ANASAYFA
ÖĞRENCİLERİM İÇİN ÖZEL
Temel Analiz Kitapları
Teknik Analiz Kitaplari
Ekonomi Kitaplari
Yatırım Kitapları
KİTAPLAR
TEMEL ANALIZ EGITIMI
TEKNIK ANALIZ EGT
TRADING EGITIMI
Seans Içi Yorumlar
Günlük Yorumlar
YORUMLAR
Yaşar ERDİNÇ
Atilla Yesilada
N. Nuri SEVGEN
Burak GERCEK
Fatih BOZKURT
Mehmet KEPEZ ile RANDORI
Uzeyir DOGAN
Fatih Yeğenoğlu
GOKHAN TASPINAR
Cetin UNSALAN
NURGUL CHAMBERS
Hakan YIGIT
Kerem ALKIN
Levent DURUSOY
Cemil Ertem
Cengiz KILIC
Ismet Demirkol
Hamit Bozkurt
Kaan Sariaydin
YAZARLAR
İLETİŞİM

17 Mart 2010         Günlük Analiz

FED ne Dedi? Strateji Ne Olmalı?

Yasar ERDİNÇ

 21 Aralik 2009        DERİN Bakış

 
 PROJE FİNANSMANI
(PROJECT FINANCE)

    Nurgül CHAMBERS

26 Ocak 2010       Referans

Erhan Aslanoğlu

FED Faiz Artırımlarına Başlamalı

Erhan Aslanoğlu

RADİKAL KİTAP'TAN ESİN ÇETİNEL'İN DEĞERLENDİRMESİ
15 Ağustos 2007
Finansal terörizm, krizler ve ABD

 

Yaşar Erdinç'in 'Para Harekâtı' kitabı, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri bir aşk öyküsü çevresinde okumak isteyenler için

ESİN ÇETİNEL

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.
Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.
İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.
Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabının önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri
Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.
Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.
Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

 

Kitabımı bütün  DNR, REMZİ KİTABEVİ, İNKILAP KİTABEVİ ve diğer büyük kitabevlerinde bulabilirsiniz. Ya da aşağıdaki internet adreslerinden sipariş verebilirsiniz.

http://www.ideefixe.com/

http://www.kitapyurdu.com/

http://www.scala.com.tr/

 Çetin ÜNSALAN

Meslekte 17. Yılı içinde olan Çetin Ünsalan, dergiden gazeteye, internetten televizyonculuğa kadar her alanda, muhabirlikten köşe yazarlığına, editörlükten haber yayın yönetmenliğine kadar uzanan bir çizgide farklı görevler yaptı. Son 7 yıldır televizyonda ekonomi haberciliğini yürütüyor. 1800’ü aşkın canlı yayında ana haber sonu yorumdan, özel ekonomi programlarına, açık oturumlardan fuarlardan canlı yayınlara kadar farklı formatlarda haberciliğini sürdürdü. Son olarak Kanal Biz’de hafta içi her gün canlı yayınlanan Reel Piyasalar ve Ekonomi Gündemi programlarını hazırlayıp sunuyordu. Ayrıca bu süreç içinde Sky Türk’de Fahri Ataşe ve Keskin Viraj isimli programları yaptı. Haziran başında buradaki görevlerini tamamlamasının ardından, halen her cuma Ulusal Kanal’da yayınlanan Haber Masası programının Cuma günkü yayınlarında daimi yorumcu olarak görevine devam ediyor. Projekent’in ve Uluslararası Enerji ve Çevre Teknolojileri Birliği’nin Kurucu Üyesi olan Ünsalan, Ekonomi Gazetecileri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yanında, Uluslararası Teknoloji Birliği Denetleme Kurulu Başkanı görevini de yürütüyor. Reel Piyasalar programıyla Tüketiciye Saygı: 2007 Özel Ödülü’ne, Tüketiciye Saygı:2006 TV Programı Ödülü’ne ve Sektör Meydanı ile de 2003 Yılı Yalıtım Bilincine Katkı Plaketi’ne layık görüldü.

Friday, 19 March 2010

YUNANİSTAN FIRSATI

19 Mart 2010 Cuma

Yunanistan, dünya ekonomisinin ‘kötü çocuğu’ ilan edilmeye devam ediyor. IMF kanalıyla ABD ve AB arasında şamar oğlanı muamelesi yapılan ülkedeki gelişmeleri, ‘komşularla sıfır sorun’ diye yola çıkan iktidarımız da sadece seyrediyor.

Siyaseten bakıldığında Türkiye ile Yunanistan’ın ilişkilerinin, özellikle cunta döneminden sonra bozulduğu açık. Bugüne kadar bazı girişimler olduysa da, kırılganlıklar tam olarak giderilemedi.

İki ülke halkı arasındaki yapısal bağa inat, iki tarafta da siyasilerin gündemi germe konusundaki yaklaşımları, doğru bağın hiçbir zaman kurulamamasına neden oldu. Oysa aynı kaderi paylaşmak, bazen yeniden yola çıkmak için fırsata çevrilebilir.

Bugünkü ekonomik yapıya baktığımızda Yunanistan ile Türkiye arasında çok büyük bir fark yok. Her ikisi de ya ekonomik bakımdan sömürülüyor ya da yaptıkları hataların ve yanlış ekonomi politikalarının vebalini ödüyor.

Her iki ülke vatandaşı da ekonomik bakımdan geleceğinden karamsar… İşsizlik, sosyal haklar gibi bir dizi hususta benzer kaderi paylaşıyorlar. Peki sorunlar temelde aynı ise, çözümlerde ortak projeler geliştirilemez mi?

Örneğin her ikisi de turizm ülkesi… Bugüne kadar yaşananların üzerine sünger çekerek, destinasyonlara ortak çıkışlar yapıp, birlikte gerçekleştirilecek reklamlarla, entegre turizm için fırsat yaratılamaz mı?

Keza her ikisinin de tarihten gelen zenginliğiyle, ortak bir kültür turizmi için de organizasyonlar geliştirilebilir.

Ege-Akdeniz doğal kaynakları açısından meseleye baktığımızda, ortak mühendislik çalışmaları yürütülüp, havzadaki doğalgaz ve petrol kaynaklarının birlikte değer haline dönüştürülmesi projelendirilemez mi?

İki ülke arasındaki işletmelerin organizasyonu, dünya pazarlarında birlikte hareket etmelerini sağlayacak stratejiler geliştirilemez mi? Yunanistan’ın AB üyesi, Türkiye’nin de Ortadoğu ve Orta Asya bağlantılı özellikleri, ortak fayda noktasında birleştirilemez mi?

İki ülkenin mutfak kültürü birbirinin nerede ise aynısı… Bu özelliği ‘şu ürün kimin’ tartışmasından çıkarıp, ‘Egeliyiz’ mantığına oturtarak, ortak restoran zincirleriyle dünya pazarında yayılmak hiç mi mümkün değil?

Bu ve benzeri birçok proje geliştirip, ekonomik ilişkilerimizi düzeyli bir ortaklığa dönüştürebilirsek, süreç içinde 12 mil sorunundan, Kıbrıs meselesine kadar birçok problemin dahi daha kolay aşılabildiği göreceğiz.

En iyi dostluklar, bazen felaketlerdeki dayanışma ile kurulabilir. Türkiye ve Yunanistan neden bu kriz dönemini fırsata çevirmek için proje geliştirmiyor?

Neden başkalarının oyununda piyon olmak yerine, birlikte aynı filmin başrol oyuncuları olmayı denemiyor?

Kimin adım attığı çok mu önemli? Hamasete dayalı, göstermelik ‘sıfır sorun’ politikaları ancak zaman kaybettirir. Bu konuda mangalda kül bırakmayanlar, neden proje geliştirmenin peşine düşmüyor? Önemli olan bu tip projelerle kalıcı dostlukların temelini atmaktır.

‘Her şer’de bir hayır var’ der büyüklerimiz… Bu olumsuzlukları, fırsata çevirip, ortak kader yolculuğu yapmak ve daha büyük güç birliğine dönüştürmek bu kadar mı zor?

cetinunsalan@yahoo.com

POSTED BY: Çetin ÜNSALAN AT 12:27 am   |  Permalink   |  E-mail this
Thursday, 18 March 2010

AÇILAMAYAN AÇILIMLAR

18 Mart 2010 Perşembe

Ülke sorunlarının tam bir uyum içerisinde çözülmesi gerekiyor. Bunun için de sorunlarla ilgili açılım yapılmasında fayda var. Peki nasıl yapılacak bu açılımlar? Elbette bugünkü metot uygulanarak…

İktidar çıkar açıklar: Ekonomide ciddi sorunlarımız var. Bunların çözülmesi için açılım başlatıyoruz. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Herkes taşın altına elini koymalı…

İktidar çıkar açıklar: Bölgesel kalkınmışlıkta ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Bu sorunun aşılması lazım… Açılım şart. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Ben sadece açılımı başlattım.

İktidar çıkar açıklar: AB’ye tam üye olmalıyız? Bu konuda herkes aynı fikirde olmalı. Açılım şart. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Dur bir Merkel’e sorayım.

İktidar çıkar açıklar: Vergi tahsilatında en büyük problem kayıtdışı… Maliye’nin işleyiş biçimini yeniden ele alıp, açılım yapalım. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Vergi kaçırmazsanız bu sorun çözülür.

İktidar çıkar açıklar: Şehit cenazelerinin gelmesini engellemeliyiz. Açılım başlatıyoruz. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Canım açılalım da gerisi kolay.

İktidar çıkar açıklar: Hukukun üstünlüğünü sağlamalıyız. Hukuk açılımı yapacağız. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Her zaman benim haklı olduğumu kabul edin; mesele bitsin.
İktidar açıklar: Basınla ilgili sıkıntılar var. Açılım şart… Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Beni eleştirenleri kapının önüne koyun, gerisini de ben hallederim.

İktidar açıklar: İşsizlik problemini çözmeliyiz. İstihdam konusunda bir açılım yapalım. Vatandaş sorar: Peki nasıl? İktidar yanıtlar: Kadınlar ve gençler iş aramaktan vazgeçsin. Her işletme bir kişi alsın. Ama her şeyi de bizden beklemeyin.

Sorunlar değişiyor, sihirli kelime aynı: Açılım… Açılım ile ne kast edildiği ve içeriğinin ne olduğu ise hiç açıklanmıyor. Açıklananlar ise nalıncı keseri gibi, vatandaşın haklılık noktası olabileceğini dikkate almadan, hep kamunun tarafına kesim yapıyor.

Hepsi iyi güzel de, anlamadığım bir şey var. Hiçbir konuda projelendirilmiş, bilimsel verilere dayanan çözümü yoksa, siyasetçi niye iktidar olur? Sanırım burada vasıf unsuru devreye giriyor.

Bir toplantıda ünlü bir politikacı, ünlü bir ressama: “Boş zamanlarda resim yaptığınız doğru mu” diye sordu. Ressam nazik bir şekilde cevap verdi: “Yanlış efendim. Tam tersi, boş zamanlarımda politika yaparım...”

Anlayana…

cetinunsalan@yahoo.com

POSTED BY: Çetin ÜNSALAN AT 04:57 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Wednesday, 17 March 2010

SÖYLEYENE Mİ, SÖYLETENE Mİ?

17 Mart 2010 Çarşamba

Biliyor musunuz? Biz Avrupa’nın bir parçasıyız. Bundan da önemlisi AB’nin tam desteğine ihtiyacı olan bir ülkeyiz. Bu nedenle de bir gün, dikkatinizi çekerim bir gün, tüm koşulları yerine getirdikten sonra AB’nin tam üyesi olacağız.

Bu sözler, AB Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikası’ndan Sorumlu Komiseri Stefan Füle’yi ait. Tüm koşulların da Kıbrıs meselesine kilitlendiğini hatırlatırım. Peki bunlar, kimin karşısında söyleniyor? Türkiye’nin patronlar kulübü olduğu her fırsatta dile getirilen TÜSİAD’ın çiçeği burnunda Başkanı Ümit Boyner…

Hani herkesin başkan olmaktan kaçındığı, iki senedir IMF çığlıkları atan, eski başkanı da iktidarın hışmına uğrayan TÜSİAD’ta basına kapalı yapılan toplantıda sarf ediliyor bu cümleler. Peki TÜSİAD Başkanı ne diyor?

Türkiye-AB ilişkilerinde algılanan yavaşlamanın tekrar enerji kazanmasını ümit ettiklerini söyleyen Boyner, Füle’den bu noktada Türkiye’ye destek olması için ricacı oluyor. Anlaşılamaz bir kompleks sergilenen tavır bununla da bitmiyor.

Boyner’e göre Türkiye, bugün dünyada önemi yükselen bir ülke olmasını, AB değerlerini, yüksek demokrasi standartlarını, insan haklarını, çoğulcu demokrasiyi müktesebatına almak konusunda bir taahhüt vermesine borçlu…

Hani bazı evlilikler vardır. Eşlerden biri diğerine sürekli zulmeder, döver, aşağılar ve sonra da çıkıp şöyle der: ‘Ben olmasam sen bir hiçsin.’ Bu mudur yani? Hoş insanın içinden ‘böyle başa, böyle tarak’ demek geliyor ama iş bu kadar basit değil.

Öncelikle Türk reel sektörünün, maddi bakımdan en güçlü firmalarını temsil eden bir derneğin başkanının, ülkesinin jeopolitik konumunu, potansiyelini bilmemesi, avantaj ve dezavantajlarını analiz etmekten uzak olması, Türkiye’nin Avrupa, Ortadoğu, Asya ve Kuzey Afrika pazarlarının ortasında stratejik önem taşıdığından bihabermiş gibi davranması tam bir iç acıtıcı durum.

İkincisi, Avrupa’da siyaseten 1915 olaylarına yönelik, ‘siyasi bir oldu-bitti’ tezgâhının kurulduğu süreçte böylesi cümleler tam bir işbilmezlik.

Üçüncüsü Avrupa Birliği çatısı altında Yunanistan örneğindeki gibi bir vefasızlığın sergilendiği süreçte, duygusal destekler bekleyecek kadar hayalperest bir tavır.

Dördüncüsü, göçmüş bir AB ekonomisinin Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu bilmeyecek kadar, AB-ABD mücadelesi veya dolar-avro parite savaşını okuyamayacak kadar sığ bir bakış açısı.

Ne yazık ki TÜSİAD Başkanı ilk önemli sınavında sınıfta kalmıştır. AB Projesi elbette Türkiye için önemlidir. Müzakerelerin yürütülmesi de gereklidir. Ama mevcut hükümetin tavrıyla, yani ‘size ne lazım’ yaklaşımıyla değil, haklar ve sorumluluklar çerçevesinde, hesap verirken, hesap da soran bir yaklaşımla yaşanması gereken bir süreçtir.

Muhatabınız sürekli çıkarlarını savunurken, bunun bir müzakere olduğunu ve müzakerelerin de karşılıklı çıkarlarda uzlaşmayı gerektirdiğini, ödev ve yükümlülük kavramı kadar, hak kavramını da kapsadığını bilmeyi ve ülke çıkarlarını gözetmeyi düşünmek çok mu zor?

Gelecekte AB’nin dahi varlığının tartışmalı olduğu bir süreçte, TÜSİAD Başkanı’nın sözleri bu mu olmalıydı? Mesela şunu söyleyemez miydi?

“Yunanistan meselesinde görüyoruz ki, makyajlı bütçelerle yıllarca yapılan aldatmalar söz konusu. Bunun ekonomisi riskli görülen diğer AB ülkelerinde olmadığını bilemeyiz. Örneğin İspanya’nın turizmde tarife dışı destekler verdiğini biliyoruz. Şimdi anlaşılıyor ki, Yunanistan da tarımda AB’yi aldatmış.

Uyum sürecinde, müktesebatın yarısını oluşturan tarım sektöründen bahsediyorum. Bize tırpanla derken, siz orada neler yapıyorsunuz? Gümrük Birliği’nden başlayan süreçte, AB’de yaşananların soruşturulması ve ortaya çıkanlar doğrultusunda Türkiye’ye tazminat ödenmesi gerekir.” Çok mu zor bunları söylemek?

Peki Boyner ne demiş? “Türkiye’deki reform sürecinin de bu şekilde devam etmesi gerektiğini düşünüyoruz. TÜSİAD olarak da bu konuda üzerimize düşeni yapacağız.” TÜSİAD Başkanı bunu söyledikten sonra, iktidarınız küstahça talepler karşısında AB’ye ‘one minute’ diyemedikten sonra, Füle’nin bize sömürge muamelesi yapmasına kızmak mümkün mü?

İnsanın içinden çok şey demek geliyor ama karar veremiyor. Hangisine söyleyeceksiniz? Söyleyene mi, söyletene mi?

cetinunsalan@yahoo.com

POSTED BY: Çetin ÜNSALAN AT 02:41 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Wednesday, 17 March 2010

PEKİ YA SONRA?

16 Mart 2010 Salı

Derler ya: Beni bir sen anladın, sen de yanlış anladın… İki yılı aşkın bir zamandır IMF ile yapılacak bir anlaşmanın Türkiye’nin sorunlarını çözmeyeceğini ortaya koyuyoruz. Sonunda IMF ile anlaşma yapılmayacağı açıklandı. Ama B Planı ürkütüyor.

İplerin atılmasının sebebi ayrı bir tartışma konusu, ama bunun Türkiye’nin kendine has bir program uygulayabilmesi için fırsat olduğu çok açık. Peki niyet bu mu? İşte burada ciddi endişelerim var. Özellikle medyaya düşen ek gelir paketi öngörülerinden sonra endişem daha da arttı.

Hükümetin, ortaya çıkacak kaynak sorununu çözmek için hazırladığı söylenilen ek gelir paketi içler acısı bir durumda. Doğan Akın’ın makalesinden öğreniyoruz ki, ‘sat ve ye’ mantığından oluşan bir önlem tasarlanıyor.

2B için satış, kiralama ve Anayasa değişikliği; şeker fabrikalarının satışı; enerji ihaleleri; yeni vergi ve prim affı… Güngör Uras da bir devalüasyondan bahsediyor. Satılmak üzere 200 Hazine arazisinin saptandığı, Danıştay 13. Dairesi’nin satışını iptal ettiği şeker fabrikalarının yeniden gündeme getirilmesi, ne olduğu belli olmayan nükleer meselesi sıraya dizilmiş vaziyette. Hiçbir düzenleme yapmadan gerçekleştirilmek istenen bir de vergi ve prim affı var.

Bu tablonun Türkçesi, bugünkü kaynak ihtiyacını karşılamak ve bu yılı çevirebilmek için, evdeki değerli eşyaları satma mantığının sürdüğüdür. 7 seneyi aşkın bir süredir iktidar olan mevcut yönetim, ‘sattı, savdı’ ama halen sonuç alınamadığını göremiyor.

Hadi diyelim ki, tüm bunları yapıp, bu seneyi kurtardınız. Peki ya sonra? Gelecek sene ne satmayı planlıyorsunuz? Şımarık bir mirasyedi gibi, her fırsatta küçümsediğiniz bu ülkenin kaynaklarını ve oluşumlarını satarak ne amaçlıyorsunuz?

Durun ben söyleyeyim. Amaç, vaziyeti kurtarıp, seçime gitmek… Allah’tan korkun beyler… Bu yaptığınız ayıptır, günahtır. Gelecek kuşakların varlığından çalmaktır.

Bir an için hepimiz düşünelim. Çocuklarınızın geleceğini çalmak ister misiniz? İlk anda hepinizin ‘hayır’ diyeceğinden eminim. Fakat bu iktidarın anlayışını onaylayarak, bunu yapıyorsunuz.

Satıp, savmakla ancak, Türkiye nefes alır. Elbette daha sonra oksijen tüpüne bağlanmak kaydıyla…

Hazine arazilerini sattınız ve parayı borcun faizinin ödenmesi için yolladınız. Türkiye’ye nükleer belasını sardınız ve borcun faizinin ödenmesi için gönderdiniz. Kâr eden şeker fabrikalarını, önceki performansınıza bakarsak iki yıllık kârına satacaksınız ve sonra da ithalat yapacaksınız. Prim ve vergide af çıkardınız; ama sistemi düzeltmediniz. Bu oranlar ödenebilir ve adil hale getirilmeden çözüm olacak mı?

Kocaman bir hayır… 2003 senesinde söylemiştim, bugün ne yazık ki tekrarlamak zorunda kalıyorum. Kalıcı bir sistem getirmediğiniz sürece, 5-6 sene sonra yine afları konuşur hale geliriz.

Peki ya sonra? Bu soruyu kendinize sağlıklı bir biçimde sorup, iktidar yağdanlıklarınızı dinlemeyi bıraksanız, Türkiye’nin önünde çok büyük bir fırsat var. Dünyadaki rakiplerimizin kan kaybettiği, durduğu, sıkıntı içinde bulunduğu bu süreçte yeniden yapılanabiliriz.

Geç de olsa, envanter çalışmalarını yapıp, elimize bilimsel verileri alarak, yeniden bir sistem kuralım. Gereksiz ithalatı, bu verilere dayanarak dengeleyelim. Tüm dünyaya makine satan makine üreticilerimizin, yurtiçinde gerekli teveccühü görmemesi bile bunu kanıtlamıyor mu? Gerekli bilinçlendirmeyi yapıp, önemli ölçüde ihtiyaçlarımızı kendi üreticimizden elde edebiliriz.

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan’ın açıkladığı ihracatta devlet politikasını çok önemsiyorum. Bunu sağlıklı verilerle ve hedeflerle yapılandırabilirsek, ciddi bir aşama kaydetmek işten bile değil. Fakat yağdanlıklarınızı dinlemekten vazgeçiniz. Türkiye’nin ortak akıl üretmeye ihtiyacı olan bir dönemden geçiyoruz.

Sayın Başbakan’ın nezdinde tüm kabinenin şu soruyu kendisine sormasını istiyorum: Satıp, savdık ve bu seneyi kurtardık. Peki ya sonra? Sonrasında çıkacak resmi, tercihiniz belirleyecek. Hangi yolu tercih edeceğiniz ise vicdanınıza kalmış.

cetinunsalan@yahoo.com

POSTED BY: Atilla YEŞİLADA AT 11:08 am   |  Permalink   |  E-mail this
Monday, 15 March 2010

SİZE DE YARANILMIYOR

15 Mart 2010 Pazartesi

Ekonomiden AB ile ilişkilere kadar her konuda sorumlu olan iktidarlardır. İktidar, ağlama yeri değil, çözüm üretme mecrasıdır. Eğer seçimleri kazandıysanız ve hükümet kurma görevini aldıysanız, sürekli ağlayan çocuklar gibi ortada dolaşamazsınız.

Sorumluluk aynı zamanda hesap vermeyi de gerektirir. Size hesap soranları ‘demokrasi düşmanı’ ilan edemezsiniz. Sokaklarda hakkına arayanları, teröristlerle işbirliği içinde olmakla suçlayamazsınız.

İşinize gelen insanları dinleyip, diğerlerini susturmak veya bastırmak için, polisiye yöntemler uygulayamazsınız. Demokrasilerde yetkiyi de halk verir; hesabı da halk sorar. Ama her zaman böyle mi oluyor tartışılır…

Mesela ABD, önümüzdeki dönem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendi desteklediği adayın öne çıkarılmasını, bu konuda yetkili kanatların çalışma yapmasını istiyorsa, ‘bu en hafifinden iç işlerine müdahaledir’ ve yaptıklarının aksine ABD’de bu anayasal bir suçtur.

Fakat şimdi ABD kendi adayının desteklenmesini istiyor. Olur mu böyle şey diyorsunuz? ABD Başkanı Obama, Dışişleri Bakanı Clinton ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Gordon’un, hafta içinde ABD’yi ziyaret eden Yunanistan Başbakanı Papandreu’ya, KKTC’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mehmet Ali Talat’a yardımcı olunması telkininde bulunduğu iddia edildi.

İddiayı ortaya atan Kıbrıs Rum kesiminde pazar günleri yayınlanan Kathimerini Gazetesi… Ben, KKTC’den bahsediyordum, siz ne sandınız? Neyse politikadan çıkıp, ekonomik gelişmelerin halk üzerindeki yansımasına bakalım.

Bir anketten bahsedeceğim size. Marc Araştırma Şirketi’nde yapılan bu anketin sonuçlarına göre halk, hükümetin bütçe açığının kapatılması çalışmaları çerçevesinde aldığı ekonomik önlemlerin adil olduğuna inanmıyor.

Halk, hükümetin bütçe açığına yönelik aldığı önlemler karşısında kızgın. Hayal kırıklığı yaşayanlar ve gelecekten endişeli olanlar da var. Ankete verilen yanıtlarda, vatandaşlar en çok bu olumsuz gelişmelerden hükümeti sorumlu tutuyorlar. Vergi kaçakçıları da ikinci sırada geliyor.

Sorunun çözülmesi aşamasında Avrupa Birliği’nin tavrı da vatandaşı rahatsız etmiş gözüküyor. İşte tablo bu… Üstelik basın da bu konuyu ciddi bir biçimde ele alıp, hükümetin üzerine gidiyor.

Nerede mi? Yunanistan’dan bahsediyorum. Siz neresi sandınız? Yoksa Türkiye mi? Bizde sorun yok ki… Biz nasıl olduğu bilinmeyen, mangalda kül bırakmayan ama içi doldurulmayan açılımlarla ve dedikodulara dayanıp, bazılarını içeri kapatmakla meşgulüz.

Ekonomik sorunlarımız olmadığına göre, bunlarla uğraşmamızdan daha doğal bir şey de yok. En azından basının hükümetin üzerine gittiği yönündeki cümlemden, bunun ülkemiz olmadığını anlamışsınızdır diye düşünmüştüm.

Komşu zor durumda… Ne dersiniz? Bizde her şey yolunda olduğuna göre, Almanya’nın yapmadığı iyiliği yapıp, borç versek mi? Bizde de mi işsizlik var? Provokatörlük yapmayın…

İnsanlar işten atılıp, tazminatlarıyla kredi kartı borcunu kapatmak için torpil mi arıyor? Çok kötü niyetlisiniz. Yolsuzluk mu var? Nerede yaşıyorsunuz siz?

Ekonomide harikalar yaratıyoruz, tıpkı İzlanda gibi… Demokratikleşiyoruz… Ama okyanus ötesinde istendiği gibi… Düşünsenize KKTC’de Cumhurbaşkanlığı seçimi için ABD’nin tavrını… Kaybedeceği siyasi eğilim nedeniyle kesin olan Talat’ı bile seçtirmeye çalışıyor. Bizde de böyle şeyler olmuş mudur?

Çok kötü niyetlisiniz… Biz Medeniyetler İttifakı’nın Eş Başkanıyız. Bize bu tarz baskılar yapabilirler mi? 1915 olaylarının ‘soykırım’ olarak ele alınmasıyla ilgili Amerikan Temsilciler Meclisi’nin kararı sonrasında, nasıl geri çektik büyükelçiyi? TÜSİAD bile ziyaretini askıya aldı. ‘One munite’ diyen de biz değil miydik? Gerçi burnumuzun dibinde 1.5 milyon Iraklı ölürken ses çıkarmadık ama olsun.

Rusya ile sorunlarımızı halletmedik mi? Gerçi bunun karşılığında ihalesiz nükleer sözü verdik, ama olsun… Ermenistan ile açılıma geçmedik mi? Gerçi Ermenistan’da Anayasa Mahkemesi’nin kararı, hariciyemizin yalanını belgeledi, ama olsun?

Dışta sıfır sorun politikası önemli. İçeride, sorun çıkaranın kellesini kesiyoruz, ama olsun… Halen mi şikayet ediyorsunuz? Size de yaranılmıyor… Sabırlı olun, hepinizle ilgilenecekler. Herkese tek tek sıra gelecek.

Ne diyor büyüklerimiz: ‘Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır.’

cetinunsalan@yahoo.com

POSTED BY: Çetin ÜNSALAN AT 06:30 pm   |  Permalink   |  E-mail this
Bilgi Güçtür

DÜZEY EGT. ARAŞ. LTD.
KUŞTEPE LEYLAK SOK. NURSANLAR İŞ MERKEZİ, KAT:10 DA:39
MECİDİYEKÖY-ŞİŞLİ-İSTANBUL

TELEFON (Phone): 0555-6417906 (Osman Arslan)
Email: osman.arslan@bilgeyatirimci.com

Yasal Uyarı: Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

 

 

19 Mart 2010              Webani

Yazmayacağım Diye Yemin Etmiştim Ama 

Atilla YEŞİLADA

17 Ekim 2009     Finans-Politik

 Geleceğe Yolculuk Şimdi Bu Topraklarda Başlıyor

Cemil ERTEM

 

BASINDA EKONOMİ ve FİNANS
(Yazarın resmini tıklayınız)
www.bilgeyatirimci.com

19 Mart 2010 -        AKŞAM

 

IMF ve piyasa karşıtlarına ithaf

 
 

Deniz GÖKÇE

 

30 Aralık 2009-           REFERANS

 

Genç girişimciler kura faize değil talebe bakıyor

 
 

 Kerem ALKİN

19 Mart 2010 -       HABERTURK

 

Kamu finansmanı iyileşiyor mu?

 
 

Ercan KUMCU

 

18 Mart 2010 -          RADİKAL

 

Mahfi Eğilmez

Bütçe dengesi ve nakit dengesi

 
 

Mahfi EĞİLMEZ

 

18 Mart 2010 -        VATAN

 

Şubat bütçesi

 
 

Asaf Savaş AKAT

 

13 Mart 2010-      RADİKAL

 

Taner Berksoy

IMF masalının sonu

 
 

Taner BERKSOY

19 Mart 2010-          VATAN

 

İMKB’deki değişiklikler ne işe yarayacak?

 
 

Ali AĞAOĞLU

17 Mart 2010-   HÜRRİYET

 

Yüksek faiz bitti şimdi sıra düşük kurda

 
 

Ege CANSEN

 

18 Mart 2010-      RADİKAL

 

Fatih Özatay   

İşsizlik oranında yeni bir plato?

 
 

Fatih ÖZATAY

17 Mart 2010       HABERTURK

 

Bir numaralı sorun: İşsizlik

 
 

Gazi ERÇEL

 

01 Mart 2010  Finanstrend.com

 

Emtia fiyatları dolardan bağımsız

 
 

Ateşhan AYBARS

 

19 Mart 2010-     MİLLİYET

 

Romanın adı bile yok!

 
 

Hurşit GÜNEŞ

 

17 Mart 2010      REFERANS

 

Hasan Ersel

Avrupa Para Fonu

 
 

Hasan ERSEL

 

13 Mart 2010 -   REFERANS

 

Güven Sak

Türkiye'nin ne zaman Nasdaq'a kote teknoloji şirketleri olur

 
 

Güven SAK

19 Mart 2010 -     RADİKAL

 

Uğur Gürses

Japon deneyimi yeniden

 
 

Uğur GÜRSES

 

18 Mart 2010 Finanstrend.com

 

Türkiye´nin yeni çıpaları mali kural ve bütçe 

 
 

Özgür ALTUĞ

 

23 Şubat 2010      MİLLİYET

 

   

‘Şimdi sıra bizde’, her şey yolunda

 
 

Osman ULUAGAY