Erdal Sağlam’dan IMF İle Görüşmelerin Perde Arkası
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 10:15
IMF istedi, anlaşma olmayacağı açıklandı
BİZİM yetkililer ne söyleyecekler bilemiyorum ama dün yapılan “IMF ile stand-by anlaşması görüşmelerinin bittiği”ne ilişkin açıklama, bence IMF’nin sabrı artık kalmadığı için yapılan bir açıklamaydı. IMF tarafı bir süredir “Artık kararınızı verin, bizi ve kamuoyunu daha fazla oyalamayın” türü taleplerde bulunuyor ama bizim ekonomi yönetimi ısrarla sürecin devam ettiğini söylüyordu. IMF’nin rahatsızlığını da bildiğim için söylüyorum ki; bu açıklama IMF’nin isteği idi.
IMF ile stand-by anlaşması yapılamamasının nedeni de zaten IMF tarafının yerine getirilmesini istediği taleplerin Hükümet tarafından kabul edilmemesiydi. Zaten Babacan’ın hâlâ “kapıyı açık bırakma” amacıyla, “Mayısa kadar anlaşma görüşmeleri yok, ama mayıstaki 4. madde görüşmelerinden sonra bakarız” demesi de istemeye istemeye bu açıklamayı yaptıklarını gösteriyor.
IMF ile anlaşmanın yapılacağına ilişkin açıklamalar, hele hele Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “gün, hafta içinde açıklarız” açıklamasının nedeni, aralık sonunda yeni stand-by anlaşması için mutabakata varılması idi. Gerçekten de orta vadeli programve hazırlanan 2010 bütçe yasası çerçevesinde anlaşmaya varılmıştı. Yani IMF tarafı esnek davranmış, büyümeyi engelleyen sıkı bir program yerine nispeten esnek bir programı kabul etmişti.
Ancak yılbaşında tam mutabakat sağlanmışken, Hükümetin aldığı 2010 bütçesi ve orta vadeli program hedeflerini bozacak ölçülere varan yüksek emekli zammı ve asgari ücret açıklamaları, IMF’nin mutabakata varılan dengeleri korumak için artık yeni önlemler gerektiğini söylemesiyle, müzakereler yeniden başladı. Hükümetin yaptığı “emrivaki”yi IMF tarafı bu kez kabul etmedi. Bunun üzerine gelir artırıcı ya da harcama kısıcı yeni önlemler alınmasını ise Başbakan kabul etmedi. Müzakerelerde, bekletilen KİT zamlarının biran önce yapılması, belediyelere ilişkin yeni disiplin tedbirleri de gündeme geldi ama Hükümetin bunlara da yanaşmaması görüşmeleri uzattıkça uzattı...
IMF tarafı, yaklaşık 2 yıldır Hükümetin “IMF ile anlaşma yapacağız” oyalaması ile işi götürdüğüne iyice kanaat getirince bu kez artık “Ya anlaşmayı artık yapalım ya da görüşmelerin kesildiğini açıklayalım” dedi. Bu nedenle IMF Başkanı Kahn, yaklaşık bir ay önce “4. madde incelemesine artık ihtiyaç olduğunu dolayısıyla artık karar verilmesi gerektiğini” açıkladı.
www.hurriyet.com.tr
“Private Equity Funds” Türkiye’ye Geliyor
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 10:15
Kredi darboğazın tamamen bittiğinin bir işareti de M&A ve private equity, yani bir şirkete halka açılmadan azınlık ortağı olan, kurum ve fonların faaliyetlerini artırmaları. Referans’ın aşağıdaki haberine göre, bu fonlar artık Türkiye’ye kadar geldiler. Bu fonların başarılı olması durumunda, İMKB’de F/K’ların artabileceği gibi, özelleştirme ve şirket satın alma ve birleşmelerine sermaye bulmak da kolaylaşacak.
Üç özel sermaye fonu, Türkiye'de halka açılacak 8 şirkete 200 milyon dolar finansman sağlayacak. Investco ile şirketlerin yüzde 5-40'na da ortak olacak fonların, aldıkları hisseleri 2-3 yıl ellerinde tutması bekleniyor.
Biri ABD'li, ikisi Avrupalı iki private equity fon (özel sermaye fonu), Investco ile işbirliğiyle halka arz edilecek şirketlere 200 milyon dolar finansman sağlayacak. Kurumsal finansman danışmanlık şirketi Investco, özel sermaye fonlarıyla birlikte halka açılacak şirketlere halka arz öncesi finansman desteği yanında, talep desteği de vererek söz konusu şirketlere yüzde 5-40 oranında ortak olacak. Ayrıca, halka açılmak isteyen şirketlerle modelleme, fiyatlama ve zamanlama da birlikte belirlenecek. Investco'nun lojistik, sağlık, enerji ve kimya gibi farklı sektörlerdeki 8 şirketle ilgili halka arz projesi var. Bu şirketlerin bir kısmının halka arzının 2010'da, diğerlerinin gelecek yıl gerçekleşmesi bekleniyor. Investco ve özel sermaye fonlarının, halka arz edilecek şirketlere ait satın aldıkları hisseleri en az 2-3 yıl ellerinde tutması bekleniyor.
Referans'ın sorularını yanıtlayan Investco Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ünal, işbirliği yaptıkları fonların yanı sıra sahibi oldukları Verusa Girişim Sermayesi vasıtasıyla halka arzlara yatırımcı olarak katıldıklarını söyledi. Halka arzlar açısından 2010'un 2. yarısı ve 2011'in oldukça hareketli olacağını ifade eden Ünal, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun halka arz seferberliğine destek vermek istediklerini vurguladı.
Siyasi gelişmeler etkilemedi
İşbirliği yaptıkları özel sermaye fonlarının yatırım stratejileri hakkında da bilgiler veren Ünal, "Halka arzın başarılı olması durumunda fonlar kâr realizasyonu yapabilir. Ancak, bu fonlar genelde kısa vadeli düşünüp, halka arz kârını alıp kaçayım şeklinde düşünmüyor" diye konuştu.
Anlaşma yaptıkları fonların, Türkiye'deki siyasi sorunlardan rahatsızlık duymadığını da belirten Ünal, "Siyasi dalgalanmalar, bu fonları fazla etkilemiyor. Fonlar Türkiye'ye daha uzun vadeli bakıyor; siyasilerin söylemlerinden ötürü tüm yatırım kararlarını baştan aşağı değiştirme gibi bir davranışta bulunmuyor" dedi.
Krizde ikinci dalga yaşanır
Küresel krizde ikinci bir dalganın yaşanabileceğine dikkat çeken Ünal, şunları söyledi: "İlk kriz vurduğunda gelişmiş ülkeler ellerindeki cephaneleri çok hızlı tüketti. Ellerindeku su dolu bir kovayı ateşin üzerine atarak ateşi biraz olsun söndürdü. Ancak, bireylerin gelecekle ilgili beklentileri yeteri kadar iyimserliğe dönüşmedi. Reel sektörle ilgili ciddi bir iyileşme yapılmadı. Bir önceki kadar derin olmamakla birlikte çürük yumurtaların ayıklanacağı bir dalga daha yaşanabilir."
Rusya'dan başlayan, Türkiye'nin de içinde bulunduğumuz bölgenin cazibesinin artacağını ifade eden Ünal, "Özel sektör krizlerde deneyim kazandı. İkinci bir kriz dalgası gelse bile iyimseriz. 2010'lu yıllarda Türkiye, eskisi kadar kısa vadeli kâr peşinde koşan sıcak para akımlarıyla karşılaşmayacak. Türkiye'de doğrudan yatırımların ağırlığı artacak" dedi. Investco'nun sahibi olduğu, 3 milyon lira sermayeli Verusa Girişim Sermayesi'nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Barkan Bayboğan da özel sermaye yatırımlarını her şirketin kendi durum ve koşullarını göz önüne alarak yapılandırdıklarını ifade eden Bayboğan, "20-100 milyon dolar arası ciroya sahip inşaat, telekomünikasyon, lojistik, enerji, medikal ve gayrimenkul sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmaya odaklandık" dedi.
YASED: Yabancı Doğrudan Yatırımcı Siyasi Belirsizlikten Endişeli
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 09:08
Tüm köşe yazılarımızda referandumun en kötü sonucunun bir tarafın kazanması, ya da kaybetmesi değil, referanduma giderken oluşacak belirsizlik ortamının iş ve tüketici güvenini vurması olduğu söyledik. YASED’in anketine göre, aynı kaygıyı yabancı yatırımcılar da paylaşıyor.
www.referansgazetesi.com
YASED'in 2010'un ilk yarısına ilişkin Barometre Araştırması'na göre, yabancı yatırımcılar için makro ekonomik beklentiler olumluya dönerken, siyasi istikrarsızlık endişe yaratıyor.
Uluslararası yatırımcı, 2009 yılına damgasını vuran ekonomik sıkıntılardan sıyrılıp bu kez "siyasi bunalım" korkusuna kapıldı. Yabancı yatırımcı bu yıl ekonomide büyümenin hızlanacağını öngörürken, olası bir siyasi bunalımı ise yatırım ortamını olumsuz etkileyecek en büyük engel olarak görüyor.
Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin (YASED) üyeleri arasında gerçekleştirdiği ve 6 ayda bir güncellenen Barometre Araştırması'nın yeni sonuçları YASED Yönetim Kurulu Başkanı Piraye Antika ve YASED Genel Sekreteri Mustafa Alper'in katıldığı bir basın toplantısıyla dün İstanbul'da açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, uluslararası yatırımcıların yüzde 42'si yeni yatırım yapmayı düşünüyor, yüzde 47'si ise Türkiye'deki ekonomik büyümenin hızlanacağı kanaatinde. Ancak makro ekonomideki bu iyimser beklentilere rağmen yabancı yatırımcı, bu yılın ilk yarısı için yerel siyasi bunalımı uluslararası yatırımları en çok etkileyecek olumsuz gelişme olarak ilk sıraya yerleştiriyor. YASED Başkanı Piraye Antika, "Barometre sonuçları çok çarpıcı. Makro ekonomik beklentiler olumluya dönerken yatırımcıyı siyasi istikrarsızlık endişelendiriyor" dedi. Türkiye'nin rekabet gücünü artırması ve lokomotif ülke olması için bir vizyona ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Antika, yatırım ortamının iyileştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Ekonomik büyüme hızlanacak
Ankete göre, yabancı yatırımcıların yüzde 60'ı dünya ekonomisindeki büyümenin bu yıl sabit kalacağını belirtirken, yüzde 47'si ise Türkiye'deki ekonomik büyümenin hızlanacağını aktardı. Ancak bu olumlu beklentinin gerçekleşmesi için yabancı yatırımcıların hükümetten önümüzdeki dönemde öncelik vermesini istediği konuların başında işsizlik, yapısal reformlar ve sürdürülebilir büyüme geliyor.
Ankete göre yabancı yatırımcılar, 2009 yılının son 6 ayında üretim ve ciro hedeflerini büyük oranda gerçekleştirdi. Geçen yılın ikinci yarısında uluslararası yatırımcılar ciro hedeflerine yüzde 53, üretim hedeflerine yüzde 55 oranında ulaşabildiler. Üyelerin yüzde 37'si kârlarının ve yüzde 39'u ihracat hedeflerinin altında kaldığını dile getirdi. Uluslararası yatırımcılardan yüzde 44'ü son altı aylık dönemde çalışan sayılarının aynı kaldığını, yüzde 34'ü azaldığını, yüzde 22'si ise arttığını söylerken, önümüzdeki altı aylık dönem için bu oranlar aynı sırayla yüzde 54, yüzde 17 ve yüzde 29 olarak ifade edildi.
YASED'in Barometre araştırması, yatırımcıların temel ekonomik göstergelerle ilgili tahminlerini de ortaya koyuyor. Ankete göre, uluslararası yatırımcıların yüzde 64'ü gelecek aylarda enflasyonun, yüzde 53'ü ise faiz oranlarının sabit kalacağını tahmin ediyor. Üyelerin yüzde 52'sine göre döviz kuru 2010 enflasyonuna paralel olarak seyredecek.
Yatırımcı Beklenti Endeksi toparlanma eğiliminde
Bu yıl ilk kez YASED Barometre Anketi'nden derlenen YASED Yatırımcı Beklenti Endeksi'nin sonucu da kamuoyu ile paylaşıldı. Endeks, YASED adına Marmara Üniversitesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Erhan Aslanoğlu, Yrd. Doç Dr. Sadullah Çelik ve Prof. Dr. Hurşit Güneş tarafından hazırlandı. 2002 yılından bu yana YASED Barometre Anketi'nde yer alan belirli sorulara ilişkin yanıtlardan oluşan verilerden derlenen endeks sonuçlarını kamuoyu ile paylaşan Prof. Dr. Hurşit Güneş, şu açıklamayı yaptı: "YASED Yatırımcı Beklenti Endeksi, 2010 yılının birinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,3 değer kaybederek 70,01 değerini almıştır. Küresel krizin de etkisiyle 2008 yılının ikinci yarısında düşüş gösteren endeks, 2009 yılının ikinci yarısında bir toparlanma eğilimine girmişti. ABD başta olmak üzere, gerek dünyanın birçok ülkesi gerek Türkiye'deki genişletici para ve maliye politikaları bu toparlanmanın temel nedeni olarak görünüyordu. 2010 yılının birinci çeyreğinde bu artışın hız kestiğini, endeksin eski seviyelerine dönmese bile bir düşüş gerçekleştirdiğini izliyoruz."
IMF Haberi Ardından İki Değişik Görüş
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 15:00
IMF’nin Türkiye ile artık stand-by görüşmeleri yapmadığını beyan etmesinin ardından, uzmanlardan gelen görüşler çelişkili. Goldman Sachs’dan Dr Ahmet Akarlı stand-by olmamasına karşın 2010-2011 büyümesi konusunda endişe taşımadığını ifade ederken, TCMB’nin yeni ortamda beklenenden çok daha önce faiz artırımlarına başlamasını tavsyie ediyor. Son anketlerde enflasyon beklentilerinin yükseldiğine dikkat çeken Dr Akarlı, TCMB’nin yılın ikinci yarısında 250 baz puan, 2011’de de 100 baz puan kotasyon artırımına giderek duruşunu açıkça ortaya koymasını savunuyor. Faiz artırımlarından önce çeşitli piyasa fonlama mekanizmalarının da sona erdirilmesi söz konusu.
Nomura’dan Olgay Büyükkayalı ise IMF anlaşma konusunda yanıldığını itiraf ederken, artık TL’de kar realizasyonuna gitmenin akılcı olacağını vurguluyor. Büyükkayalı’nın IMF’siz ortamda çizdiği makro görünüm ise şöyle: Hükümet artık mali disipline daha fazla önem vererek yatırımcı güvenini korumaya çalışacak, hatta Mali Kural’ın devreye girmesi de hızlanabilir. Büyümenin beklenenden yavaş çıkması olasılığı artarken, enflasyon hala durağan seyretmeye devam edecek.
OSD Şubat Durum Raporu: Baz Etkisiyle Satışlarda Artış Var
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 13:25
Ekonomideki toparlanmanın sürdürülebilir olup olmadığı tartışmasında, önemli bir kanıt da konutdan sonra ikinci büyük uzun vadeli tüketim kalemi olan otomotifi örnek almak. Konut kredilerindeki artışın yeniden başlaması kanımızca, konut talebinde kalıcı bir artışın göstergesi. Ama uzmanların bir kısmı, otomotifi de kalıcı talep büyümesine örnek gösterirken, biz hala şüphe içindeyiz. Otomotif Sanayiciler Derneği’nin Şubat raporunun da bizi desteklediği görüşündeyiz:
2010 yılı Ocak-Şubat döneminde toplam pazar 2009 yılı aynı dönemine göre yüzde 22,7 artarak 53 bin adet düzeyinde gerçekleşti. ÖTV indiriminin 30 Eylül 2009 tarihinde sona ermesiyle birlikte Ekim ayında tekrar daralmaya başlayan otomobil pazarı, Kasım ayında firmaların yaptığı yoğun kampanyalar sonucunda 2009 Aralık döneminde önemli oranda artmıştı. Bu durum talebin öne çekilmesine bağlı olarak 2010 yılı Ocak ayında otomobil satışlarının gerilemesine neden olmuştu. Ancak Şubat ayında tekrar hareketlenen talep ve kampanyalar nedeni ile bu ayda otomobil pazarı yüzde 42,5 oranında artarak 21 bin adet düzeyinde gerçekleşti.
2009 yılında olduğu gibi, 2010 yılı Ocak-Şubat döneminde ağır ticari araçlar talebindeki daralma devam ediyor, bu dönemde ağır ticari araç pazarı 2009 yılı aynı dönemine göre yüzde 1,6 oranında azaldı. Hafif ticari araç pazarında, bir önceki yıla göre yüzde 31,7 oranında artış gerçekleşti. Özellikle otobüs pazarındaki keskin düşüş devam ediyor.
2010 yılı Ocak-Şubat döneminde, bir önceki yıla göre, toplam otomotiv sanayi ihracatındaki artış yüzde 76,8 otomobil ihracatındaki artış ise yüzde 66,8 düzeyindedir. Bunun sonucu toplam üretim yüzde 90,1 ve otomobil üretimi de yüzde 72,5 arttı. 2009 yılına benzer olarak ağır ticari araç üretimindeki düşüş 2010 yılı Ocak-Şubat döneminde da devam etti. 2010 yılında, ticari araç üretimi 2007 yılı değerlerinin altında gerçekleşti. Büyük kamyon üretimi 0,13 bin adet ile 2004 yılı düzeyinin de altında kaldı.
2008 Ekim döneminden itibaren küresel krizin etkisini, özellikle otomotiv sanayi üretim ve ihracatı üzerinde yoğun olarak gösterdiği bilinmektedir. 2010 yılı Ocak-Şubat döneminde üretim ile birlikte ihracatın bir önceki yıla göre önemli oranda artmış gibi görünmesi, küresel krize bağlı olarak 2008 yılı Ekim döneminde başlayan ve etkisi atarak 2009 yılında da devam eden önemli düşüşten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle üretim ve ihracattaki artışların boyutları değerlendirilirken “baz etkisi” dikkate alınmalıdır.
Beklenti Anketi Ardından Araştırma Ekipleri TCMB Stratejisini Değerlendirdi
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 12:50
JP Morgan: MB'nin duruşunda değişiklik beklemiyoruz
JP Morgan, raporunda Merkez Bankası'nın bugün açıkladığı Mart ayı ilk dönem beklenti anketi sonuçlarını değerlendirdi...
Ayrıntılar şöyle:
* TCMB'nin iki haftada bir açıklanan beklenti anketi sonuçları, enflasyon beklentilerinin kötüleştiğini ortaya koydu ancak bu TCMB'nin cesareti kıracak boyutta bir kötüleşme değil.
* Bu nedenle TCMB'nin daha temkinli konuma geçeceği yönündeki beklentimize rağmen bankanın gelecek hafta yapılacak PPK toplantısı sonuçlarında çok farklı bir ifade değişikliğine gitmesini beklemiyoruz.
* Piyasanın ileriye dönük 12 aylık enflasyon beklentisi % 6.9 seviyesinden % 7.2'ye yükselirken, 24 aylık enflasyon beklenti ise % 6.5'ten % 6.85'e çıktı.
* Son dört aya ilişkin manşet enflasyon % 5.1 seviyesinden % 10.1'e yükseldi. 12 aylık enflasyon beklentilerine tekabül eden artış ise % 6.3'ten % 7.2'ye çıktı. Bu da piyasa oyuncularının enflasyondaki artışın geçici etkilerden kaynaklandığı konusunda TCMB ile aynı fikirde olduklarını gösteriyor.
* Ankette yer alan beklentiler, resmi hedeflerden oldukça yüksek.
Dolayısıyla TCMB, beklentileri yönetmek konusunda daha fazla uğraş vermek durumunda kalacak gibi görünüyor.
* Olumlu tarafta ise anket, Mart ayına dair piyasa yanlısı bir sürpriz içeriyor.
* Piyasalar, son birkaç günde sebze ve meyve fiyatlarında görülen sert düşüşler nedeniyle Mart ayı enflasyonunun % 0.7 olacağı beklentisindeler. Biz ise Mart ayı enflasyonunun bu seviyenin de önemli ölçüde altında kalabileceği düşünüyoruz. Bu da TCMB'ye biraz rahat nefes alma fırsatı sunabilir.
Finans Yatırım: MB daha sert duruş benimseyebilir
Finans Yatırım, raporunda Merkez Bankası'nın bugün açıkladığı Mart ayı ilk dönem beklenti anketi sonuçlarını değerlendirdi...
Ayrıntılar şöyle:
TCMB'nin son beklenti anketi, sürpriz Şubat ayı enflasyonun piyasaların enflasyon beklentisinde ciddi bozulmaya yol açtığını ortaya koydu. Yıl sonu enflasyon beklentisi % 8.17'ye yükselmiş durumda ki bu da TCMB'nin yıl sonu hedef rakamı % 6.5'in 1.5 puan aşkın üzerine işaret ediyor.
Piyasa beklentilerindeki bozulmanın bankanın gelecek toplantıda daha sert bir ifade benimsemesine yol açacağını düşünüyoruz. Ancak, TCMB, kapasite kullanımının genel fiyat hareketlerinde bir bozulmanın ipucunu vereceği görüşüne de sıkı sıkıya bağlı kalacaktır. Bankanın ılımlı eğilimi nedeniyle faiz artışlarının 2010 yılının üçüncü çeyreğinin sonundan önce gerçekleştirmeyeceğini ve 2010 yılı sonu politika faizinin % 8.5'te olacağını düşünmeye devam ediyoruz.
Morgan Stanley: TCMB'nin önünde zorlu bir dönem var
Morgan Stanley yayınladığı raporunda değerlendirmelerde bulundu...
Ayrıntılar şöyle:
Sanayi üretimi verisi bir rahatlama sağlamadı. TUİK'in açıkladığı sanayi üretimi verisi uzun süredir beklenen toparlanmanın geciktiğine işaret etti. Yıllık bazda %12.1 olarak gerçekleşen sanayi üretimi %18 olan beklentimizin altında.
Büyüme riskleri hala aşağı yönlü: Zayıf özel sektör kapasite kullanım oranı, kredilerde yavaş büyüme, zayıf tüketici güveni ve taban enflasyonda iç talep toparlanması işaretleri olmaması beklenen toparlanmanın zaman alacağına işaret ediyor. Önceki araştırmalarımızda belirttiğimiz gibi 2010 için %4 büyümenini büyük bir bölümünün baz etkilerden ve sınırlı bir şekilde stok dönemi ve özel tüketimden kaynaklanmasını bekliyoruz. Güçlü yargılarda bulunmak için çok erken olsa da %4 yıllık reel GSYİH büyüme tahminimize yönelik riskler aşağı yönlü görünüyor.
Büyüme dinamiklerinin henüz iyileşmemesi, devam eden belirsizliğin dış talebi etkilemesi ve en önemlisi TÜFE enflasyonun henüz bir gevşeme işareti göstermemesiyle birlikte bu koşullar altında TCMB'nin önünde zorlu bir dönem olduğuna inanıyoruz. Bu noktada parasal sıkılaştırma büyümeyi engelleyebilir özellikle eğer yerel bankalar buna sıkılaştırmayı kredi oranlarında fiyatlayarak tepki verirse. Buna ek olarak paranın gereksiz değerlenmesine de yol açabilir bu da halihazırda zaten zorlu olan ortamda ihracat performansını geriletecektir.
UniCredit: Yılsonuna kadar 125 baz puanlık artırım bekliyoruz
UniCredit raporunda sanayi üretimi verisinin para politikasına etkisini değerlendirdi...
Detaylar:
En son açıklanan sanayi üretimi verisi iyileşmeni yavaş olacağına dair bir işaret daha getirdi.
Verinin parasal politika görünümünü değiştirmesi olası değil.
Tahminlerimiz değişmedi ve TCMB'nin Mart toplantısında değişiklik yapmasını beklemiyoruz. TCMB'nin 4Ç10'da sıkılaştırmaya başlamasını ve yılsonuna kadar 125 baz puan artırım yapmasını bekliyoruz.
Hülya Kayıkçı, http://groups.google.com/group/PARATREND adresinde bu grubu ziyaret edin
Çin’de İhracat Zayıf Büyüdü, İngiltere’de İmalat Sanayi Daraldı
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 12:50
Şubat ayında bir yıl öncesinin aynı ayına göre %45.7 artan Çin ihracatı aslında çok zayıf bir baz etkisinden kaynaklanıyor. Çin’in ihracatı Ocak ayında %21 artmıştı. Mevsimsel olarak düzeltilmiş ihracat Ocak’tan Şubat’a %2.2 düşerken, liderlerin yuanı revalue etmek konusunda isteksizliğine hak verdi. Ama, hızla artan kredilerin ihracatı canlandırmada yetersiz kalıp, büyük ölçüde emlak ve henüz karlı şekilde üretim yapması güç olan fabrika yatırımlara kayması liderleri düşündürüyor. Bazı kaynaklara göre, Çin’de önümüzdeki aylarda enflasyonun artması halinde, People’s Bank of China faiz artırımına bile gidebilir.
İthalat önceki Şubat’a göre %44.7 artış gösterdi (Ocak: %85.5), ama her iki veri de zayıf baz etkisinden kaynaklanıyor. Mevsimsel olarak düzeltilmiş ithalat bir ay içinde %6.3 artarak, Çin’in hala küresel emtia piyasalarında en büyük alıcı olduğunu teyid etti.
Çin’de halen devam eden Halk Kongresi toplantılarında ekonomik vizyonu ortaya koyan liderler, “yakında” kur rejiminde serbestiye gidiliceğini beyan ederken, tarih vermiyor. Uzmanlar göre yuan’ın %2-5 arası revaluasyonu söz konusu. Bu arada adı verilmeyen bir Çin MB yetkilisi, ülkenin şişen döviz rezervlerini politik çatışmada koz olarak kullanarak dolar cinsi varlıklarından altına kayacağı iddialarını yalanladı.
Avrupa’da adı sıkça sorunlu ekonomiler arasında yer alan İngiltere’de ise %0.2 artması beklenen Ocak imalat sanayi üretimi, bir önceki aya göre %0.9 düşerken, çok zor geçen kış şartlarının etkili olduğu öne sürüldü. Son 12 ayda ise imalat sanayi sadece %0.2 artış göstererek İngiltere’nin resesyondan çıkmasının henüz kolay olmadığını gösterdi. Sürdürülebilir büyümeye hala soğuk bakan Bank of England da hala aylık “gilt” (İngiltere DİBS) alımını 200 milyar Sterling’de tutuyor. Başbakan Brown büyümeyi hala “kırılgan” olarak nitelendirirken, Bloomberg’in danıştığı bir uzman ülkenin 1Ç2010’da çok zayıf büyüme ya da ikinci bir resesyonla karşılaşabileceği görüşünü öne sürdü.
NOT: Türkiye’nin önde giden Finans NGO’su Finans Kulup e-aylık yayınlarını başlattı. Ülkemizde ekonomik ve finansal sorunların detayları ile tartışıldığı bu zengin platforma üye sayısı hergün artarken, Kulup’ün sponsor olduğu inceleme yayınları da beğeni topluyor.
http://www.finanskulup.org.tr/assets/edergi/Finans_Kulup_Edergi-2010-03.pdf
IMF’in Yokluğu Doldurulur…
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 11:45
IMF ile anlaşma olmamasının her kesime iyi yada kötü etkileri olacaktır. Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi 15-20 Milyar $ bir anlaşma yapılması yerine hiç anlaşma yapılmaması daha iyidir. IMF ile anlaşma yapılsaydı; Hazine dışarından tek kalemde borç alacak ve içeride bankalardan borç almak zorunda kalmayacaktı. Hazine dışarıdan şimdi borç almayacak,içeride ve dışarıda borçlanmaya çıkacak. Yurtdışında koşullar iyi gittiği taktirde ve Hazine dışarıdan borçlanabilmesi durumunda IMF’in yeri dolacaktır. Hazine yurtdışından IMF’den alabileceği miktar kadar borçlanabilir mi? İflası konuşulan Yunanistan borçlanabiliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi de rahatlıkla borçlanabilir. Dünya en büyük krizlerinin yaşandığı dönemde, ABD ve İngiltere’de bankalar birbirine borç vermediği dönemde Hazine borçlanabilmişti. IMF ile anlaşma 2 sene önce yapılsaydı,faydası yüksek olacaktı.Hazine borçlanmayı içeride yüksek tutarsa, 2009 yılında gördüğümüz gibi likidite sıkıntısı yaşanabilir ki, TCMB parasal sıkılaştırmayı geciktirebilir. Büyümeyi,likiditeyi ve faizleri Hazine’nin çizeceği strateji çizecektir. İhracatçı ise ödemeler dengesindeki açığın mümkün olduğu düşükte tutar ve IMF’in yokluğunu kapatır. Piyasalara gelen etkiye gelince onu hükümetin çizeceği strateji belirleyecektir. Bütçe disiplini, Türkiye’nin geleceğidir. Brezilya IMF’den kredi almamış ama bütçe önlemlerini IMF ile anlaşmış gibi hareket etmiştir. Sonuçta Brezilya IMF’den alacağı krediyi, yurtdışından bulmuştur. Hükümet yapacak, taktir doğrudan ve dolaylı yatırımlar tarafından olacaktır. Olması gerekende budur.
Gökhan USKUAY
Cem Şengezer’den Kantatif Analiz
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:58
Türkiye’de hızla yeşeren blog dünyasına finans sektöründen yapılan katılımları yakından izleyip, kıymetli bulduklarımızı sizinle paylaşıyoruz. Eğer sizin de bizimle paylaşmak istediğiniz bloglar varsa, lütfen ayesilada@gmail’e bir e-mail atın.
Bugünkü konuğumuz kantatif analizle piyasa hareketlerini yorumlayan Sn Cem Şengezer. http://kantitatif.blogspot.com/ adresinde yorumlarını bulacağanız uzmanın sitesinden bazı önemli ayrıntılar şöyle:
İMKB-100
54.000 üzerine gidemeyen endeksi gördük:53.562 maksimum görüldü. Risk var mıdır ? Evet, 100 üzerinden 10 birim kadar artmıştır. Halen yukarı potansiyel vardır ama daha dalgalı bir hal alacaktır. Somut olarak belirtirsek: 6 günlük ortalamaya daha fazla yaklaşıldığı günlük dipler görülecektir (3-4 günlük sürede). Dolayısıyle: 54.000 seviyesinin görülmemiş olması dalgalanma faktörünü kuvvetlendirmiştir ama bu hedef halen geçerlidir. Buna göre çarşamba günü 53.500 - 53.750 bandı üzerinde kapanış önemli olacaktır. Olmaz ise dalgalanma biraz daha artacaktır. Hedef değişmeyecektir. Bu haftanın yukarı isteğin daha fazla olacağı dönem olarak geçmesini bekleyebiliriz. Bunun sebebi 8 şubattan bu yana endeksin dalgalılığı azalarak seyir izlemiş olmasıdır.
DİBS
Hareketler yumuşayınca, yukarı hamle ihtimali giderek kuvvetleniyor. bir davranış tarzı olarak bu durum diğer diğer varlıkları da etkiliyor
Ekim ilk haftasında 7.75 seviyesi altına inerek 6 haftalık ortalamasından "aşırı" sapma gösteren faiz tüm hikayeye bakınca "düşüşde yumuşama" davranışı içinde idi. Bu durum da "dalgalanma"ya yönelik sayısal değerlerde yumuşama getirdi. Ocak ilk yarısında görülen 8.50 bölgesine düşüş ve yığılma sonrası yumuşama hareketi kuvvetlenmiş oldu.Giderek daha dar band içinde bu hareket devam ediyor ve en başa dönüyoruz: yumuşama kuvvetlendikçe yukarı hareketler kuvvetlenir.
Bundan sonrası için faizde 9.50 - 10.00 bandını 2-3 aylık dönemde bekleyebiliriz.
Alpay Dinçkoç Bankacılık’ta Son Gelişmeleri Değerlendirdi
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:51
OYAK Yatırım Bankacılık Uzmanı Alpay Dinçkoç, haftalık notunda bankacılık sektöründe son gelişmeleri değerlendirdi. Rapordan başlıklar şöyle:
Yılbaşından bu yana krediler arasında konut kredileri başı çekiyor. Bunlar büyük ölçüde yurtdışı kurumlara yapılan “swap’larla” (iki alacak arasında değişim) fonlanıyor. Yılbaşından bu yana toplam krediler %4.1 artarken, konut kalemi %3.7 artış gösterdi. Mevduatlar ise sadece %2.5 arttı.
F/X yerli kredilerde fazla gelişme olmazken, büyük şirketlerin TL kredi talebinde artış başladı. Ama, yine de 2010 yılında bankaların başlıca plasman hedefi %5.5 artan DİBS’ler. Bankaların faiz riski poroföylerindeki DİBS’lerin %51’nin değişken faizli tahviller olması nedeniyle makul düzeyde.
Kötü kredilere karşı karşılıklar toplamın %84’nü bulurken, bu kalemde de artış yavaşladı. Bankaların Ocak karları fevkalade çıkarken, henüz yavaşlama işaretleri yok. Ancak, orta vadede TCMB’nin faiz artırımı yapabileceğini göze alırsak, tahvillerden getiri elde etmek güç olacak. Bankalar hala yavaş seyreden mevduat girişi nedeniyle DİBs ve krediler arasında nasıl bir tercih yapacakları sorusuna cevap arıyor.
YKB Yatırım: Zayıf açılış bekliyoruz
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:45
ABD borsaları dün de yükseliş trendlerine devam ederek günü hafif yükselişlerle kapadı. Makro veri yokluğunda dün de genelde şirket bazında hareketler yaşandı. Bankacılık endeksi yüzde 0.6 yükselirken, Capital One Financial hisseleri yüzde 2.1, Citigroup hisseleri de yüzde 7.3 değer kazandı. Teknoloji hisselerindeki olumlu seyir dün de devam etti. Cisco hisseleri şirketin açıkladığı yeni internet bağlantısı teknolojisinin ardından yüzde 4'e yakın, Apple ise yüzde 1.8 değer kazandı.
Asya borsaları geneli itibariyle bu sabah olumlu. Çin'de bugün açıklanan Şubat ayına ait ithalat ve ihracat verilerinin beklenenden güçlü gelmesinin ardından Çin borsası yükselerek altı haftaya yakın sürenin en yüksek seviyesine ulaştı.
IMF sözcüsü Caroline Atkinson, 2010 yılı Madde 4 istişareleri kapsamında bir IMF heyetinin Mayıs ayının ilk yarısında Türkiye'ye gelmesi konusunda Türkiye ile anlaştıklarını; stand-by anlaşması konusunda görüşmelerin ise artık devam etmediğini açıkladı. IMF tarafından yapılan açıklamada global ekonomide ve finans piyasalarında devam eden toparlanmanın, orta vadeli program ile birlikte Türkiye'nin görünümünü güçlendirdiği ifade.
Biz uzun süredir IMF ile stand-by anlaşması olmama ihtimalinin daha fazla olduğunu belirtiyorduk. Nitekim yapılan açıklamalar bizim görüşümüz ile paralel ve IMF stand by görüşmelerinin artık devam etmediğini gösteriyor. Bu gelişmenin kısa vadede piyasa yansımaları olumsuz olabilir.
Zayıf açılış bekliyoruz.
Döviz – Bu sabah IMF sözcüsünün Türkiye ile stand-by anlaşması konusunda görüşmelerin artık devam etmeyeceğini açıklaması dolar-TL’yi 1,5365-1,5390 fiyat aralığına taşıdı. Bu gelişmeyle çok uzun bir süredir piyasaları etkileyen IMF belirsizliği ortadan kalkmış oldu. Haberin piyasalarımız üzerinde ilk etapta negatif etkilerini görsek de yurtdışı piyasaların seyri yön vermeye devam edecek. Dolar-TL ‘nin gün içinde yurtdışı piyasalarda bozulma ve euro-dolar paritesinde sert bir gevşeme yaşanmadığı takdirde 1,5300-1,5500 fiyat bandının dışına çıkmayacağını düşünüyoruz.
Tahvil-Bono – IMF ile uzlaşma beklentilerinin zaten zayıflamış olduğu şu dönemde bu haberin piyasa üzerindeki negatif etkisinin nispeten daha sınırlı olacağını düşünüyoruz.Yurtdışı piyasalar ve enflasyonist gidişat faize yön vermeye devam edecek.Bugün için gösterge tahvilin %9,20-%9,35 bileşik aralığında kalmasını bekliyoruz.
Yurtdışı Piyasalar – Güne yükselişle başlayan ABD borsalarının yükselişi sınırlı kalarak hafif artıda kapandı. Dow Jones 0.11%, S&P 500 0.17% ve Nasdaq % 0,36% değer kazandı. Data akışlarına kadar borsalar temkinli hareketini sürdürüyor. Asya’da borsalar ise yatay bir seyir izliyor.
Bültenimizden Başlıklar
45 santralin özelleştirme stratejisi belirlendi
TCELL’in bu akşam 2009 yılsonu mali tablolarını açıklaması bekleniyor
TEB 2009 yılı karından kar payı dağıtmayacak
VAKBN sendikasyon kredisi için yetki verdi
YKBNK temettü dağıtmayacak
Tahvil Bono Piyasası
Yurtdışı Piyasalar
Piyasa Takvimi
Raporun Tamamı için: ykyarastirma@ykyatirim.com.tr
Gedik Günlük Bülten
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:35
İMKB 100 endeksi, dünü % 0.63 dü şüşle, 52,960 puandan kapatt ı. Gün içerisinde en yüksek 53,562'i sonra da en dü şük 52,193 puanı gören IMKB 100 endeksi, önceki kapan ışının (336) puan alt ına indi. Veri akışının olmadığı bugün gündemi IMF'nin Türkiye ile görü şmeleri bitirdi ği açıklaması belirleyecektir. IMF, Türkiye'nin ekonomik şartlarının iyileşti ğini belirterek, Türkiye ile stand -by görü şmelerin art ık devam etmediğini bildirdi. Not: Bir heyetin, May ıs ayının ilk yar ısında ekonominin yıll ık gözden geçirilmesi kapsamında Türkiye'yi ziyaret edece ği belirtildi.
Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, siyasi krizlere gönderme yaparak Türkiye'nin kredi notunun seçimden önce art ırılmasının zor oldu ğunu aç ıkladı. Fitch, ABD'nin faiz şoklarına karşı kırılgan oldu ğunu söyledi ve ülkenin gelir tabanına dair endi şeleri oldu ğunu aç ıkladı. Ayrıca İngiltere'nin kredi notu konusunda da endişe olacağını bildirdi. Dün akşam ise ABD borsaları olumlu beklentilerle yükseldi ama tutunamayarak hafif artışlarla kapandı. Piyasalar düzeltme hareketiyle birlikte bir durgunluğa girerken, Asya'da borsalar bu sabah yatay bir seyir izliyor. IMKB'nin IMF haberine tepkisini kestirmek güç. Teknik olarak 52.500 desteği önemli olup, 53.400 ve 54.000 önemli dirençleridir.
ABD Hükümetinin elindeki hisseleri daha erken satabilece ği beklentisi Citigroup hisselerinin % 7 yükselmesini sağladı.(5 saatte 1 milyar dolardan fazla işlem gördü)Kamu kontrolündeki Fannie Mae ve Freddie Mac hisseleri de % 6 -7 yükselerek kapandı. Fox Business'ın haberine göre bankanın % 27 hissesinin satışı için görüşmeler sürüyor ve 3 ay içinde tamamlanabilir. Ali Babacan ö ğleden önce "Türkiye'nin Gelecek Vizyonu" toplantısına katılacak. Burada soruları cevaplamasını bekliyoruz.
TCMB sonunda IMF’nin açıkladığı “Türkiye ile Stand-by görüşmelerinin devam etmediği” bilgisi ile baş başa kaldı. TCMB Hükümetin bütçe açıklarını kapatmak için Hazine’nin çıkardığı kıymetlere repo ile ucuz para veriyordu. Bu para piyasada enflasyonist bir etkiye de sahip olduğu bilinen bir gerçek. Yapılan zamların ödenebilmesine katkı sağlayan bu fonlama TCMB’nin başına artık daha fazla iş açabilecek. Hükümetin en son Ocak ayındaki ihaleler öncesinde global piyasalarda moraller bir miktar bozuk iken tekrar ısıttığı IMF konusunda piyasaları ne kadar yanılttığı da açıkça ortaya çıkmış oldu.
Global Piyasalar
Hazine’nin borçlanmalarına destek çıkan TCMB olası bir IMF kaynağı ile fonlamasını geri çekebileceğini düşünüyordu ise şimdi zor durumda olduğu IMF tarafından yapılan Stand-By yok açıklamasıyla herkes öğrendi. TCMB’nin artık ucuz fonlamasını yavaş yavaş çekmek zorunda kalabilecek. Uzun vadeli faizlerin, eli TCMB’den aldığı fonlamalarla tuttuğu kağıtlar nedeniyle taşın altında olan bankaları rahatsız olmasıyla yükseliş yönünde potansiyel taşıması kaçınılmaz olacak.
Döviz Piyasaları
Euro/Dolar dün sabahtan farklı bir seviyede değil. TL diğer gelişen ülke paralarına göre son 2-3 haftadır gösterdiği ayrışma daha fazla olamayabilir. Diğer paralardan farklı bir hareket beklememekle beraber sıkışık bir global ortam TL’nin yükselmesi beklenen faizi nedeniyle de baskı yaratabilir.
Hülya Kayıkçı Wall Street’ Değerlendirdi
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:32
2009 yılı Mart ayında görülen dip seviyelerinin yıldönümünde ABD borsaları, ekonomide en kötünün geride kaldığı beklentileriyle birlikte günü yükselişle tamamladılar...
Geçen sene bu zamanlarda 6.547 seviyesine gerileyen Dow Jones Endeksi 10.564 seviyesinden kapanış yaptı ..
Dow Jones Sanayi % 0.11 değer kazanarak 10.564 seviyesinde, S&P 500 Endeksi 0.17 değer kazanarak 1.140 seviyesinde ve Nasdaq Bileşik Endeksi % 0.36 değer kazanarak 2.340 seviyesinde günü tamamladı.
ABD borsaları güne olumlu beklentilerle yükselerek başladı ama tutunamayarak hafif artışlarla kapandı.. Satışlar başlamadan S&P 500 Endeksi % 0.5 değer kazanarak 2010 yılının yükseği seviyesine kadar çıkmıştı...
United Technologies, General Electric ve AT&T hisseleri, Dow Jones Endeksi'ndeki yükselişe önderlik ettiler..
Hükümetin elindeki hisseleri daha erken satabileceği beklentisi Citigroup hisselerinin % 7 yükselmesini sağladı. Fox Business'ın haberine göre bankanın % 27 hissesinin satışı için görüşmeler sürüyor ve 3 ay içinde tamamlanabilir.
Kamu kontrolündeki Fannie Mae ve Freddie Mac hisseleri de % 6-7 yükselerek kapandı..
Şirketin daha fazla varlık satışında bulunacağı yönündeki beklentiler, AIG hissesinin % 13 değer kazanmasını sağladı..
Nortrop Grumman'ın U.S. Air Force anlaşması için teklifini geri çekmesi, Boeing hisselerinin hızla yükselmesini sağladı.
ABD 10 yıl vadeli hazine tahvillerinin faizi % 3.70 seviyesinden işlem görüyor.
Piyasalar düzeltme hareketiyle birlikte bir durgunluğa girerken Asya'da endeksler genelde yatay bir seyir izliyor. Bombay'da yükseliş, Şanghay'da düşüş var..
Haber akışının yavaşlamasıyla endeksler dar bir aralıkta dalgalanıyor.. Petrolün biraz gerilemesi petrol şirketlerinin hisselerinin gerilemesine neden oldu. Kuru taşımacılık endeksi Baltic Dry'ın gerilemesi taşımacılık hisselerinde satış getirdi..
Petrol 81.53 dolar .. Altın 1126 dolar civarında işlem görüyor.
Para piyasalarında euro-dolar paritesi 1.3598 seviyesine gerilerken, dolar-TL uluslararası işlemlerde 1.5337'e yükseldi...
Hülya Kayıkçı’nın diğer yazıları için http://groups.google.com/group/PARATREND adresinde bu grubu ziyaret edin
SANKO’dan VOB Yorumu
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:30
Vob Nisan vadeli kontratları dün günün ilk yarısını satıcılı geçirirken günün desteği olan 64,500'de tutunmayı başardı ve öğleden sonraki gelen hızlı alımlarla birlikte toparlayarak günü 75 puanlık artışla tamamladı. 100 günlük HO'da tutunmayı başaran kontratlarda 8 iş günüdür üst üste yükseliş gösteren piyasada kısa vadeli göstergeler aşırı alım bölgesine gelmiş durumda. Bugünün direnci yine 65,700 ve ikincil olarak 66,850 bu haftanın direnci karşımıza çıkmakta. Geri çekilmelerde yine 100 HO seviyesi 64,200 ön plana çıkacaktır.
IMKB100 dün her ne kadar ilk seansta Avrupa’nın satıcılı olmasına ayak uydurarak günün desteğine kadar 52,250 gerilese de öğleden sonra gelen alım dalgası bir diğer tarafta günün direnç seviyesi olan 53,500'e kadar piyasanın yükselmesini sağladı. 1250 puan marjında hareket eden piyasada kısa vadeli göstergelerde yorulma gözlemlenirken zirveden bu yana alçalan 3. tepe oluşumu ihtimali halen devam etmekte. IMKB100'de bugünün en önemli desteği 52,500 olurken bu seviyenin aşağı geçilmesi 52,000'i hedef haline getirecektir. Dünün en yükseği 53,500 ise bugünün en önemli direnci olarak karşımıza çıkmakta.
Burak Gerçek, http://groups.google.com/group/PARATREND izniyle
FLASH: IMF Oyunu Bitti
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 09:30
IMF Dış İlişkiler Direktörü’nden gelen açıklamaya göre, IMF artık Türkiye ile stand-by müzakereleri yapmıyor. Mayıs ayında bir IMF heyeti 4. Madde konsultasyonları kapsamında Ankara’yı ziyaret edecek, ama stand-by konuşulmayacak. IMF bu açıklamayı yaparken, Türkiye’nin kriz başarı ile atlattığını, dolayısı ile paraya ihtiyacı olmadığını da duyurmak gereğini duydu.
Böylece nerdeyse bir yıldır piyasalar Ankara’yı zorladığında sahneye konulan “stand-by yolda” oyunu bitti. Bundan sonra Sn Erdoğan, Şimşek veya Babacan’dan gelecek açıklamalr da IMF teyid etmezse güvenilir olmayacak. Politik çıkarlari için gerektiğinde IMF’yi yerden yere vuran, gerektiğinde “stand-by bir hafta 10 güne kadar hallolacak” diyebilecek kadar prensiplerden yoksun bir hükümet tarafından yönetilmenin acısını bizimle paylaştığınızı umarız. Türkiye’nin hala kayda değer bir dış finansman gereksinimi ve mali piyasalara akan tüm yeni birikimleri emerek döndürülebilen bir kamu borcu yükümlülüğü var. Küresel risk iştahında azalmalara karşı son derece kırılganız. Dün Fitch’den gelen açıklamaların ve artan enflasyon beklentilerinin Hazine ihalelerini nasıl vurduğunu gördük. Bakalım, yatırımcılar en kötü senaryolarda artık IMF desteğine güvenilmeyeceğini öğrenince, nasıl davranacak.
IMF’den gelen açıklamanın İngilizce detaylarını sizlerle aşağıda paylaşıyoruz:
Talks between the International Monetary Fund and Turkey on a possible loan "are no longer taking place," the IMF said on Tuesday, saying economic conditions in the country had improved.
Turkey had held stop-start negotiations with the IMF ever since its last stand-by deal expired in May 2008, but as it weathered the global financial crisis and tapped credit markets without difficulty, Ankara began to suggest Turkey didn't need the money, although markets remained hopeful of a deal.
The IMF said a mission would travel to Turkey in the first half of May for annual consultations on the economy.
Asked by Reuters whether the talks would include discussions on a possible follow-up stand-by loan, an IMF spokeswoman said: "Attention has now turned to the Article IV consultation, and program discussions are no longer taking place."
The IMF added the global economic recovery had strengthened Turkey's economic outlook.
Crisis-veteran Turkey likely contracted 6.5 percent in 2009, although it is seen posting growth of 3.5 percent in 2010. It was recently rewarded with upgrades from all major credit ratings agencies on account of its resilience through the financial turmoil.
Earlier on Tuesday Turkey's Treasury said in a statement it had invited an IMF mission to Turkey for talks under Article IV -- to discuss Turkey's fiscal and monetary policies, its balance of payments, external debt developments and the impact of its policies on the growth and external accounts.
"Current developments and economic data indicate that a better performance in terms of budget deficit, public borrowing requirement, domestic rollover ratio, debt stock and other similar indicators will be realised in 2010 and onward," the Treasury said.
"Two successful stand-by arrangements were completed since 2002. Since then, the discussions with the fund were continued under a mutual goodwill and productive dialogue framework," it added.
Renewed hopes of a deal at the end of 2009 saw Turkish assets strengthen before markets pared gains on fresh doubts over the likelihood of an agreement.
Markets had hoped for cheap funding from the IMF for the fiscal policy anchor it would provide, and because it would help Ankara rein in a fiscal deficit that ballooned sharply in 2009.
A deal also was seen as a means of reducing the crowding out of the corporate sector in the loan market and a way of reducing Turkey's debt rollover ratio.
Last September the government announced a Medium-term economic program aimed at reducing the budget deficit and boosting fiscal discipline.
According to the Treasury, the IMF said the program had realistic, achievable and consistent targets, with fiscal measures which would put fiscal balances on a sound footing.
İMKB’de Yükseliş Bitti mi? Yoksa Yeni mi Başlıyor?
10 Mart 2010 Çarşamba Saat: 00:45
İMKB’de endeks bazında yükseliş, bankalarda yükseliş sona ermeden sona ermez. Pazartesi günü yazımızda BDDK’nın bankacılık sektörü Ocak ayı verilerine ilişkin kesinleşmemiş verilerini incelemiştik ve bankacılık sektörüne ilginin devam edeceğini belirtmiştik. Bankacılık sektöründe karlılık 2009’a göre %29 arttı. Faiz indirimleri ile dolu bir 2009 sonrasında,bankacılık sektörünün Ocak ayında karlılıkta artışı dikkate değerdir.Garanti Bankası’nın ortağı olan GE’nin %20,8 hissesine talip banka sayısı 10’nu aştığı belirtiliyor. Bankacılık sektöründe karlılık artmaya ve yurtdışının gözdesi olmaya devam ediyor.Bu yüzden bankacılık sektörü üzerinde,İMKB güçlü kalmaya devam ediyor. Her yükseliş bitti söylemi sonrasında, bankalara gelen alımlarla yeni bir yükseliş başlıyor. Bankacılık sektörü tökezlemediği taktirde,yaşanan bu kadar risk unsuruna rağmen İMKB devrilmiyor. Son yaşanan iç gelişmeler ile uzun vadeli ortalamalara gerileme sonrasında gelen alımlar ile yine orta vadeli ortalamaların üzerine çıkıldığı görülüyor. İMKB yerinde kaldığı sürece ortalamalar yani güçlü destekler,İMKB’yi destekliyor. Başlıktaki sorunun cevabına gelindiğinde,İMKB yeniden bir yükseliş denemesi yapıyor. 52.200-52.700’den destek alıp 54.000’ne ulaşma çabasında. Bu deneme başarılı olup 54.000 kırılırsa İMKB’de yeni zirvede görülebilir. İMKB bu denemeyi Şubat’ın ortasında gerçekleştirmeye çalıştı, kendisini 48.000’de buldu. Bu denemesinde başarılı olup olmayacağını iç ve dış gelişmelerin şiddeti gösterecek.
Gökhan USKUAY
Türkiye En Çok İşlem Gören Euro-tahviller Arasında
09 Mart 2010 Salı Saat: 15:20
Bir yanlışı daha böylece düzeltmiş olduk. Stoğun yarısından fazlasının Türk bankalarının yatırım portföylerinde, geri kalanının ise az işlem yapan uzun vadeli fonlarda toplandığını düşündüğümüz Euro-tahviller, uluslararası verilere göre en çok işlem gören 3 ülke arasında. 2009 yılında %7 artan GOP Euro-tahvillerinde hacim 4.45 trilyon doları buldu. Verileri derleyen EMTA adlı bağımsız kuruluş.
Uzmanlara göre, gelişmiş ekonomilerde yaşanan yavaş büyüme ve kaldıraç azaltma süreci GOP F/X tahvillerine yarıyor. Bu sene de hacmin hızla artması beklenirken, 2009 yılında başı çekenler Brezilya, Hong Kong ve Türkiye oldu. Bu üç ülke sırası ile toplama işlem hacminin %17, %13 ve %9’unu oluştururken, Türkiye’nin işlem hamci toplam 370 milyar dolardan 401 milyara çıktı.
Daha fazla işlem hacmi yaratmak için şart olan yatırım kalitesi notu ise hala Türkiye için çok uzakta. Ülkemizi yatırım kalitesine en yakın değerlendiren Fitch bile 2011 seçimleri öncesi not artırımı olmayacağını beyan etti.
DİBS’de Kıyım
09 Mart 2010 Salı Saat: 15:00
Hazine’nin bugün düzenlediği ihaleye gelen düşük teklif, dün yayınlanan Beklenti Anketi’nde 12-24 ötesi enflasyon tahminlerinin gözle görülür şekilde yükselmesi ve Fitch’den bir sonraki genel seçimden önce Türkiye’nin kredi notunun yükseltilmeyeceği uyarısı ile, ikinc el DİBS pazarında ikinci kıyım yaşandı. TCMB’nin enflasyonun 4Ç2010’a kadar durulmayacağı açıklamasının ardından %9’un üstüne çıkıp %9.10-20 bandına oturan gösterge kağıtta faiz bugün ortalaması %9.17 kapatırken (düne nazaran 10 puan artış), yarın valörlü işlemlerde ise %9.28 bileşikler işlem görüyor. Avrupa’da da zayıf şirket karlarının etkisi altında gerileyen borsalar, İMKB’yi vurdu. İMKB-100 halen %1.6 civarında değer kaybetmiş durumda.
Bugün açıklanan Şubat nakit bütçede faiz dışı harcamaların yavaşlaması ve gelirlerin artması ise DİBS yatırımcılarını olumlu etkilemedi. Gün geçtikçe DİBS piyasasının Türkiye’nin yumuşak karnı olduğuna dair inancımız artıyor. Yatırımcılara temkinli olmalarını tavsiye ederken, kısa vadeli mevduatın daha az riskli olduğunu da hatırlatıyoruz.
Maliye’nin Sinek’ten Yağ Çıkartma Huyu Bankaları İsyan Ettiriyor
09 Mart 2010 Salı Saat: 14:40
Maliye’nin bütçe açıklarını kapatmak için bankalarda hesabı bulunan mükelleflere haciz yoluna gitmesi, bankaları da isyan ettiriyor, işdünyasını da. MÜSİAD başta küçük ve orta ölçekli işletmelerin işletme sermayesi bulamayıp, vergilerin yeniden yapılandırılmasını istediği bir ortamda, Maliye bankalara 1 TL’lik vergi borcu için haciz ilannamesi gönderiyor.
www.milliyet.com.tr
Maliye Bakanlığı’nın, vergi tahsilatlarını artırmak için geliştirdiği, vergi alacaklarının mükelleflerinin banka hesaplarından tahsil edilmesine ilişkin uygulama, bankalarla vergi idarelerini karşı karşıya getirdi. Vergi idareleri, süresi geçmiş vergi alacaklarını tahsil etmek için bankalara alacak tutarlarına bakmadan yazı göndermeye başladı. Bankalara gönderilen vergi alacaklarının içinde 1 ve 2 liralık alacakların dahi bulunması, bankaların tepkisine neden oldu. Vergi gelirlerini artırmak için yoğun çaba harcayan Maliye Bakanlığı, tahsilatları hızlandırmak için ‘alacağı banka hesabından tahsil etme’ yöntemini genişletti.
BİLGİSAYARDAN TAHSİLAT
Buna göre, vergi alacakları, bankalardan iki şekilde tahsil ediliyor. Bunlardan ilkini, e-haciz sistemi oluşturuluyor. Gelir İdaresi Başkanlığı, geliştirilen bir bilgisayar programı sayesinde belirli miktarın üzerindeki alacakları, bilgisayar ortamında banka hesaplarından tahsil ediliyor. Banka hesabından ikinci tahsilat ise vergi idarelerinin bankalara gönderdiği yazılar sonucunda yapılıyor. Amme Alacakları Kanunu kapsamında tüm yaptırımlar uygulandığı halde tahsil edilemeyen vergi alacakları için bankalara yazı gönderilerek vergi miktarının mükellefin hesabından tahsil edilmesi talep ediliyor.
POSTA MASRAFI ÖDENMİYOR
Vergi idareleri, tahsilatlarını artırmak için tahsil edilemeyen tüm alacaklarla ilgili bankalara yazı gönderiyor. Ancak bankalara gönderilen yazılarda 1 ve 2 liralık vergi alacaklarının da olması tartışmalara neden oldu. Bankalar, konuyla ilgili olarak vergi idarelerine uyarıda bulunarak, küçük alacaklarla ilgili yazı gönderilmemesini istedi. Star Gazetesi’ne konuyu değerlendiren üst düzey kamu bankası yöneticisi “Bazı vergi alacakları, posta ücretini bile karşılamıyor. Vergi idaresinin yazısına karşıık biz de aynı şekilde vergi idaresine yazı gönderiyoruz. Böylece bizim de posta masrafımız oluyor. Örneğin 1 liralık alacak için iki tarafın yaptığı yazışmanın masrafı vergi alacağının da üzerine çıkıyor” değerlendirmesinde bulundu. (Star)
İstanbulanalytics’den Son Makro Verilerin Analizi
09 Mart 2010 Salı Saat: 13:00
Beklentilerin oldukça üzerinde açıklanan Şubat ayı enflasyon rakamları 12 ve 24 ay sonrası yıllık enflasyon beklentilerinde bozulmaya neden oldu. Yılsonu enflasyon beklentisi %8,17’ye yükselirken, 12 ve 24 ay sonrası için enflasyon beklentileri sırasıyla 32 ve 31 baz puan artarak %7,23 ve %6,85’e yükseldi. TCMB’nin beklenti yönetimi yoluyla artan manşet enflasyonun ikinci tur etkiler yoluyla çekirdeğe sızmasını engelleme çabası halen başarısız. Eğer Mart enflasyon verileri açıklandıktan sonra da beklentilerde bozulma devam ederse, TCMB faiz artırımı baskısı altında kalabilir. Ama, büyümenin yavaş olduğu bu günlerde TCMB’Nni yeniden enflasyona odaklanarak büyümeye desteği kesmesini zor görüyoruz.


Nakit bazlı bütçe Şubat’ta 5,7 milyar TL, faiz dışı denge ise 1,7 milyar TL açık verdi. Gelir ve harcamalar tarafından bakıldığında, gelirlerin geçen yılın aynı ayına göre reel olarak %11 arttığı, faiz dışı harcamaların ise %4 gerilediği görülüyor. Hazine’den yapılan açıklamaya göre Şubat ayında ödenmesi gereken vergilerin 4,8 milyar TL’lik bölümünün Mart ayında Hazine hesaplarına girmesi açığın bu denli büyük olmasına neden olurken, bu tutar düşüldükten sonraki bütçe açığı ve faiz dışı fazla rakamlarını bütçe açısından olumlu buluyoruz

Ancak, diğer yayınlarımızda da vurguladığımız gibi, önümüzdeki aylarda bütçe disiplinin korunması hala çok zor. Artan gelirler bahar aylarından itibaren yeniden altyapı yatırımlarına harcanabilir. Beklentinin çok üstünde çıkan enflasyonun da endesklenen kamu harcamalarında kayda değer bir artış yaratması mümkün.
Atilla Yeşilada
İbrahim Aksoy
Ekspress Yatırım Şubat Nakit Bütçeyi Değerlendirdi
09 Mart 2010 Salı Saat: 11:22
Şubat ayında bütçe açığı bir önceki yılın aynı dönemine gore TL12 milyardan TL5.7 milyara geriledi. Fazi dışı dengede ise geçen yıl 3.5 milyar olan açık, bu sene 1.7 milyar TL’ye indi. Şubat-Şubat arasında gelirler nominal olarak %20.17 artarak yıl sonunda yapılan zamların ve artan milli gelir harcamalarının etkisinin altını çizdi. Ekspres Yatırım gelirlerde çift haneli artışların 3Ç2010’a kadar sürmesini bekliyor.
Aynı dönemde toplam harcamalar %27.3 gerileme kaydederek TL22 milyar oldu, ancak gerilemenin önemli bölümü %56 düşen faiz harcamalarından kaynaklandı. İyimser olmak gerekirse, faiz dışı harcamaların hızı da sadece %5.4 artış olarak belirlendi. Ancak, önümüzdeki aylarda bu kalemde artışların hızlanması mümkün. Ekspres Yatrım’ın yıl sonu bütçe açığı hedefi ise GSYIH’nin %4.5’u.
EMDAS: Sanayi Üretimi (Ocak): Beklenenden zayıf ancak üretim artışı çift haneli rakamlarda devam ediyor
09 Mart 2010 Salı Saat: 11:20
Sanayi üretimi üst üste ikinci ayda da çift haneli oranda (%12.1) artış gösterirken, hem Aralık ayındaki %25.2’lik artışın yarısı düzeyinde kaldı hem de beklentilerin altında gerçekleşti (konsensüs: %15.9, EMDAŞ: %16.0). Ocak verisinin beklentilerin altında kalmasına yol açan faktörler ise a) dayanıklı olmayan mal grubundaki üretim artışının sadece %3.8 seviyesinde gerçekleşmesi ve b) enerji üretiminin bir önceki yılın aynı ayına göre %0.2 oranında gerilemesi. Öte yandan, sermaye malları, dayanıklı mal ve hammadde üretimi sırasıyla %29.7, %31.9 and %16.7 oranında artarak imalat sanayiinde kuvvetli aktiviteye işaret etti. Ayrıca, takvim ve mevsimsel etkilerden arındırılmış sanayi üretiminin geçtiğimiz yılın aynı ayına göre %14.3 oranında artış gösterdiği görüldü. Düşük baz yıl etkisiyle imalat sanayi üretimi ikinci yarının başına kadar çift haneli rakamlarda artmaya devam edebilir. Ancak yılın ikinci yarısında aktivitenin kademe kaybedebileceği hatta ilerleyen aylarda potansiyelinin altında gerileyebileceği yönündeki görüşümüzü koruyoruz.
Diğer araştırma raporları için www.emdas.com.tr’yi ziyaret edin
Global’den Haftalık Yatırım Stratejisi
09 Mart 2010 Salı Saat: 11:20
Önümüzdeki süreç gerek akademik gerekse iş dünyası açısından yakından takip edilmesi gereken bir dönem olarak karşımızda durmaktadır. Krizi hissedip etkilerinin derinleştiği dönemde global piyasalarda tüketim talebinin keskin bir şekilde kesilmesi, enerji fiyatlarında gerilemenin görülmesiyle enflasyon düşüş eğiliminde olmuş ve merkez bankaları ekonomiye ucuz likidite sunarak talebi artırma amacıyla gösterge faizleri tarihin en düşük seviyelerine çekmiştir. Toparlanma sürecinde piyasanın kendi çarklarıyla hareket ettiği kanısının oluşmasıyla, istikrarlı büyüme sürecine geçildiğine inanılmasıyla, gerek maliyet gerekse talep enflasyonlarının baskı oluşturacağı beklentisiyle piyasaya verilen likiditenin maliyetinin yükseltileceği öngörülmektedir. Piyasalara verilen desteklerin çekilmeye başlanması ekonomi politika araçlarının da yeniden ayarlanmasını gerekli kılmaktadır. Global anlamda yaşanan krize benzer ekonomi tedbirleri uygulanarak cevap verilirken krizden çıkış dönemi ülkeler için gerek zamanlama gerekse ekonomi politikası araçlarını ayarlama açısından farklılaşacaktır. Özellikle gelişmiş ülkeler içerisinde, gelişmekte olan ülkeler içerisinde farklılıklar önümüzdeki dönemde yatırım yapılabilirlik beklentilerini etkileyerek kısa ve uzun vadede güvenilir, yüksek getiri beklentisi içerisindeki portföy ve yatırım fonlarının da desteklemesiyle büyüme süreçleri ayrışma gösterecektir. İlk anlamda ayrışma krize erken ve kararlı müdahale doğrultusunda kendini gösterirken diğer ayrışma ülkelerin krize yakalandıkları dönemdeki bütçe yapılarının ne kadar sağlam olduğuyla ilintili olmuştur. ABD krizin kaynağı olan ülke olmasına karşın dünyanın en büyük ekonomisi olması nedeniyle global krizden çıkışın kalıcı ve sağlıklı olması için krizden de ilk çıkan ülke olmak zorunda olması krizi atlatması adına global anlamda desteklenmesini sağlarken hükümetin ve ekonomi yönetiminin alınan önlemlerde kararlı ve hızlı oluşu sayesinde resesyonu diğe gelişmiş ülkelere kıyasla erken atlatmıştır. Gelişmekte olan ülkeler de var olan yüksek büyüme potansiyellerini bütçe dengelerindeki sağlıklı yapıyla destekleyerek global krizin atlatılmasına katkı vermişlerdir. Türkiye de gelişmekte olan ülkeler arasında krize güçlü bir bütçe yapısıyla girmiş olması ve merkez bankasının faizleri hızlı bir düşüş trendine oturtması yaşanan kredi notu artırımlarının nedenlerini göz önüne aldığımızda farklılaşmasını sağlamıştır.
Yaşanan farklılaşmaların önümüzdeki yıllarda sürdürülebilir bir büyüme trendine dönüşebilmesinin kilit noktası ekonomi politikası araçlarının ne denli etkili ve değişen global ekonomi ortamına ne denli uyumlu bir şekilde yapılandırıldığıyla ilgili olacaktır. Krizde alınan ekonomiyi genişletici önlemlerin toparlanma sürecinde enflasyonda beklentileri aşan yukarı yönlü baskının artması durumunda ekonominin istikrarlı hale gelip gelmediği kanısına tam varılamadan sıkılaştırıcı politikalara geçme ihtiyacı hissedilebilir ve bunun sonucunda büyümenin önüne bir engel daha eklenmiş olabilir. Bu anlamda enflasyonun gidişatı ekonomi politikası araçlarındaki uygulama stratejilerinde değişikliğe yönelik ipucu verecektir. Akademik açıdan merkez bankalarının faiz politikasına yönelik uzun dönemli stratejilerini çekirdek enflasyona göre şekillendirdiği açıklamalardan anlaşılmaktadır. Gerek FED, gerek ECB, gerekse TCMB enflasyonun artış eğilimi göstereceği beklentisini önceden oluştururken çekirdek enflasyondaki gidişatın baskı unsuru oluşturmadığına yönelik açıklamalar yaparak faizlerdeki değişikliğin erken bir zamanda yapılmayacağına dair beklenti oluşturmuşlardır. Türkiye için durumu ele aldığımızda artan vergi oranları, hava koşullarından kaynaklanan gıda fiyatlarındaki artış baskısı etkili olmuştur. Ancak vergi oranlarında artış yaşanır, gıda fiyatları üzerindeki artış baskısı devam ederse enflasyona yönelik en önemli etken olan beklenti unsuru devreye girecektir. Piyasanın enflasyon beklentisinde artış yönlü bir değişimin merkez bankası tarafından ikna edilemeyecek şekilde değişiklik göstermesi durumunda enflasyon baskısı oluşacaktır. Merkez bankasının beklentisi gıda fiyatlarındaki yükseliş baskısının hafiflemesi ve beklentileriyle paralel hareket etmesi yönündedir. Diğer gelişmekte olan ülkeler içerisinde en büyük olan Çin’de hem merkez bankası başkanı hem de ticaret bakanı özetle ekonominin ısınmasıyla, piyasada dolaşımdaki kredilerin artmasıyla kriz esnasındaki koşullar ile kriz sonrası koşulların farklılaşacağı bunun enflasyonist bir baskı oluşturacağından dolayı Çin’in kur politikasında değişikliğe gitmeyi düşündüğünü açıklamışlardır.
Global anlamda toparlanma eğilimi devam ederken durgunluk oluşturabilecek risklerin halen olduğunu göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Beklentilerin iyi yönetilmesi politika araçlarında yapılacak dönüşümü yakından ilgilendirmektedir. Çünkü dönüşüm büyüme sürecinde sancılı bir geçiş süreci oluşturabilir. AB tarafında Yunanistan’ın içinde bulunduğu problemin çözümüne yönelik süreç ülke liderlerinin ve Avrupa merkez bankasının farklı açıklamalarıyla ilerlerken krizin önümüzdeki süreçte yaşatacağı değişimlerden birisi olarak Avrupa Para Fon’u kurulma çalışmalarını görmekteyiz. Kapitalist sistemde hiçbir yeni gün bir öncekine benzemeyerek dinamik bir süreci oluştururken kriz sonrası dünyadaki sistemin değişmesini yakından izleyeceğiz.
Geçen hafta dünya piyasalarına bakıldığında haftalık bazda piyasaların değer kazandığı görülmektedir. Avrupa Borsalarının Yunanistan’a yardım paketine ilişkin beklentiler ve hafta içinde Yunanistan’ın başarıyla gerçekleştirdiği 10 yıllık tahvil ihalesine bağlı olarak diğer borsalara göre daha çok değer kazandığı görüldü. ABD’de tarafıda genel olark beklentilerin üzerinde gelen verilere ve doların değer kaybetmesine bağlı olarak değer kazandığı görülmektedir. ABD’de geçen haftanın en önemli verilerinden olan Tarımdışı İstihdam verisinin beklentilerden daha az azalması ve İşsizlik Oranı’nın beklentilerin aksine önceki aya göre değişim göstermemesi piyasalardaki alımlara destek oldu. Bekleyen Ev Satışları’nın beklentilerin altında kalması emlak sektöründeki olumsuzluğu devam ettiğini gösterirken, Tüketici Kredilerin son 1 yılda ilk kez artış göstermesi de ABD’de tarafında olumlu bir gelişme olarak algılandı. Diğer borsalara bakıldığında genel olarak yükseliş havasının her yere hakim olduğu görülürken, Çin dünya piyasalarından aşağı yönlü ayrışırken, haftalık bazda %-0,7’lik değer kaybı yaşadı. Derin değer kayıpları ve değer kazanölarının gerçekleştiği son iki haftayı geride bırakırken, dikkatler yine büyüme verilerini ve enflasyon hakkında fikir elde etmemizi sağlayacak ekonomik veriler, TR’nin siyaset gündemi ve AB bölgesi içindeki potansiyel zayıf görünümlü ülkelere yönelik gelişmelerde olacaktır.
Arzu Odabaşı, raporun tamamı için www.global.com.tr’yi tıklayın
Garanti Yatırım’dan Haftalık Görüş
09 Mart 2010 Salı Saat: 10:50
Döviz Piyasası:
€/$ paritesi Yunanistan’a yönelik haber akışı ile dalgalanmaya devam ediyor. AB içinde IMF benzeri bir fon kurulmasına yönelik planlar yapıldığı yönündeki haberler mali durumu kötü durumda olan ülkelere yönelik şu ana kadar atılmış en somut adım. Bu planların hayata geçirilmesi durumunda EUR üzerindeki baskı hafifleyecek ve paritede yukarı yönde bir hareket başlayacaktır. €/$ paritesi için ana trend hala düşüş yönünde olmakla birlikte kısa vadeli bir düzeltme hareketi görülme olasılığının arttığını düşünüyoruz. Teknik olarak da 1,3700 seviyesinin aşılması ile birlikte 1,3900’a doğru bir yükseliş görülebilir. Bu nedenle 1,3700 seviyesinin aşılması durumunda al-sat amaçlı EUR alım öneriyoruz.
Yurtiçi döviz piyasasında ise genel olarak piyasanın dengelendiği görülüyor. Paritedeki yükseliş eğiliminin korunması durumunda ise kurun artan satış baskısıyla yeniden 1,5000 altına dönmesi mümkün görünüyor. Bu nedenle paritenin yukarıda bahsedilen seviyeleri aşması durumunda USD satış öneriyoruz.
Tahvil & Bono:
TCMB Başkanı Yılmaz’ın açıklamaları ve TCMB Şubat ayı fiyat gelişmeleri raporunda enflasyonun ancak yılın son çeyreğinde düşeceğinin belirtilmesi sonrasında faizde geçen hafta sert bir yükseliş görüldü. Bu açıklamalar sonrasında enflasyon beklentilerinde de belirgin bozulma olduğunu görüyoruz. Ancak piyasada yerli bankaların her şeye rağmen tahvillerini satmıyor olmaları faizde anlamlı bir yükselişin yaz aylarından önce görülmeyeceğini gösteriyor.
Bu hafta Hazine, referans bono ihalesinin yanısıra 06.08.14 vadeli sabit kuponlu tahvilin yeniden ihracına yönelik bir ihale düzenleyecek. Bir süredir olduğu gibi mevcut faiz seviyelerinin fazla iyimser kaldığını düşünüyor ve gösterge (16.11.2011) ile daha uzun vadeli tahvillerde satış önermeye devam ediyoruz. 02.02.11-03.08.11 arasındaki iskontolu tahvillerde ise alım önermeyi sürdürüyoruz.
Eurobond:
Global piyasalarda azalan kaygıların gelişmekte olan ülke varlıklarına talebi artırması ile CDS fiyatlarında belirgin düşüşler görüyoruz. Bunun sonucunda 2030 vadeli tahvil bu haftaya yeniden $160 seviyesi üzerinde başladı. Bu hafta genelinde de iyimserliğin korunacağını ve uzun vadeli tahvillerde hafif değer kazançları görüleceğini tahmin ediyoruz.
USD cinsi eurobondlarda kısa vadelerde 2015, orta vadelerde 2018-Kasım 2019, uzun vadelerde ise 2034 ve 2040’ı öneriyoruz. EUR cinsi eurobondlarda ise 2017 vadeli tahvili önermeyi sürdürüyoruz.
Hisse Senedi Piyasası:
Geçtiğimiz haftaya alımlarla başlayan endeks, hafta boyunca 51.000-52.000 bandında dalgalı bir seyir izledikten sonra Cuma günü güçlenen alımlarla haftayı önceki haftaya göre 2.920 puanlık artışla 52.625’den tamamladı.
Endekste 52.000 güçlü destek haline gelirken, 51.500 ve 50.600 diğer destekler, 53.300-53.850 ve 54.500 ise direnç seviyeleridir. Yatırımcılara direnç seviyelerine yükselişlerde kar satışına yönelmelerini, 51.500 stop loss seviyesi olmak üzere al-sat amaçlı fırsatları değerlendirmelerini öneriyoruz.
Altın :
Global piyasalarda azalan kaygılar altına olan talepte de hafif bir düşüşe neden oldu. Mücevher sektöründen uzun süredir ilk kez satış geldiği gözlenirken, Asya’da da satış eğiliminin hakim olduğu raporlanıyor. Altına dayalı fonlar ise bu satışı karşılıyorlar. USD likiditesini çekme yönünde adımlar hızlandıkça altına olan spekülatif talebin de azalacağı beklentimizi koruyoruz. Bu nedenle yükselişlerde altın satışı önerimizi koruyoruz. Altın için destekler $1.125-1.120, dirençler ise $1.140-1.146 seviyeleri.
http://groups.google.com/group/PARATREND izniyle
Halkbank: 2011’den önce faiz artırımı olmaz
09 Mart 2010 Salı Saat: 08:30
Türkiye’de enflasyon ve büyüme arasında bir tercih yapılması gerektiğinde, halk ve hükümet hep büyümeyi tercih eder. Kamu bankalarından Halkbank da büyümenin garanti altına alınması gerektiğini, bu yüzden de 2011’e kadar faiz artırılımayacağını öne sürüyor. Piyasa beklentilerinden çok farklı bu görüşü aşağıda sizlerle paylaşıyoruz. Ancak, faiz artırımlarının 2011’e sarkması da seçime giderken ekonomide frene basılması anlamına geliyor. AKP bu seçim döneminde parasal sıkılaştırmayı izin verir mi? Vermezse, TCMB kredibilitesi korumak için AKP’y isyan bayrağı açabilir mi?
www.referansgazetesi.com
Halkbank Para ve Sermaye Piyasaları Daire Başkanı Murat Uysal, piyasanın Merkez Bankası'nın erken bir faiz artışı gelebilir kaygısına kapılmasının henüz gereksiz olduğunu söyledi. Bu durumun büyüme dinamiklerini de etkileyeceğini ifade eden Uysal, "Şubat ayında beklentilerin üzerinde artan enflasyon ve Merkez'in enflasyonun yılın son çeyreğinde düşüş trendine gireceğini açıklamasına karşın piyasanın erken bir faiz artışı gelebilir kaygısına kapılması henüz gereksiz" diye konuştu. Piyasa beklentilerinin aksine ilk faiz artışının 2010 yılı içinde değil 2011 yılında gerçekleşmesini beklediğini ifade eden Uysal, "Türkiye'nin şu an kendi dinamikleri ile yakaladığı nispeten rekabetçi kur ve düşük reel faiz ortamı ciddi bir kazanç. Bu ortamı uzun süre sürdürmek önemli. Bu açıdan erken bir faiz artışı kaygısına kapılmamak gerekir. Merkez'in fiyat istikrarı hedefine ters düşecek somut gelişmeler olmadıkça faiz artışlarının dillendirilmemesi ve böylelikle büyüme için elverişli ortamın korunması gerektiğini düşünüyorum" dedi.
Öngörülerde bozulma yok
Şubat ayı enflasyon verisinin ardından piyasada faiz artışları için yılın son çeyreği şeklindeki beklentilerin korunduğunu vurgulayan Uysal, "TÜFE'nin ocak ve şubatta yükseleceği biliniyordu. Buna ek olarak kötü hava koşullarının işlenmemiş gıda fiyatlarına getirdiği yükseliş de eklenince TÜFE'de yükseliş bir miktar daha arttı, ancak çekirdek göstergelerdeki değişimler ise bu yükselişe kesinlikle paralel değil. Yani tüm bunlar çok da büyük bir sürpriz değil ve bence orta vadeli enflasyon öngörülerini bozacak bir durum yok" diye konuştu. Halkbank Para ve Sermaye Piyasaları Daire Başkanı Murat Uysal, piyasanın Merkez Bankası'nın erken bir faiz artışı gelebilir kaygısına kapılmasının hen...