NATO, IMF ve Orta Vadeli Program
29 Ağustos 2009 Cumartesi
NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in Ankara’yı kızdıran gecikmeli ziyareti, NATO’da hayli baş ağrısı olan, Türkiye’nin AB üyesi olmamasından kaynaklı sorunların çözümünü masaya getirecek olsa da, NATO’nun, Kürt açılımına açık desteğini öne çıkartacak. Rasmussen’in önce Yunanistan’a sonra da Türkiye’ye olan ziyareti NATO’nun yeniden yapılanması çerçevesinde değerlendirilmelidir.
NATO’nun yeniden yapılanma sürecinin ilk somut adımı 1999’da Washington toplantısında atılmıştı.
NATO’nun küresel bir savunma gücü olarak örgütlenmesi ve bu örgütlülüğün eskisinden çok daha esnek bir yönetimini öne çıkartacağı bu toplantının sonuç bildirgesinde vurgulanmıştı: “Yeni birlik, ortak savunma konusunda daha büyük, daha muktedir ve daha esnek olacak ve krizlere yanıt verme operasyonları da dâhil krizlerin yönetiminde aktif yer alma konusunda yeni görevler üstlenmeye muktedir olacaktır”
NATO’nun bu yeni işlevini Brzezinski, hemen bu toplantıdan bir yıl sonra yayınladığı “Büyük Satranç Tahtası”nda anlatır.
“NATO’nun genişlemesindeki temel nokta, bunun Avrupa’nın genişlemesiyle bağlantılı bir süreç olmasıdır. (…) Bu konuda Almanya ve Amerika hemfikirdir. Yeni bir Avrupa halen biçimlenmektedir. Bu yeni Avrupa, jeopolitik olarak ‘Avrupa-Atlantik’ bölgesinin bir parçası olarak kalacaksa, NATO’nun genişlemesi gereklidir”
Brzezinski, AB genişlemesini, daha doğrusu Kara Avrupa’sının Anglosakson egemenliğiyle yeni ittifakını, NATO’nun yeniden yapılanması ve yeni işlevi üzerine kurar. Ancak Brzezinski, Rusya’yı “yenidünya düzeninin” yapılanmasına çomak sokacak ve bunun için de Doğu Avrupa’yı kullanacak bir güç olarak gördüğünden NATO’nun yeniden yapılanmasında, Doğu Avrupa faktörünü öne çıkartır. Hâlbuki bu artık geçerli değil. Rusya, bütün bu yeniden yapılanmanın doğrudan ortağı.
Rusya’nın ortaklığını güçlendirecek ve sürdürecek en önemli faktör ise Türkiye. Böyle olunca, NATO’nun Rusya’yı da kapsayacak “yeni” örgütlenmesi Türkiye üzerinden olacak. Afganistan sorununun çözülmesi için de NATO’nun başından beri Türkiye’ye ihtiyacı var.
Tam burada Türkiye’nin siyasi ve ekonomik liderliği çok önemli. Enerji geçişlerinin garanti altına alınması ve doğu Avrupa’dan başlayarak, Kafkasya’ya kadar olan bölgenin siyasi ve ekonomik istikrarı NATO’nun şimdiki ilk işi ve tam burada sorunsuz bir Türkiye’ye ihtiyaç var.
Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri gibi Türkiye’nin yıllardır süren, kronik sorunları artık NATO’nun da doğrudan sorunu ve bunlar çözülmeden NATO, yeni yapılanması ve işlevi açısından gerekli olan adımları atamaz.
İşte tam burada, bütün bu gelişmelerdeki ekonomik arka planı da okuyabiliriz. Babacan’ın IMF anlaşmasından ziyade Orta Vadeli Program vurgusu önemli.
Türkiye’nin kavruk, yoksul, demokrasinin hiçbir filizinin yeşermediği oligarşik bir diktatörlük olarak devam etmesini isteyenleri bu ülke artık bir kenara koymalıdır. Yeni bir Anayasa taslağından bu süreci ekonomik olarak şekillendirecek Orta Vadeli Programa kadar şimdilerde önümüze gelecek her belge yarınımızı şekillendirecek kadar önemli.
Orta Vadeli Program, yalnızca makro hedeflerdeki revizyonları ve kamu etkinliğini ele almamalı. Program, Türkiye’nin 21. yüzyıla ve ötesine adımı olarak tasarlanmalıdır.
Türkiye’nin gelişme eksenleri ve öncü sektörlerinin belirlenmesi, beşeri gelişmesi ve sosyal ağlarının oluşturulması bu programın çatısı olmalı. IMF’yle bu programa bağlı bir anlaşma, IMF için de yeni bir dönemi başlatacaktır.
Biz, Türkiye’nin IMF ile, bu bağlamda, 20.stand-by anlaşmasını değil; küresel mutabakata ve Türkiye’nin yeni rolüne uygun bir “başlangıç” yapacağını öngörüyoruz.
Bu başlangıcın, yeni yollar açacak imkânları bundan böyle önümüzdedir.
Aslında bu süreç, Castells’in dediği gibi, 1960’ların ortalarından itibaren üç önemli, tarihsel sürecin bir araya gelmesiyle bugün şekilleniyor.
Enformasyon teknolojisi devrimi, tekelci devlet kapitalizminin krizi ve son olarak da Sovyet deneyiminin çökmesiyle insanlığın yeni arayışı ve çıkışı. Bu çıkış, başta insan hakları, feminizm, çevre hareketleri gibi yeni siyasal alanları öne çıkartıyor.
Bütün bu iç içe geçmiş süreçler, kapitalizminin bir dönemini bitirirken ona alternatif yeni dinamikleri de ortaya çıkarmıştır. Ancak şimdi en önemli sorun, bu dinamiklerin, yeni siyasi yapıları ve bunları örecek anlatılarını ortaya çıkarmasıdır.