OBAMA İSTİYOR AMA VERMİYOR
07 Nisan 2009 Salı
Değişin diyor. Neye, niçin değişeceğiz?
Ne değişim yapmamız gerekiyormuş, söylediklerinde detaylanıyor;
- Ruhban okulunu açacağız, 1915 olaylarından bahsetmemesi için Ermenistan sınırını açıp ilişkileri normalleştireceğiz, PKK için çözümü yerel Kürt yönetimiyle görüşerek arayacağız, İranla mesafeli olacağız, Rusların gazına gelmeyeceğiz, Afganistan’a asker göndereceğiz, ABD askerlerinin Irak'tan çekilmesinde üzerinden geçilen ülke olacağız, KKTC de çözümü Rumlarla görüşerek arayacağız, AB için reformlara devam edeceğiz..
Bunu derken de kendisinden Amerika'dan örnekler veriyor. Ama değişimin dayatmacı, tepeden değil halktan gelmesi gerektiğini söylüyor.
- Beni müdahil etmeyin sorunlarınızla çekinmeden yüzleşin.
Bu “herkes ne istiyorsa alsın”a götürmez mi?
Geçmişin hesabını görün diyor. Osmanlının Ermeni olayları döneminde Genelkurmay Başkanlığını bile Alman generale emanet etmesiyle ben nasıl yüzleşirim!
Bugün ortada yepyeni bir TC Devleti var. Osmanlı olarak devam etseydi zaten hem Avrupa’nın hem de Amerika’nın işine gelen bir şekilde Son Osmanlı filmindeki gibi Galatasaray, Saint-Antep'le oynar, yurdumun her yerinde farklı renklerde bayraklar dalgalanırdı.
1915 oyalarına Ermeni soykırımı diye bakmak ve kabul etmek ilerde Türkiye'den tazminat ve toprak talebini de getirecek. Bunu görmüyor olabilirler mi?
Görmemeleri mümkün değil ama burada enerji yollarını çeşitlendirme var. Gizli gündem budur. Ama Ermenistan’a daha ileri gitme izni vermezler. Çünkü burada çok ciddi kazanımlar elde dilecek. Ermenistan Rusya'dan kopacak, Ortadoğu ve Asya'nın gaz ve petrolü Ermenistan-Türkiye üzerinden Avrupa’ya akacak. Hedef budur.
Peki Ermenistan Türkiye ilişkileri normalleşecek mi?
Cumhurbaşkanı Gül'ün Erivan ziyaretinden bugüne kadar İsviçre'de Türk, Ermeni ve İsviçre Dışişleri Bakanlıkları müsteşar yardımcıları düzeyinde inanılmaz sıklıkta görüşüyorlarmış. Bunu da Obama ziyareti vesilesi ile öğrendik.
Başkanın Ulusal Güvenlik Danışmanı İstanbul'da Türkiye, Ermenistan ve İsviçre Dışişleri Bakanlarıyla buluşmasına yönelik içeriği Washington'da açıkladı;
Obama demiş ki;
- İşi artık resmileştirin. Anlaşma metnine dönüştürün. Ve bunu en kısa sürede yapın. İlişkilerin normalleşmesi için ne gerekiyorsa yapın.
Bu Obama'nın seçilmeden önce söylediği ve hala yutmaya çalıştığı lokmanın büyük olduğunu ortaya koyuyor. Kendisini de rahatlatacak hareket bekliyor. Ya Başkan olduktan sonra Türkiye'nin önemini kavradı yada bilinçli hareket ederek tarafları sıkıştırmanın yolunu açtı. Şimdi iki tarafa da "Söylerim, bak söylemem ha" diyerek baskı yaratıyor.
Rusyanın enerji kartını kullanmasını asgariye indirmek planlanıyor. Elbette Ankara'da da böyle okuyor. Ama, önemli olan bu yeni stratejik açılımı yönetmek. Açık politika yaparak, “Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliğine karşıyız ama şunları verirseniz onaylarız” demekle bu işlerde ilerleme elde etmek mümkün değil.
RUHBAN OKULU
Ruhban okulunun açılması kimi memnun eder?
Anlamak için Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlardan gelen açıklamalara, duydukları memnuniyete bakmak yeterli sanırım. Onlara göre İstanbul hala "Konstantinapolis" Fener Rum patriği ile İstanbul'da diğer din adamlarından ayrıca görüşüyor. Bu ekümenlik olarak tanınmasından kaynaklanıyor. Obama da böyle okudu. Ama patrikhaneyi ziyaret etmedi.
Bunlar hep istek. Peki ne veriyor?
Topu elimize verdi gitti. Ne tarafa atacağız?
Kime atacağız bakınıyoruz. Vaatler ve uyarılar var. Ama, terörü bitirmek için somut adımları paylaşmadı, örneğin. AKP'ye, malum Hükümet yeni Anayasa için hazırlık yapıyor. Bir tahakküm olarak algılanacak değişime kalkışma dendi. IMF'nin kredi musluklarını biraz daha açması sağlanacak beklentisi Ankara'da konuşulur oldu. Bunun dışında siz aslansınız, kaplansınız. sürekli bir gaz durumu var.
ABD Başkanının Türkiye'ye öncelikli ziyaretini anlamak için aslında dünya haritasına bakmak yeter de artar bile. Türkiye gibi coğrafi konumu jeopolitik önem arz eden başka bir ülke yok. ABD Ortadoğu’da var olmak istiyorsa burada Türkiye ile işbirliği yapmak zorunda.
İranla sorunlu, Irak, Suriye, Kafkaslar, Azerbaycan, Rusya, İsrail, Filistin, Mısır, Suudi Arabistan, Afganistan, Pakistan.. Say saya bildiğince.. Türkiye tüm bu ülkelerle görüşen bölgedeki tek ülke durumunda. Nereye gitse kapı açık. AB üyesi olmasak da tüm Avrupa ülkeleriyle de iyi ilişkiler içindeyiz.
Yani Türkiye'ye gelmesi bir rastlantı asla değil. Bölgede bizim dışımızda her konuda mesai harcayacağı başka bir ülke yok. Irak'tan çekildiklerinde Türkiye'nin bölgedeki bir çeşit garantörlüğünü yaratmak istiyor.
İkili resmi görüşme
Beraberinde gelen ne bir işadamı nede bir sanayici var. Uçağında mı yer yok acaba?
Elbette yer var. Ama bu "Hamili Başkan yakınımdır" denmesinden uzak kalmak anlamına geliyor. Bizim liderlerin mehtumlarını bile resmi heyete kattıkları bir ortamda almamız gereken bir derstir. Yani "tamamen duygusal" dediğimiz durum yok. Tamamen siyasi ve politik bir ziyaret oldu. ABD artık güvenlik ve barış konularında NATO’yu ön plana çıkartan bir tavır ve durum değişikliği planlıyor. Temaslarım buna işaret ediyor. Bu değişim içinde de Türkiye'ye ihtiyacı var. Bu biraz Hint kumaşı durumu gibi aslında. Değerimizi, önemimizi birden mi anladılar? Biliyorlardı da ihtiyaç şimdi hasıl oldu demek daha doğru görünüyor.
İşte burada bu işbirliğini yapmak için Türkiye'nin kazanım elde şansı fırsatı doğdu. Ana eksen de PKK terörü ve Ermenistan üzerinde seyrediyor.
Düne kadar PKK kartını kullandıklarını deklare eden ABD şimdi bundan vazgeçmeye çalışıyor. Ama acaba PKK'yı uyutacak mı yoksa ortadan mı kaldıracak?
Bugün İranla ilişkiler iyi gidecek beklentisi ile ağırlıkla teröre destekten vazgeçiyorlar. Peki, yarın işler kızışırsa, bozulurlarsa ne olacak? O zaman kum canavarı gibi tekrar canlandıracakları bir şekilde mi uyutulacak? PKK şimdi bunun için mi ikna ediliyor acaba? Bu soruların yanıtlarını henüz tam bilemiyoruz ama konuşuluyor.
Mesajlar!
"Atatürk'ün bıraktığı en büyük miras laik demokrasidir" Demesi çok önemlidir. Türkiye'nin yönünün, yüzünün ne olması gerektiğini ifade etmesi çok anlamlıdır.
Bu AKP hükümetine de bir uyarıdır.
- Azınlık ve çoğunluk birbirinize saygı duyarak yaşamalısınız. Laik demokrasi ve Atatürk İlkeleri birinci önceliğiniz olmalı mesajını vermiş oldu.
Muhalefetle görüşmesi de aslında AKP iktidarına muhalefeti dışlayamazsın şeklinde okunuyor Ankara'da.
- Bizi beni örnek alın ve değişim için cesur olun, cesaretli olun, deniyor.
Yeni ortaklık tanımı da ortaya çıktı.
MODEL ORTAKLIK
Stratejik ortaklık adını kritik stratejik ortaklık olarak değiştirdi. Ilımlı İslam söylemi de bitti. BOP'dan da bahis yok. Tüm bunları "Türkiye'yi uçuracak" diye okuyanlar da var. TC Devleti için laik bir cumhuriyet vurgusu yapması ve köprü ülke olarak birlikte hareket etme çabasında olacağını söylemesi bunun altını dolduruyor.
Model Ortaklık yeni, yepyeni bir kavram. Türkiye'ye bir sempati duyulduğunu ortaya koyuyor. Ancak içinin nasıl dolacağı önemlidir. Demokratik, laik, modern bir cumhuriyet olan Türkiye'ye bu dönemde ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Hem de geçmişten daha fazla. Artık "her kuşu vurayım" pozisyonundan geri adım atıyor. Bunu görüyoruz Ankara'da
Köşk'te şunu dediği konuşuluyor;
- ABD'nin Irak'tan sorunsuz bir şekilde çekilmesinde Türkiye'nin desteği büyük önem arz ediyor. Türkiye'nin Afganistan'a lojistik destek platformu olarak oynayacağı rol de bizim için dünya barışı ve terörle mücadele için çok önemlidir. Bu sözleri Model Ortaklık açılımını dolduruyor.
Times gazetesi başyazısında şöyle diyor;
"Obama'nın Türkiye'yi vaaz kürsüsü olarak değil örnek olarak kullanması önemli. Türkiye, ileri demokrasiyle İslam'ın bir arada bulunabileceğini gösteren bir kanıt.
Bir örnek de Daily Telegraph da başyazısından;
"Türkiye'nin zamanı geldi" deniyor ve Türkiye sadece değerli bir NATO müttefiki değil, doğudan gelebilecek tehditlere karşı stratejik bir kale. Dış basın da değişen ve değişecek olan Türkiye'nin kendi ulusları için bir güvenlik unsuru olacağını ortaya koyuyor.
Dünyaya verdiği mesaja bakarsak
"İslam'la savaş yok. Savaşmıyoruz asla da savaşmayacağız"
Tersten okursak barış ve dostluk çağrısı var içinde.