Yazmayacağım Diye Yemin Etmiştim Ama
19 Mart 2010 Cuma
Uzun süre iç politika yazmayacağım diye kendi kendime yemin etmiştim. Bu yemini ederken, sevgili hayat arkadaşımın şakağıma dayadığı Sig-Sauer tabancanın ve hala kalbimi paralayan “Senin babanla hastalıklı ilişkinden kalan tüm otorite figürleri ile takışma hastalığın yüzünden Silivrilere taşınacağımı düşünüyorsan, yanılıyorsun!” ihtarının hiç bir etkisi yoktu. Ben Diyarbakır maçına gitmiş adamım, Magnum .50’den ürkmem, yılandan da ürkmem, yalandan ürkerim, çünkü Anadolu kültür ırkı erkeklerdenim.
Ama, şartlar beni bir kez daha önümüzdeki acil ve vehim siyasi konuların tetkik ve irdelenmesine zorluyor. Mesela, değerli Taraf Gazetesi’nin iddia ettiği gibi bu akşam saat 17:40’da (piyasalar kapandıktan sonra), değerli Cumhuriyet Başsavcımızın (CB) AKP’ye kapatma davası açacağı haberleri ne derece doğru olabilir? Piyasalar ürkmesin diye düşünecek kadar hassas bir Başsavcı, tüm Türkiye’yi kaosa sürükleyecek bir kararı, daha iki hafta önce “soruşturma bile yok” dedikten sonra cart diye alabilir mi? Bu söylentileri gayet makul bulup, Borsa’da, DİBS’de, dövizde mal satıp para kaybeden bu ülkenin insanları niye benim en temel tezim olan insan yiyen uzaylıların Sn RTE, Baykal ve Bahçeli’yi klonlayıp bizi besi çiftliğine çevirmek için ülkeyi yönetmek üzere geri gönderildiğine inanmaz. Şebnem Schaeffer’in bakire olduğuna inanan bir ülkeyiz biz yahu.
Ne zaman politik analiz yapmaya kalksam, karşıma bu tür engeller dikiliyor zaten. Birincisi, benden başka kimse rasyonel oyun teorisi analizi, non-linear matematiksel programlama ve post-Einstein n-boyutlu topıgrafi algoritmaları kullanmıyor, hatta hipotez sınaması yapmıyor. Mesela, herkesin “bildiği” bir gerçek var. AKP, 2007 %47 oyu TSK cumhurbaşkanlığı seçimine müdahele ettiği için aldı. Bir biliminsanı bu tezi duyduktan sonra, sınayabilmek için karşısına hemen Hipotez B’yi koyar. Bu hipotez de şu olur: AKP, 2007’de %47 oy aldı, çünkü 1950’lerden bu yana ülkeyi ekonomik-finansal krize sürüklemeden yöneten tek hükümet oldu. Sonra, iki hipotez arasında tercih yapmak için delil arar. Mesela, kamuoyu yoklamalarına göre orduya güvenin %73, hükümete güvenin %50’ler civarında olduğu bir ülkede hakkaten “askere dik durmak” oy getirir mi? Başka anketlere de bakar, mesela, halkın %55’i Balyoz Operasyonun’da paşaların tutuklanmasını doğru bulmadığını, %70’i ise bir numaralı sorunun iş ve aş olduğunu okur ve iki hipotez arasında akılcı tercih yapar. Heyhat, bu analiz yöntemi ile olaylara bakmak ve yazı yazmak, kariyer intiharı oluyor.
Geçen gün Wall Street Journal’da yazan, ve Beyoğlu’nda yaşayan bir Amerika’lı bayan, son yıllarda Türkler hakkında Batı’dan duyduğum en akıllıca sosyolojik teşhisi yapmış. Her Türk, aşağıdaki iki komplo teorisinden birine inanır:
• AKP gizli şeriatçıdır, maksadı, Türkiye’de ikinci bir İran kurmaktır
• Türkiye’yi TSK’nin yönlendirdiği Derin Devlet adlı bir ekstra-legal (kanun üstü) çete yönetir.
Ben de bu akşam AKP’ye kapatma davası açılır mı sorusuna bu komplo teorilerinin gerçek olduğu varsayımı ile cevap vereceğim. Derin Devlet’in AKP’yi kapatmak istediği kesindir, tartışılmaz. Yapar mı değil, ne zaman yapar ki, dünya kamuoyunu bunun siyasi bir dava olmadığına inandırsın. Çünkü, AYM yargıçları da Derin Devlet mensubudur. Onları AKP’yi kapatmaktan alıkoyan tek engel “dünya ne der?” kaygısıdır.
AKP’nin tek amacı bir an önce şeriat devleti kurmak olduğu için, son anayasa değişikliği paketi de hala kendine direnen iki kurum olan TSK ve Yüksek Yargı’nın tamamen tasviyesi amacına matuf olup, müsade edilemez, AKP’nin yargıdaki aksakları düzeltme gibi bir niyeti olamaz, buna inananlar Türk değildir. Demek ki, optimal parti kapatma zamanı,
1. Siyaset dışında delil bulunduğunda
2. Bu olmazsa, AKP referandumu kazanmadan parti kapatma davasını patlatmaktır.
Bu bağlamda, Derin Devlet kapatma davasında önce iç kamuoyunu ikna etmek için AKP-tarikatlar arasında organik bağlantı bulacaktır. Dış kamuoyunu tatmin etmek için ise Deniz Feneri’ni AKP’ye bağlayacaktır. EĞER, AKP’nin referandumu kaybedeceğini öngörüyorsa, kapatma davasını geciktirecek ve tam partinin iç kamuoyu desteği kaybettiği anda öldürücü darbeyi vuracaktır.
Derin Devlet denen acımasız katiller güruhunun kan kokusu aldığı hisseden bir AKP ise iki şey yapacaktır. Birincisi, onu iç düşmanlara karşı koruyan ABD ve AB’ye yeni tavizler vererek, onlardan Ordu’ya darbe yapmayı yasaklamasını isteyecektir. Bu meşru davada, Kıbrıs veya Ermenistan’da milli menfaatlerin kaybı önemli bir bedel sayılmaz. İçerde ise referanduma göre daha çok oy alması mümkün olan genel seçime gidecektir. Bu arada tamamen kendi yandaşları tarafından yazılan ve her AKP oyunu ikiyle çarpıp, muhalefetinkileri ikiye bölen, özel bilgisayarlı oy sayma yöntemini de seçim kanununa sokacaktır.
Çünkü, demokrasi sadece bir araçtır. Aksaray’da durur, Koca Mustafa Paşa’ya kadar gitmez. Çok sevdiğim haminnemin de Osmanlı Padişah’ı ile yatakta başkadınefendi tarafından basıldığı, ardından da İttihak ve Terakki’ye katıldığı tamamen yalandır. Yedi nesil Devletlu Padişah’ımızın ibrikçibaşılığını yapmış bir ailenin son ferdi olarak, üstümüze atılan bu alçakça suçlamayı telin ediyorum.
ayesilada@gmail.com