ANASAYFA
ÖĞRENCİLERİM İÇİN ÖZEL
Temel Analiz Kitapları
Teknik Analiz Kitaplari
Ekonomi Kitaplari
Yatırım Kitapları
KİTAPLAR
TEMEL ANALIZ EGITIMI
TEKNIK ANALIZ EGT
TRADING EGITIMI
Seans Içi Yorumlar
Günlük Yorumlar
YORUMLAR
Yaşar ERDİNÇ
Atilla Yesilada
N. Nuri SEVGEN
Burak GERCEK
Fatih BOZKURT
Mehmet KEPEZ ile RANDORI
Uzeyir DOGAN
Fatih Yeğenoğlu
GOKHAN TASPINAR
Cetin UNSALAN
NURGUL CHAMBERS
Hakan YIGIT
Kerem ALKIN
Levent DURUSOY
Cemil Ertem
Cengiz KILIC
Ismet Demirkol
Hamit Bozkurt
Kaan Sariaydin
YAZARLAR
İLETİŞİM

17 Mart 2010         Günlük Analiz

FED ne Dedi? Strateji Ne Olmalı?

Yasar ERDİNÇ

 21 Aralik 2009        DERİN Bakış

 
 PROJE FİNANSMANI
(PROJECT FINANCE)

    Nurgül CHAMBERS

26 Ocak 2010       Referans

Erhan Aslanoğlu

FED Faiz Artırımlarına Başlamalı

Erhan Aslanoğlu

RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD

 

Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için

ESİN ÇETİNEL

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

 

Kitabımı bütün  DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.

http://www.ideefixe.com/

http://www.kitapyurdu.com/

http://www.scala.com.tr/

 Atilla YEŞİLADA

Finansın Duayeni Atilla Yeşilada, belki de yabancı yatırımcılara Türkiye'yi ilk defa tanıtan isimdir. Yıllarca finans dünyasında profesyonel bir yönetici olarak çalıştıktan sonra NTV, CNBCE, SKYTURK, HABERTURK gibi televizyonlarda çok sayıda program yaptı. Basın dünyasının ileri gelen önemli ekonomi ve finans yazarlarından biri oldu. Keskin dili ve her olayı en çarpıcı ve keskin dille aktarmasıyla ünlüdür. Okurken muazzam keyif alır ve tekrar okursunuz.


Friday, 19 March 2010

Yazmayacağım Diye Yemin Etmiştim Ama

19 Mart 2010 Cuma

Uzun süre iç politika yazmayacağım diye kendi kendime yemin etmiştim. Bu yemini ederken, sevgili hayat arkadaşımın şakağıma dayadığı Sig-Sauer tabancanın ve hala kalbimi paralayan “Senin babanla hastalıklı ilişkinden kalan tüm otorite figürleri ile takışma hastalığın yüzünden Silivrilere taşınacağımı düşünüyorsan, yanılıyorsun!” ihtarının hiç bir etkisi yoktu. Ben Diyarbakır maçına gitmiş adamım, Magnum .50’den ürkmem, yılandan da ürkmem, yalandan ürkerim, çünkü Anadolu kültür ırkı erkeklerdenim.

Ama, şartlar beni bir kez daha önümüzdeki acil ve vehim siyasi konuların tetkik ve irdelenmesine zorluyor. Mesela, değerli Taraf Gazetesi’nin iddia ettiği gibi bu akşam saat 17:40’da (piyasalar kapandıktan sonra), değerli Cumhuriyet Başsavcımızın (CB) AKP’ye kapatma davası açacağı haberleri ne derece doğru olabilir? Piyasalar ürkmesin diye düşünecek kadar hassas bir Başsavcı, tüm Türkiye’yi kaosa sürükleyecek bir kararı, daha iki hafta önce “soruşturma bile yok” dedikten sonra cart diye alabilir mi? Bu söylentileri gayet makul bulup, Borsa’da, DİBS’de, dövizde mal satıp para kaybeden bu ülkenin insanları niye benim en temel tezim olan insan yiyen uzaylıların Sn RTE, Baykal ve Bahçeli’yi klonlayıp bizi besi çiftliğine çevirmek için ülkeyi yönetmek üzere geri gönderildiğine inanmaz. Şebnem Schaeffer’in bakire olduğuna inanan bir ülkeyiz biz yahu.

Ne zaman politik analiz yapmaya kalksam, karşıma bu tür engeller dikiliyor zaten. Birincisi, benden başka kimse rasyonel oyun teorisi analizi, non-linear matematiksel programlama ve post-Einstein n-boyutlu topıgrafi algoritmaları kullanmıyor, hatta hipotez sınaması yapmıyor. Mesela, herkesin “bildiği” bir gerçek var. AKP, 2007 %47 oyu TSK cumhurbaşkanlığı seçimine müdahele ettiği için aldı. Bir biliminsanı bu tezi duyduktan sonra, sınayabilmek için karşısına hemen Hipotez B’yi koyar. Bu hipotez de şu olur: AKP, 2007’de %47 oy aldı, çünkü 1950’lerden bu yana ülkeyi ekonomik-finansal krize sürüklemeden yöneten tek hükümet oldu. Sonra, iki hipotez arasında tercih yapmak için delil arar. Mesela, kamuoyu yoklamalarına göre orduya güvenin %73, hükümete güvenin %50’ler civarında olduğu bir ülkede hakkaten “askere dik durmak” oy getirir mi? Başka anketlere de bakar, mesela, halkın %55’i Balyoz Operasyonun’da paşaların tutuklanmasını doğru bulmadığını, %70’i ise bir numaralı sorunun iş ve aş olduğunu okur ve iki hipotez arasında akılcı tercih yapar. Heyhat, bu analiz yöntemi ile olaylara bakmak ve yazı yazmak, kariyer intiharı oluyor.

Geçen gün Wall Street Journal’da yazan, ve Beyoğlu’nda yaşayan bir Amerika’lı bayan, son yıllarda Türkler hakkında Batı’dan duyduğum en akıllıca sosyolojik teşhisi yapmış. Her Türk, aşağıdaki iki komplo teorisinden birine inanır:

• AKP gizli şeriatçıdır, maksadı, Türkiye’de ikinci bir İran kurmaktır
• Türkiye’yi TSK’nin yönlendirdiği Derin Devlet adlı bir ekstra-legal (kanun üstü) çete yönetir.

Ben de bu akşam AKP’ye kapatma davası açılır mı sorusuna bu komplo teorilerinin gerçek olduğu varsayımı ile cevap vereceğim. Derin Devlet’in AKP’yi kapatmak istediği kesindir, tartışılmaz. Yapar mı değil, ne zaman yapar ki, dünya kamuoyunu bunun siyasi bir dava olmadığına inandırsın. Çünkü, AYM yargıçları da Derin Devlet mensubudur. Onları AKP’yi kapatmaktan alıkoyan tek engel “dünya ne der?” kaygısıdır.

AKP’nin tek amacı bir an önce şeriat devleti kurmak olduğu için, son anayasa değişikliği paketi de hala kendine direnen iki kurum olan TSK ve Yüksek Yargı’nın tamamen tasviyesi amacına matuf olup, müsade edilemez, AKP’nin yargıdaki aksakları düzeltme gibi bir niyeti olamaz, buna inananlar Türk değildir. Demek ki, optimal parti kapatma zamanı,

1. Siyaset dışında delil bulunduğunda
2. Bu olmazsa, AKP referandumu kazanmadan parti kapatma davasını patlatmaktır.

Bu bağlamda, Derin Devlet kapatma davasında önce iç kamuoyunu ikna etmek için AKP-tarikatlar arasında organik bağlantı bulacaktır. Dış kamuoyunu tatmin etmek için ise Deniz Feneri’ni AKP’ye bağlayacaktır. EĞER, AKP’nin referandumu kaybedeceğini öngörüyorsa, kapatma davasını geciktirecek ve tam partinin iç kamuoyu desteği kaybettiği anda öldürücü darbeyi vuracaktır.

Derin Devlet denen acımasız katiller güruhunun kan kokusu aldığı hisseden bir AKP ise iki şey yapacaktır. Birincisi, onu iç düşmanlara karşı koruyan ABD ve AB’ye yeni tavizler vererek, onlardan Ordu’ya darbe yapmayı yasaklamasını isteyecektir. Bu meşru davada, Kıbrıs veya Ermenistan’da milli menfaatlerin kaybı önemli bir bedel sayılmaz. İçerde ise referanduma göre daha çok oy alması mümkün olan genel seçime gidecektir. Bu arada tamamen kendi yandaşları tarafından yazılan ve her AKP oyunu ikiyle çarpıp, muhalefetinkileri ikiye bölen, özel bilgisayarlı oy sayma yöntemini de seçim kanununa sokacaktır.

Çünkü, demokrasi sadece bir araçtır. Aksaray’da durur, Koca Mustafa Paşa’ya kadar gitmez. Çok sevdiğim haminnemin de Osmanlı Padişah’ı ile yatakta başkadınefendi tarafından basıldığı, ardından da İttihak ve Terakki’ye katıldığı tamamen yalandır. Yedi nesil Devletlu Padişah’ımızın ibrikçibaşılığını yapmış bir ailenin son ferdi olarak, üstümüze atılan bu alçakça suçlamayı telin ediyorum.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 11:00 am   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 18 March 2010

Orta Krallık’da Zor Kararlar

18 Mart 2010 Perşembe

Çank-Kay-Şek ve Mao’nun 3 bin yıllık geleneği olan Orta Krallığı yıkmalarının üstünden nerdeyse 80 sene geçti, ama hala eski gelenekler ve dünyaya bakış sürüyor. Açıkça itiraf etmeseler de, bugünün Çin Merkez Büro üyeleri de ataları Çin İmparatorları gibi, kendileri dışında herkesin barbar ve cahil olduğunu düşünür. Hiç işgal edilmemiş, Batı’nın kültürel kalıplarını sadece işine geldiği kadarıyla benimseyip, hala kendi geleneklerinin etkisiyle yaşamayı sürdüren bu dev ülkeyi anlamak hiç kolay değil. Ama, Çin’in son krizden kurtulmak için ekonomiye yapmaya devam ettiği dev kortizon aşısının, hem vatandaşlarını hem de dünyayı incitmesi olasılığı hergün biraz daha artıyor.

Çin’in geçen sene sonu itibarı ile F/X rezervleri, yani cari fazlası ve net doğrudan sermaye girişlerinin MB’nda biriken yekünü 2.4 trilyon dolardı. Bu dev fazla, bir yandan ekonomi dara girdiğinde yöneticilerin bol keseden para dağıtarak kriz çözmesini kolaylaştırırken, öte yandan da ekonomik aktörleri şımartarak, destek fonlarının büyük kısmını uzun vadede ekonomik refaha zarar verecek alanlara yönlendiriyor. Bunun iki örneği şu anda akademi camiasında tartışılıyor. Birincisi, banka kredilerinin önemli bir bölümü arazi ve emlak spekülasyonuna gidiyor. Apartman fiyatlarının iki yılda %100 arttığı bölgeler var. Her ne kadar bazı uzmanlar ve Çin yönetimi “varlık balonu” yada “köpükçüğü” kavramını reddetse de, Las Vegas’dan İspnya’ya bir çok bölge ve ülkenin tecrübesi, emlak pazarının spekülatif alımların gelecekte en fazla yıkım yarattığı sektör olduğunu ortaya koyuyor.

İkincil olarak, yerel idareler kurdukları fonlar vasıtası ile ya ellerindeki kamu arazilerini teminat olarak göstererek, ya da merkezi hükümetin zımni ödeme garantisi altında ucuz fiyatla borçlanıyor. Bu fonlar da geri dönüş oranı çok düşük altyapı projeleri veya eyaletin gözdesi, ama kürede rekabet etmesi zor sanayi şirketlerinin kapasite artırımına gidiyor.

Eğri oturup doğru konuşalım, Beijing Hükümet’i, bu furyaya dur demek için elinden geleni yapıyor, ama yine tüm küreden bildiğimiz bir gerçek, seçilmiş/hedeflenmiş kredi dağıtım politikalarının hemen hiç bir zaman çalışmadığı. Bazı akademisyenlere göre, Çin’in yerel idarelerin de dahil edilmesiyle toplam kamu borcunun görünenin nerdeyse 4 misli olduğu ve olası büyüklüğü 300 milyar doları bulacak bir iflas/batık kredi sorunu ile karşılaşılabileceği. Bu durumda, ekonomide yaşanacak zaruri yavaşlama, yılların emeğini heba edecek.

Kapitalizmi tam benimsemiş ülkelerde, bu sorunların çözümü kısmen daha kolay. Bütçe sıkılır, faizler yükseltilir. Ama, Çin’in kendine özgü kapitalist sisteminde bu iki çözümün de yan etkileri hayli ağır. Birincisi, eyaletlerde hala 300-400 milyon Çinli sefalet sınırda, bir yandan onları destekleyip, öte yandan eyaletlere kredi ve merkezi bütçe yardımını kısmanın kolay bir yolu yok. İkincisi, Çin’in sermaye hesabı kapalı dahi olsa, faizleri artırmak yuan’ın değeri üstünde akıl almaz yukarı yönlü basınç oluşturuyor.

Peki, Çin zaten herkesin istediği gibi niye yuan’ı revalue etmiyor? Birincisi, hala ihracatın en büyük geçim kaynağı olduğu ülkede artmaya başlayan küresel gelirin artan Çin fiyatları yüzünden ihracat talebini desteklemeye yetmeyeceği korkusu var. İkincisi ise Çin’in hala en büyük sektörü olan aşırı emek yoğun (t-şört-fanila) gibi ürünlerde ufak kur değişimlerinin bile satışlarda büyük gerilemeler yaratabileceği endişesi. Çin, hala ekonominin al-ver işi olduğunu, her politikanın bir kısım insana zarar vereceğini kavrayamıyor, herkesi kurtarmaya çalışıyor.

Çin’in en büyük kozu da ABD gibi DİBS pazarında yoğun ağırlığı olduğu ülkelere “biz de paramızı çekeriz” demek, ama bu tehdit gerçekçi değil. Çin bugün ABD DİBS’den çıkmaya kalksa, ABD’de faizler 200 baz puan yükselebelir, ama Çin’in zararı çok daha büyük olur. ABD’yi Çin’e karşı tedbir almaktan alıkoyan, Çin’in tehdidi değil, alınan tedbirlerin ithal malları enflasyonu yaratarak kendi tüketicisini mağdur etmesi. Ama, bu denge ebediyen gitmez. Çin’in sonsuz rezerv biriktirdiği, ABD’nin devamlı Çin’den borçlanarak büyüdüğü bir dünya, her an batacak bir dünyadır.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 11:45 am   |  Permalink   |  E-mail this
Wednesday, 17 March 2010

Faiz, Getiri Eğrisi, Spread ve Borç Krizleri

17 Mart 2010 Çarşamba

Bir yandan Fed faizleri uzun süre artırmayacak diye sevine duralım, bir yandan da eğer artırırsa oluşabilecek senaryoları biraz inceleyelim. Özellikle Moody’sin ABD ve İngiltere’nin bile kredi notunu sorguladığı bir ortamda politika faizleri, getiri eğrisi, spreadler ve borç yönetimi arasındaki ilişki bu yılın sonlarına doğru gündemin tepesine oturacak. Tabii, o zaman bu yazının hiç bir geçerliliği kalmayacak, ama zaten iyi zamanlama yapabilseydim, şimdi Bihter’in karşısında Behlül rolünde beni görecektiniz.

Merkez Bankaları kısa vadeli faizleri belirler, piyasa ise uzun vadeli faizleri. Fed faiz artırdığında 3 aylıktan 30 yıllığa tüm getiri eğrisinin de aynı miktarda yukarı doğru tırmanacağı doğru değil. Eğer Fed’in faiz artırımı enflasyonist baskılara, hatta bazı durumlarda doların değer kaybına karşı etkin bir tedbir olarak algılanıyorsa, getiri eğrisinin, yani uzun vadeli faizlerin aşağıya gelmesi bile olası.

Getiri eğrisinin uzun ucunu enflasyon beklentileri, arz-talep dengesi ve bazı hallerde de doların, veya yerel para biriminin gelecekte değerinin ne olacağına dair beklentiler belirler. Bu unsurların çokluğu, Fed faizi ile5-30 yıllık getiriler arsındaki doğrusal bağlantıyı yer yer koparır.

İkincisi, tüm özel sektör borçlanmalarında referans kabul edilen DİBS getiri eğrisi ile eş vadede özel sektör tahvillerinin getirisi zaman içinde çok büyük değişkenlik arzeder. Örneğin 2008 krizinden bu yana 5-7 yıl vadede spread 850 puandan 260 puana geriledi. Borçlu şirketin kredi notu kadar, yine arz-talep dengesi, alternatif kredi pazarlarındaki durum (mesela borçların seküritize edilmesi olasılığı) ve hatta borsalarda ölçüldüğü şekliyle hisse senedi ihraç etmenin sermaye maliyeti de “spreadi” belirler. Tüm KÜREDE özel olsun, genel olsun, kamu olsun borçlanma faizleri de ABD-Bund (Alman tahvili) getiri eğrisine referansla fiyatlanır.

Getiri eğrisinin ters eğimli olduğu dönemlerde mali krizler dah sıklıkla karşımıza çıkar, bankaların zora düştüğünü görürüz. Ekonomik büyüme ile devlet-özel sektör spreadleri arasında da çok önemli bir ters ilişki vardır. Hızlı büyüyen ekonomilerde, DİBS faizleri yükselirken, spreadin daralarak özel sektör kağıtlarının göreceli veriminin düşmesi olasıdır. Tersi de mümkündür, ve bu dönemlere “yandı gülüm keten helvası” dönemleri denir, çünkü eğer spreadi daraltan özel şirketlerin nakit akımının güçlenmesi değil, deflasyon-resesyonla başa çıkmak için Fed’in hızla faiz indirmesi ise, bazı hallerde kredi darboğazı başgösterir. Özel sektörün kredi pazarlarına erişimi aksar, ve kredi notları hızla YZBM’e dönüşür. YZBM notu, “Yakında zortlar bu meret” anlamına gelir.

İşte, Fed’in faiz artırmaya başladığı dönemde, getiri eğrisi ve spreadlerin nasıl davrandığı hem finansal sistemin hem de çok borçlu ülkelerin kaderini belirleyecek. En basit ve iyimser senaryo, Fed zamanlamayı doğru yapacak. Fed’in O/N’leri (fed funds) %1’e çekmesi halinde dahi, getiri eğrisinin eğimi aşağı doğru bükülecek, yani uzun vadeli faizler düşecek. Çünkü, yatırımcı Fed’in enflasyon veya hızla ısınan ekonomiye karşı tedbir aldığında birleşecek. Bu durumda, özel sektör ve tüm dünyada da spreadler daralır.

AMA, eğer Fed’in faiz artırımı tüm getiri eğrisi boyunca yankılanırsa, ABD’nin zaten nerdeyse bütçesinin %7’ne varan faiz ödemeleri hızla artar. Bu artış mali istikrar tedbirlerini baltalayarak, bütçe açıklarını yapısallaştırır. ABD hükümeti, bütçe açığını kısmadığı için kamu borcu/GSYIH oranı da düşmez. Özel sektör kredi piyasalarından dışlanma tehlikesi ile karşı karşıya kalabileceği gibi, ABD’ye özel durumda 2011-2013’de 2 trilyondan fazla tahvilin vadesi geleceği için, artan spreadlerde ya karlılığını düşürecek maliyetlerden borç alır, ya da YZMB olur.

Şimdi, bu senaryoyu kamu borcu/GSYIH oranı ABD’ye göre çok daha yüksek olan İngiltere’den İspanya’ya, Dubai’ye kadar bir çok ülkeye uygulayın. Onların parası rezerv para olmadığı için, bir de artan getirilerin (yani, düşen tahvil fiyatlarının) sermaye getirmek yerine iflas risklerini artırarak ülkelerden sıcak para kaçışına sebep verdiğini düşünün. Fed faizleri artırdığında değil, ama uzun vadei faizler arttığında ekoniminin MUHAKKAK daralacağı tarihsel gerçeğini de çorbaya ekleyin. En son olarak kendi şahsi tecrübelerinize dayanarak, yukarda çizdiğim senryolardan iyimser olanının gerçekleşme olasılığını hesaplayın. Herkese iyi günler.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 10:54 am   |  Permalink   |  E-mail this
Monday, 15 March 2010

Beleş Para Günleri Bitiyor Mu?

15 Mart 2010 Pazartesi

Bakıyorum da herkesin TCMB para politikası ile ilgili görüşleri nerdeyse aynı. PPK, en geç 4Ç2010’da faiz artırımına başlar, 1Ç2011 sonunda 200-350 puan faiz artırmış olur. Bu analizi biraz politik gerçeklerden ve benim gördüğüm ekonomik manzaradan uzak buluyorum doğrusu. O kadar çok atlanan nokta var ki.

Bunlardan ilki, çıktı açığının yıl boyunca kapanacağı varsayımı. Halbuki, hangi ekonomik göstergeye bakarsanız bakın, gittikçe hızlanan bir ivme yok. Mesela, sanayi üretimine 3 aylık hareketli ortlamalar halinde bakarsanız, aslında yavaşlıyor. CNBC-E Tüketici Endekslerinde çok hafif ve kesinlikle sürüdürülebilir olduğu garanti olmayan bir artış var. Bütçe politikası (şimdilik) daraltıcı yönde, kapasite kullanımı da %70 olduğuna göre, sabit sermaye yatırımlarından gelen bir büyüme ivmesi söz konusu değil. Önümüzde referandum, belki de erken seçim gibi hiç de abartılı olmayan politik riskler varken, harcanabilir geliri artmayan, yüksek işsizlik yüzünden geleceğe korkuyla bakan hanehalkının 2010 büyümesini sürüklemesi zor. Bana göre, en büyük risk, ekonomi 2Y2010’da yeniden tepe taklak olurken, enflasyonun ise yavaşlamaması. O zaman TCMB hindi gibi oturup düşünecek.

Zaten, çıktı açığı kapansa da, bu sene %4, gelecek sene %5 büyürüz en fazla. Seneye de Temmuz’da seçim var. %4-5 büyüme AKP’ye oy getirmez. TCMB gerçekten etkileri tam 2011 yaz aylarında belirginleşecek olan bir faiz artırma sürecine başlayabilir mi? Cesaret edebilir mi? Kendine %100 bidat etmeyen her kurumu en acımasız gerilla taktikleri ve gecekondu yıkan belediye buldozeri gibi ezip geçen AKP hakkaten buna müsade eder mi? Bu ülkede artık TSK dışında tek bir bağımsız kurum kaldığına samimiyetle inananlar da bu arada parmak kaldırsın. Bence TCMB enflasyon artsa da, faiz artırmaya cesaret edemeyecek. Bu gerçek anlaşıldığında da piyasalarda kıyamet kopacak.

Bir de TCMB faiz analizi küresel gerçeklerden soyutlanarak yapılıyor. Halbuki, ABD’de başlayan krizin bizi teyet geçmediğini, aksine %6 küçülttüğünü gördük. TCMB para politikası belirlerken, mecburen Fed ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) ne yapacak, onu izleyecek. Çünkü, kısıtlı miktar devaluasyon bu çıktı açığında enflasyondan çok ihracatı artırsa da, sonuçta, Türkiye ödemeler dengeisinin önemli bölümünü hala carry trade’le gelen sıcak paradan karşılıyor. Fed ve AMB senenin ikinci yarısından itibaren 25 puan, 25 puan faiz artırımına başlarsa, bir süre sonra Türkiye’den sıcak para çıkışı kur istikrarını tehlikeye atacak boyutlara gelebilir. Tam tersi olur da, Fed ve AMB kendi ekonomileri hala zayıf olduğu için faiz artırımını geciktirirse, bu zafiyet dış ticaret ve turizm yoluyla bize de yanısayacağı için, zaten faiz artırımı gerektirecek kadar hızlı büyüme yakalamak zor olacak. Yani, nerden baksanız analiz yanlış.

Yılın son çeyreğine geldiğimizde, sarsılan bir kur, anemik (kansız) bir büyüme ve bir türlü düşmek bilmeyen bir enflasyonla karşılaşmamız belki de en olası senaryo değil, ama inkar edilmeycek bir risk. Bunca değişik sorun arasında arsında sıkışıcak TCMB’nin haline acıyorum doğrusu. Her an ensesinde AKP sopasını hisseden PKK’nın da en ufak bir bahane ile faiz artırımlarını elden geldiğince geciktirip, büyümeye destek vermek için 2011-2012’de enflasyonist patlamaya omuz silkeceğini düşünüyorum. Benim senaryolarımın hepsinde de Kur Sepeti/TL ve DİBS fiyatlarının çok yanlış belirlendiğini size burdan yüksek sesle beyan ediyorum.

ayesilada@gmail.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 12:25 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Bilgi Güçtür

DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39
MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL

TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

19 Mart 2010              Webani

Yazmayacağım Diye Yemin Etmiştim Ama 

Atilla YEŞİLADA

17 Ekim 2009     Finans-Politik

 Geleceğe Yolculuk Şimdi Bu Topraklarda Başlıyor

Cemil ERTEM

 

BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com

19 Mart 2010 -        AKŞAM

 

IMF ve piyasa karşıtlarına ithaf

 
 

Deniz GÖKÇE

 

30 Aralık 2009-           REFERANS

 

Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor

 
 

 Kerem ALKİN

19 Mart 2010 -       HABERTURK

 

Kamu finansmanı iyileşiyor mu?

 
 

Ercan KUMCU

 

18 Mart 2010 -          RADİKAL

 

Mahfi Eğilmez

Bütçe dengesi ve nakit dengesi

 
 

Mahfi EĞİLMEZ

 

18 Mart 2010 -        VATAN

 

Şubat bütçesi

 
 

Asaf Savaş AKAT

 

13 Mart 2010-      RADİKAL

 

Taner Berksoy

IMF masalının sonu

 
 

Taner BERKSOY

19 Mart 2010-          VATAN

 

İMKB’deki değişiklikler ne işe yarayacak?

 
 

Ali AĞAOĞLU

17 Mart 2010-   HÜRRİYET

 

Yüksek faiz bitti şimdi sıra düşük kurda

 
 

Ege CANSEN

 

18 Mart 2010-      RADİKAL

 

Fatih Özatay   

İşsizlik oranında yeni bir plato?

 
 

Fatih ÖZATAY

17 Mart 2010       HABERTURK

 

Bir numaralı sorun: İşsizlik

 
 

Gazi ERÇEL

 

01 Mart 2010  Finanstrend.com

 

Emtia fiyatları dolardan bağımsız

 
 

Ateşhan AYBARS

 

19 Mart 2010-     MİLLİYET

 

Romanın adı bile yok!

 
 

Hurşit GÜNEŞ

 

17 Mart 2010      REFERANS

 

Hasan Ersel

Avrupa Para Fonu

 
 

Hasan ERSEL

 

13 Mart 2010 -   REFERANS

 

Güven Sak

Türkiye'nin ne zaman Nasdaq'a kote teknoloji şirketleri olur

 
 

Güven SAK

19 Mart 2010 -     RADİKAL

 

Uğur Gürses

Japon deneyimi yeniden

 
 

Uğur GÜRSES

 

18 Mart 2010 Finanstrend.com

 

Türkiye´nin yeni çıpaları mali kural ve bütçe 

 
 

Özgür ALTUĞ

 

23 Şubat 2010      MİLLİYET

 

   

‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda

 
 

Osman ULUAGAY