ve başını ezmek için düğmeye basılmıştır. Çünkü terör örgütünden yeterince faydalanılmıştır. Hem Türkiye üzerinde hem de Saddam’ın Irak’ı ve İran üzerinde faydalı olmuştur. Amerikan silah sanayisinin Türkiye’ye olan satışı ve siyasi baskılar, kurdele olan kırmızı çizgiler hep terör örgütünün varlığı ile oluştu.
Ama şimdi, İran’a zeytin dalı uzatıldı. Türkiye’den yeni beklentiler oluştu; NATO, Afganistan, İran, Irak’tan çekilme, Suriye, İsrail, Filistin vs.

Gelelim Talabani’nin sözlerine!

Çok mutlu ve umutluymuş.

Nasıl mutlu olmasın ki, ABD sırtını sıvazlayıp istediklerini yaptırırken O rüyasında bile görmeyeceği şekilde Irak Devlet Başkanı olarak ayaklarının altına serilen kırmızı halılarla karşılanıyor. Bugün için başka bir şey söylemesi asla mümkün değildir.

Ama unutmayalım o Talabani ki, bir Kürt kedisini bile Türkiye’ye vermem diyen isimdir.

O Talabani ki.. 1. sınır ötesi kara operasyonunda TSK ile anlaşarak yapılan planlamada TSK’yı kandırıp, aldatıp sıkıştırılan en az bin PKK’lı teröristi kurtarmıştır ve onları aşiretinin içine almıştır. Ki bu nedenle PKK üzerinde etkinliği vardır.

Şimdi ABD Irak’tan çekilmeyi programlamışken başka bir şey söylemesi mümkün değildir. Aman tamamen gitme, en azından Kürtleri kollayacak kadar birlik barındır. Al sana üs kuracağın yer diye yalvar yakar olmuş bir kişidir.

Ankara kendisine önem veriyor ama sadece PKK üzerindeki etkisini kullanmasını bekliyor. Yoksa pek çok kere görüldüğü gibi takiyye yaptığı da göz ardı edilmiyor. Kürt lider kendisini ve ideolojisini reddeder mi Allah aşkına. Rüya, hayal felan diyor, Kürt devleti için. Görünen o ki, şunu fark ediyorlar o gün, bugün değildir. ABD kendilerine ne rol biçerse onu oynamak durumundalar. Kendilerine çizilen bir yol haritası var. Detaylarını tam bilmemiz mümkün değil ama Obama geldikten sonra resim biraz daha netleşecek şüphesiz.

POSTED BY: Hakan YİĞİT AT 01:40 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Bilgi Güçtür

DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39
MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL

TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

18 Mart 2010              Webani

YENİ: Orta Krallık’da Zor Kararlar

Atilla YEŞİLADA

17 Ekim 2009     Finans-Politik

 Geleceğe Yolculuk Şimdi Bu Topraklarda Başlıyor

Cemil ERTEM

 

BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com

18 Mart 2010 -        AKŞAM

 

Asaf, IMF ve bütçe

 
 

Deniz GÖKÇE

 

30 Aralık 2009-           REFERANS

 

Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor

 
 

 Kerem ALKİN

17 Mart 2010 -       HABERTURK

 

İşgücü verileri kötü değil

 
 

Ercan KUMCU

 

18 Mart 2010 -          RADİKAL

 

Mahfi Eğilmez

Bütçe dengesi ve nakit dengesi

 
 

Mahfi EĞİLMEZ

 

18 Mart 2010 -        VATAN

 

Şubat bütçesi

 
 

Asaf Savaş AKAT

 

13 Mart 2010-      RADİKAL

 

Taner Berksoy

IMF masalının sonu

 
 

Taner BERKSOY

15 Mart 2010-          VATAN

 

Günah keçisi bulundu: Lehman Brothers ve CEO’su Richard Fuld

 
 

Ali AĞAOĞLU

17 Mart 2010-   HÜRRİYET

 

Yüksek faiz bitti şimdi sıra düşük kurda

 
 

Ege CANSEN

 

18 Mart 2010-      RADİKAL

 

Fatih Özatay   

İşsizlik oranında yeni bir plato?

 
 

Fatih ÖZATAY

17 Mart 2010       HABERTURK

 

Bir numaralı sorun: İşsizlik

 
 

Gazi ERÇEL

 

01 Mart 2010  Finanstrend.com

 

Emtia fiyatları dolardan bağımsız

 
 

Ateşhan AYBARS

 

17 Mart 2010-     MİLLİYET

 

İzlanda Yunanistan’a yahut Türkiye’ye model olur mu?

 
 

Hurşit GÜNEŞ

 

17 Mart 2010      REFERANS

 

Hasan Ersel

Avrupa Para Fonu

 
 

Hasan ERSEL

 

13 Mart 2010 -   REFERANS

 

Güven Sak

Türkiye'nin ne zaman Nasdaq'a kote teknoloji şirketleri olur

 
 

Güven SAK

17 Mart 2010 -     RADİKAL

 

Uğur Gürses

IMF'den kurtulduk!

 
 

Uğur GÜRSES

 

18 Mart 2010 Finanstrend.com

 

Türkiye´nin yeni çıpaları mali kural ve bütçe 

 
 

Özgür ALTUĞ

 

23 Şubat 2010      MİLLİYET

 

   

‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda

 
 

Osman ULUAGAY