1989 yılındaki RTC1(Resolution Trust Corporation) ile şu anda yeniden kurulması planlanan RTC2 arasındaki farkların kıyaslamasını Credit Suisse Araştırma Bölümü yapmış. Çalışmadan ana başlıklar aşağıdaki şekildedir.
· Var olan krizin ABD milli gelire oranının %7 oranında oluşması bekleniyor. Bu oran 1989 yılındaki S&L(Savings and Loans) krizinde milli gelirin %2.5-%4.5 arasındaydı.
· 1989 Şubatında ABD Hazine Bonosu ile Libor arasındaki spread farkı 50 baz puandı. Şu anda ise 225 baz puan.
· 1989 yılı başında gayrimenkul fiyatları yıllık bazda %8 oranında artmaya başlamıştı.
· S&L krizi büyümenin %4.2 ve işssizliğin %5’den daha az olduğu yani piyasanın zirve seviyelerinde gerçekleşmişti ve resesyondan bir sene önce gerçekleşmişti. Bankaların RTC1’e pozitif tepki verme nedenide bundan kaynaklanıyordu. Şu andaki ekonomik yavaşlama sürecinin ortasındayız.
· RTC1 1989 yılında kurulup 1995 yılında kapatıldı. Şu andaki yasal düzenlemeler nedeniyle zararlar daha hızlı şekilde göz önüne seriliyor.
· 1989 yılında bankaların fiyat/maddi duran varlık değeri rasyosu 1.3 iken şimdi bu oran 1.7
· Bankalar RTC1 in ilk duyurulduğu 1989 Şubat ile uygulamaya konulduğu 1989 Temmuz aylarında %23 yükseliş kaydetti. Ekim 1990’da ise %34 değer kaybederek dip seviyeleri gördü.
· Hisse senetleri ise Şubat- Temmuz 1989 ayları arasında %20 artıp 1990 Ekimde ise %16 değer kaybetti.
· Dolar RTC1 açıklandıktan sonraki 3 ayda %10 artış göstermiştir. Bono eğrisi ise Şubat-Temmuz 1989 yılında 110 baz puan düşmüştür.
· 1989 yılında RTC1 ilk olarak 50 milyar USD maliyet olarak hesaplanmış toplamda ise 153 milyar USD’lik maliyet doğurmuştur.
Yukarıdaki veriler de bu planın 1989 yılındakinden daha ciddi boyutlarda olduğu görülüyor. Volatilitenin yüksek seviyelerde olduğu seansları görmeye devam ediyoruz. Buradan değerli üstadlarımız RTC2'nin gelişecek süreçte piyasaya etkilerini defalarca ele aldıkları için ben detaylı şekilde burada konuya değinmeyeceğim.
Burada kısaca dünyadaki finansal krizin Türkiyedeki reel ve finansal piyasalara etkisi ne olur kısaca ona değinmek istiyorum. Uluslararası piyasalardaki finansal kriz kredi koşullarında mutlaka bir daralma ve maliyetlerde bir artış getirecektir. Bu süreçte bankalarımızın sendikasyon kredilerine devam ettiklerini görüyoruz. Demekki kredi daralmasından muslukları kapatacak derecede kötü etkilenmiyoruz. Ayrıca yüksek reel faiz cazibemizde riskli yatırım araçlarını etrcih eden uluslararası yatırımcıları cezbetmeye devam ediyor gibi görünüyor. Bunu kurdaki geçmiş dönemlerdeki yüksek volatilitenin giderek azalmasıyla ve geçmiş kriz dönemlerinden hep biraz daha düşük seviyelerde zirve seviyelerini test etmesiyle de direkt olarak gözlemleyebiliyoruz. Sene başından bugüne euro/dolar paritesi ve YTL/USD paritelerindeki seyre baktığımızda ülke içi risk primi olarak sadece %4.5'Lik bir kur baskısı olduğunu görüyoruz. Yüksek reel faiz politikamızın devam ettiği sürece kurlarda çok fazla yukarı yönlü beklentilerin gerçekleşme olasılığını da oldukça düşük görüyorum.