Kabine değişikliği ve Wolfram Alpha’nın yenidünyası
06 Mayıs 2009 Çarşamba
Ekonomi yönetimindeki köklü değişiklik, daha iktisatçılara kalmadan, futbol yorumcularından magazin yazarlarına kadar herkes tarafından değerlendirildi. Yani ne denebilir; demek ki böyle bir beklenti varmış ve bu değişiklik herkese “acaba daha iyi olabilir mi?” sorusunu sordurdu. Bu değişiklik Türkiye’nin, yalnız ekonomide değil, dış politikada da kesinleşen yolunu bize anlatıyor.
Yani, önümüzdeki dönem, kriz sonrası, Türkiye’nin dışa açık ve bütünleşmeyi öne çıkaran yüzü daha da belirginleşecek. Maliye Bakanlığı’na Mehmet Şimşek’in getirilmesi ve arkasından gelecek IMF anlaşması ile birlikte; SPK, BDDK gibi stratejik kurumların, AB ilişkilerini ve dış işlerini şimdiye kadar yürütmüş Babacan’a verilmesi çok önemli bir siyasi iradeyi anlatıyor.
Kamu bankalarının ve Merkez Bankası’nın İstanbul’a taşınması, piyasaları denetleyici ve düzenleyici kurumların küresel entegrasyona bağlı olarak yeniden yapılandırılması bu dönemde gerçekleşecek. Gelir İdaresi’nin “bağımsızlığı” mutlaka gerçekleştirilecek.
Mehmet Şimşek’in Maliye Bakanlığı’na getirilmesi IMF’nin ve AB sürecinin istediği, gerektirdiği köklü reformların yapılacağı konusunda Hükümetin kararlı olduğunu söylemesinden başka bir şey değildir. Para politikası ve Maliye politikasının bundan sonra daha uyumlu olduğunu göreceğiz. Maliye, Merkez Bankası’nın “bağımsız” politikalarını, maliye politikası çerçevesinde, takip ederken, vergi toplanması ve denetimini yapan kurumlar da tıpkı Merkez Bankası gibi “bağımsız” bir niteliğe sahip olacaklar.
Enerji Bakanlığı’ndaki değişimde EPDK açısından çok önemli gözüküyor. Enerji Bakanlığı’na gelen Yıldız’ın en önemli projelerinden birisinin, EPDK’nın, petrol-gaz-lpg düzenleme ve denetleme kurumu ve elektrik piyasasi olarak ikiye bölünerek yeniden düzenlenmesi olduğu biliniyor. EPDK’nin bu yapılanması ve her iki alanda daha etkin olması bu kurumun, önümüzdeki dönemde, yalnız ulusal özellikleri ağır basan bir kurum olmayacağını, Türkiye’deki uluslararası enerji geçişlerini ve yapılanmasını kontrol eden, yönlendiren stratejik bir kuruma dönüştürüleceğini söyleyebiliriz.
Şimdi bütün bu gelişmeleri küresel bazda tamamlayan nedir?
Bu sorunun yanıtı için şöyle bir gelişme-haberle devam edelim:
Harvard Üniversitesi, yeni bir arama moturu geliştirmiş. Üniversite’nin iddiasına göre, bu arama motunu tam anlamıyla devreye girdiğinde, Google, Commodore 64 gibi kalacak. Harvard’ın Wolfram Alpha adını verdiği program, çok ayrıntılı bilgiye ulaşmamızı sağlıyor. Örneğin Wolfram Alpha, karşılaştırmalı ve hesaplanması gereken bilgileri anında verebiliyor. İkinci Dünya savaşının başladığı gün Ankara’da hava nasıldı diye sorduğunuzda yanıtınızı alabiliyorsunuz. Sanıyorum bu soruyu siyasi hava nasıldı diye de sorabilirsiniz. Şimdi gerçekten Google’ı yerlerde süründürecek bu gelişme için Google gibi bir ekonomik gücü elinde bulunduranlar sizce ne yapabilir? Yanıt: Hiç. Evet, teknolojinin, teknolojiyi elinde bulunduranlar tarafından denetlenememesi bir devrim.
Mikroişlemciyi bulan Intel’in mühendisi Ted Hoff’un raptiye büyüklüğündeki çipinde 2 bin 300 transistor yer alıyordu. Bugün mikroişlemcilerin üzerindeki bilgi akışkanlığını sağlayan transistorların sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Bu durum bilgiyi değil ama bilginin eskittiği teknolojinin ve teknolojik ürünlerin fiyatlarını düşürüyor. İşte bu çok önemli ve yeni bir durum. Sanayi devrimi sırasında Britanya’da pamuk fiyatlarının yüzde 85 düşmesi ancak 70 yılda gerçekleşti. Şimdi bir teknolojinin eskimesi ve fiyatının sıfırlanması için bir yıldan daha az bir süre yeterli olabiliyor. Sanayi devriminin yavaş ama emin adımlarla, bir kriz anında da büyük çatırtılarla dönen ve savaşlarla değişen dünyası artık yok. Newton fiziği ve statiği artık çok gerilerde kaldı. (Pi sayısının sonlu olduğunu iddia edenler yalnızca dar kafalı ulusalcılar. Bu konuyu da ayrıca yazacağım.)
Döner çıkrığın, buhar makinesinin sonra da içten yanmalı motorun, demir çeliğin devinimi ve üretimi hep sanayinin emin, ağır, kapalı ve kaba güce dayalı dünyasında gerçekleşti. Hukuk ve siyaset demir çeliğin araçlarını ve kurumlarını yarattılar. Burjuva demokrasisi ve kurumları hep sanayi devriminin temposu ve sınırları içinde var oldu. Sanayi toplumu savunucuları, buhar makinesinin yavaşlığını, mekaniğin temkinli ve sağlam dünyasını, demir-çeliğin güce dayalı baskısını hayatın her alanına bulaştırarak dayanılmaz bir dünya yarattılar insanlık için.
Şimdi Harvard’ın bulduğu Wolfram Alpha gibi programlar aslında Hindistan’da ya da Türkiye’de de geliştirilebilir. Türkiye gibi ülkelerin artık küresel bütünleşmeden başka çaresi yok. Bu bütünleşmeyi engellemeye çalışmak, geciktirmek belki mümkün olur ama bu ülkeye büyük zarar verir. Bu bütünleşme, aynı zamanda bir iktidar değişimidir. Bunun için kabine değişikliğinden, darbe tezgâhlarına kadar her adım ya da niyet bu bütünleşme-ayrışma temel çelişkisinden okunmalıdır.