SON SANAYİ ÜRETİMİ DÜŞÜŞÜ ÜZERİNE
(Kısa ve Orta Dönemde Yapılması Gerekenler)
13 Şubat 2009 Cuma
Sanayi üretimindeki düşüş önümüzdeki aylarda sürecek mi? Bu sorunun yanıtı bize Türkiye’nin krizden ne ölçüde etkileneceği de verecek. Ancak şu gerçek ki Türkiye’nin potansiyel büyüme hızıyla gerçek büyüme hızı arasındaki fark giderek açılıyor.
Türkiye’de emek verimliği sürekli arttığı halde içerilmiş teknolojiye dayalı ve istihdam yaratıcı büyüme gerçekleşmemektedir. Nitekim son 6 yıldaki büyüme emek verimliğine ve küresel sermaye girişlerine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Burada sermaye verimliliği -ama giderek azalan oranda- gerçekleşmiştir. Sermaye yatırımlarının marjinal verimliği, teknoloji verimliliği ile desteklenmediği için, giderek düşmektedir. Ancak burada vurgulanması gereken bir diğer önemli noktada sermaye mallarında ithalata dayalı çizginin hala kırılamamış olmasıdır. Burada iki önemli değişkene dikkat çekmek isteriz: Birincisi tasarruf oranıdır. Bu yüzde 16 civarındadır. Oysa gelişmekte olan Asya da bu oran yüzde 30–40 arasında değişirken, OECD ortalaması da yüzde 23’tür. İkinci önemli değişken sermaye/hâsıla rasyosudur. Bu oran, sermaye stokunda oluşan değişimin toplam üründe ortaya çıkardığı artışı bize verir. Türkiye’de bu oran yüzde 2,5 civarındadır. Şimdi Türkiye’nin istihdam yaratıcı sürdürülebilir bir büyüme yaratması için sermaye/hâsıla katsayısını yükseltmesi (en az yüzde 5 civarı) ve tasarruf oranının artması gerekir. Şimdi bunu küreselleşme döneminde ve açık bir ekonomide nasıl sağlarız? Bunun için Türkiye’nin kriz sürecinde en çok etkilenecek sektörleri ayakta tutmaya çalışarak sermaye verimliliği yüksek üst teknoloji sektörleri desteklemesi gerekecektir. Yaptığımız çalışmada imalat sanayi ve alt sektörlerde krizden en çok etkilenecek sektörleri saptadık. Buna göre:
İmalat Sanayi Üretiminde yıllık %10’luk bir artış iç piyasaya ara girdi satan sanayiler olan Ana metal Sanayi’nde %8,34, Deri Ürünleri İmalatı Sanayi’nde %9,4 Giyim Ürünleri İmalatı Sanayi’nde%6,62, Kâğıt Ürünleri İmalatı Sanayi’nde %9,25, Kimyasal Ürünler İmalatı Sanayinde %14,3’lük, Makine ve Teçhizat İmalatı Sanayi’nde %19,51’lik, Metal eşya İmalatı Sanayi’nde %17,31’lik ve Mobilya İmalatı Sanayi’nde %17,29’luk, Otomotiv İmalatı Sanayi’nde %7,19’luk ve Tekstil Ürünleri İmalatı Sanayi’nde %5,96’lık bir büyümeye etken olmaktadır. Sanayi üretiminin dış talebe duyarlılığı ise daha sınırlıdır.
Dış Talepteki %10’luk bir artış, Deri Ürünleri İmalatı Sanayi’nde %2,59’luk,Gıda ve İçecek Ürünleri İmalatında %1,32’lik, Giyim Ürünleri İmalatında % 2,97’lik, Kâğıt Ürünleri İmalatında %3,74’lik, Otomotiv’de %3,38’lik, Petrol Ürünleri İmalatında %0,6’lık, Plastik ve Kauçuk Ürünleri İmalatında %5,97’lik ve Tütün Ürünleri İmalatı’nda %2,50’lik bir artışa yol açmaktadır.
Bu veriler imalat sanayi verimliliğinin önemli ölçüde etkin olduğunu bize vermektedir. Yani imalat sanayinde verimlilik artışı sağlandığında ara malı üreten alt sektörler önemli ölçüde hareketlenecek ve ara malı ithalimizde düşecektir. Burada imalat sanayi verimliliğini nasıl artırırız kritik soru budur. Bu da çok açık olarak daha fazla entegrasyon ve FDI yatırımlarını çekerek olur. Yani iç tasarrufları artıramıyoruz ama dış tasarrufları ana sanayiye çekerek sermaye/hâsıla katsayısını yükseltiyoruz. Türkiye’nin orta dönemde başka çaresi yoktur. Bu arada en uygun kur da gerçekleşecektir. Çünkü içteki verimlilik artışı ihracat yönlü gelişeceği için cari açığı düzeltecek ve makro ekonomik denge optimizasyonuna gideceğiz.
Bu arada kısa dönemde dış talep daralmasının etkisi aşağıdaki gibi olacaktır:
Dış Talep’ten en fazla etkilenen üç sektör, dolayısıyla, Plastik ve Kauçuk İmalatı Sektörü, Otomotiv Sektörü ve Kâğıt Ürünleri İmalatı Sektörü’dür. İthal mallar Deri Ürünleri İmalatı Sanayi, Gıda ve İçecek İmalatı Sanayi, Giyim Ürünleri İmalatı Sanayi ve Otomotiv Sanayi’nde yerli üretimle tamamlayan ilişkisi içerisindedir. Bu olgu, gerek tüketici tercihlerini göstermesi açısından gerekse de üretimde ithal ara girdi kullanımı açısından açıklayıcıdır. İstatistiksel olarak anlamlı parametreler içeren ve aynı zamanda yerli ürünler ile ithal ürünler arasında bir ikame ilişkisinin bulunduğu sektör ise Plastik ve Kauçuk Ürünleri İmalatı Sanayi’dir. Bilindiği gibi Deri, Giyim, Kâğıt, Otomotiv ve Plastik İmalatı Sanayileri dış talepten en kuvvetli ve istatistiksel olarak anlamlı etkilenen sektörlerdir. Muhtemel bir dış talep daralması anında başta Otomotiv ve Plastik olmak üzere bu sektörlerde üretim düşüşü kuvvetli olacaktır. Yukarıda sayılan bu sanayilerde üretimin daralmasından kaynaklanan istihdam kaybı da gözle görülür ölçüde olacaktır ki olmaya başlamıştır. Sanayi üretimindeki düşüş bu sektörler kaynaklı ve stokları eritmek amaçlıdır. Hususiyetle, kısa vadeli dış borç konsolidasyonu programı uygulanırsa bu beş sektörün üzerine de titizlikle eğilinmesi gerekecektir. Aynı zamanda, krizin yaratacağı olumsuzluk havası, iç talepte de daralma başlatırsa o zaman bu durumdan en fazla etkilenecek sanayiler hususiyetle Kimyasal Ürünler, Metal eşya, Ana metal ve Deri Ürünleri, Ana metal, Mobilya ve Makine Teçhizat İmalatı sanayileridir. Özellikle, Makine Teçhizat, Metal eşya ve Mobilya iç talepte muhtemel bir daralmanın sıkıntısını en başta çekecek üç sektördür. Gerek iç gerekse de dış talep daralmasında en öncelikle ihtimam gösterilmesi gereken sektörler istihdamın sınaî üretime duyarlılığının en yüksek olduğu sanayilerdir. Bu sanayiler ise Ana metal, Tütün Ürünleri, Mobilya, Otomotiv, Plastik ve Kauçuk Ürünleri ve Metal eşya İmalatı Sanayileridir. Yukarıdaki verilerden ve daha önce yapılmış kapsamlı bir çalışmadan hareketle, (Dr. Halit Suiçmez ve Prof.Dr. Bedriye Saraçoğlu) yapılan Türkiye’de sanayinin verimliliği açısından şu sonuçlara da ulaşıyoruz:
Gerek katma değer, gerekse üretim verimliliğinde görülen dalgalanmalar, imalat sanayiinde istikrarsız bir maliyet yapısına ve teknolojiden yeterince yararlanılmadığına işaret etmektedir. İmalat sanayi üretim verimliliğinde 1994 ve 2000 krizlerinin olumsuz etkileri özel kesime göre kamu kesiminde daha çok hissedilmiştir.
İmalat Sanayi genelinde ortalama sermaye verimliliği artış hızları, ortalama işgücü verimliliği artış hızından daha düşük ve istikrarsız olarak gerçekleşmiştir. Bu durum sermaye kullanımının verimliliği sağlayacak teknolojik yeniliklere ulaşamamış (ya da teknolojik yenilikleri algılayamamış) olmasının yanı sıra, sektörlere verilen teşviklerin dağınıklığı nedeniyle, sermayenin istikrarsız ve yön değiştirme eğilimi oldukça yüksektir.
9 adet ana sektörün 22 yıllık (1980–2001) dönemdeki gelişmeleri dikkate alınarak hesaplanan üretim fonksiyonunda imalat sanayinin genelinde katma değerin işgücüne göre esnekliği sermayeye göre esnekliğinden daha küçük çıkmıştır. Bu (β) katsayı 0.29 olarak hesaplanmıştır. Bu tek başına değerlendirildiğinde esnek değildir. Çalışan sayısında meydana gelecek %1 birim artışın reel katma değeri daha düşük oranda artıracağına işaret eder. Bu da ilave işçinin katma değerde yaratacağı faydanın düşük olduğunu gösterir. Katsayının istatistiksel olarak açıklayıcı gücü düşük çıkmıştır. Katma değer ile emek miktarı arasındaki ilişki zayıftır.
İmalat sanayii genelinde üretimin sermayeye göre esnekliği ise 1.077 olarak bulunmuştur. Bu, istihdam sabitken kullanılan makine-donanımın %1 oranında artırılması halinde, katma değerin %1’den büyük oranda (1.077) olacağına işaret eder. Bu da sermayenin marjinal fiziki verimliliğinin artan ve doğrudan hızlandıran katsayısının pozitif olduğunu gösterir.
İmalat sanayi genelinde ölçeğe göre artan getiri bulunmuştur. Katma değer ile sermaye arasında güvenilir fonksiyonel ilişki bulunduğu saptanmıştır. Bunu iktisadi olarak anlamı sermayenin üretimi açıklamakta önemli bir değişken olduğudur.
Bu çalışmada da bizim vardığımız sonuçlarla paralellik göstermektedir. Yani Türkiye’de sanayi üretiminin düşüşünü kriz döneminde durdurmak için aşağıdaki önlemler alınmalıdır. Ancak orta ve uzun dönemde yukarıda varılan şu önemli sonuca bir kez daha dikkat çekerek söylüyoruz ki; Türkiye teknolojiye açtır ve İmalat sanayii genelinde üretimin sermayeye göre esnekliği ise 1.077 olarak bulunmuştur. Bu, istihdam sabitken kullanılan makine-donanımın %1 oranında artırılması halinde, katma değerin %1’den büyük oranda (1.077) olacağına işaret eder. Bu da sermayenin marjinal fiziki verimliliğinin artan ve doğrudan hızlandıran katsayısının pozitif olduğunu gösterir.
İmalat sanayi genelinde ölçeğe göre artan getiri bulunmuştur. Türkiye kriz sonrası ileri teknoloji sektörleri desteklemeli ve bu yönlü uluslararası yatırımlar için gerekli hukuki ve maddi alt yapıyı sağlamalıdır. Ancak kısa dönemde: hemen yapılacak olanlar şöyle sıralanabilir:
1) İşsizliği önlemek için tüm istihdam yaratan sektörlerde tedrici olarak acil kredilendirme mekanizmaları açılmalıdır. İlkönce yukarıda vurguladığımız öncü sektörler KOSGEB vb kuruluşlar tarafından desteklenmeli ancak acil işletme kredileri için kamu bankalarına kaynak aktarılmalıdır.
2) Kredi Garanti Fonu acil işlevlendirilmelidir. İhracat yalnız düşük faizle değil, yeni bir teşvik sistemiyle de desteklenmelidir. İhracat ajansları dünyanın bütün pazar merkezlerinde oluşturulmalıdır.
3) İstihdam için şimdiye kadar gündeme getirilen destek paketleri yerindedir. Ancak özellikle belli sektörlerde mesai uygulamasının kaldırılması ve vardiya için ek işçi alımı teşvik edilmelidir.
4) Part time çalışma teşvik edilmelidir.
5) Önümüzdeki dönem doların düşüşüne bağlı olarak Çin’in parası yenin göreli değerlenmesi yaşanacaktır. Bu bizim için avantajdır. Bu alanda Çin pazarları takip edilmeli; ihracatçı firmaların bu pazarlara girmesi teşvik edilmelidir.
6) BDDK’nın bankacılık sistemine dönük uyarıları yerindedir. Bu alanda sıkı takip yapılmalıdır.
7) GAP yatırımları aşağıda vurguladığımız çerçevede yapılmalıdır.
Bölgedeki toprak mülkiyeti ve buna bağlı işletme büyüklükleri radikal değişime uğramalıdır. Eylem paketi içinde yer alan organik tarım açılımı, mayınlı arazilerinin temizlenmesi, KOBİ destekleri, eğitim atılımı ve okullaşma oranlarının artırılması hedefi bölge halkı tarafından gerçekleşmesi için takip edilmesi gereken hedeflerdir.
GAP sorunu yalnızca tarım kaynaklı ekonomik bir sorun değil. Sosyal ve siyasi yönü ağır olan bir sorun. Çözümü de demokrasiden geçiyor. GAP, bir savaş ve tehdit değil, bir barış projesi olarak yeniden bölge halkının iradesi doğrultusunda yapılandırılmalıdır.
8) Tarım ve Köy işleri Bakanlığının tarım alanlarının toplulaştırılması kanun tasarısı yerindedir. Kapsamı genişletilerek çıkarılmalıdır.
9) Yukarıda vurguladığımız sektörlere dönük kümelenme modelleri geliştirilmelidir. Gaziantep inovasyon vadisi gibi örnekler çoğaltılmalıdır.
10) KOBİ’ler için kümelenme modeli çerçevesinde ortaklık ve teknoloji paylaşımı modelleri geliştirilmelidir.
Bütün bunların dışında, bu sonuçlar ortaya koyuyor ki, orta dönemde KOBİ’lere yönelik işletme ve yatırım sermayesi takviyesi çok önemlidir. Yani kamu harcamalarının sanayici ve ihracatçı KOBİ’lere yönelik bir bileşimde olması ve teknolojik alt yapıyı geliştirme doğrultusunda yapılması yine orta vadede (2 yıl ve daha fazla sürede) istihdamı da artıracaktır. Bu yatırımların vergi gelirlerini artırıcı etkisi ise uzun vadede görülecektir.
Burada kısa vadede hemen ihracatçı ve ileri teknoloji üretecek KOBİ’lere yönelik teşvik ve kredi sistemi geliştirilmelidir. Yukarıda vurguladığımız Kredi Garanti Fonu bu sektörler için hemen işlevlendirilmelidir.
Bunun dışında Türkiye’nin bu krizle birlikte sektörel teşvik uygulamasına geçmesinin önemi daha da artmıştır. Bu cümleden olmak üzere öncü sektörlerde yeni bir teşvik politikasının aciliyetinin altını çiziyoruz. Kamu yatırımları öncü sektörlerin dışsallık avantajları gözeterek yapılmalıdır.