Dolmabahçe görüşmesini çözdüm!
17 Nisan 2009 Cuma
Konu; Darbe girişimleri
Yakın tarihimizin en önemli görüşmelerinden birisidir Dolmabahçe zirvesi. Hala sır olarak kalan ender görüşmelerden birisidir, Başbakan Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt arasındaki buluşma. Bugüne kadar pek çok önemli iddialar ortaya kondu. Ama hepsine de yalanma geldi. Öne sürülen iddialar biraz da belden aşağı vuruyordu. Ama ulaştığım bilgiler günümüzde yaşanan gelişmelere de anlam kazandıracak kadar önemli.
Pek çok detayla örtüşen bilgileri burada paylaşacağım. İlk kez pazartesi günü Cem TV’de Kahve Kokusu programında Atilla Yeşiladaya’ya verdim bu haberi. Aradan neredeyse bir hafta geçti. Ankara’da pek çok kesimden mesajlar aldım. Genel kabul oluşmuş görünüyor. Zaten ne Başbakanlıktan nede Genelkurmay’da yalanma da gelmedi. Demokrasinin üstünlüğü ilkesine bağlı kalma şartıyla darbe iddialarının üzerine gidilmesi konusunda uzlaşı sağlandığı iddiamı reddedeceklerine ihtimal vermiyorum. Bu konuda taraflara soru yöneltildiğinde ise verecekleri cevap şudur;
- O görüşme 2 kişi arasında olmuştur. Ve bir sır olarak kalma kararı alınmıştır. Bu iddiayı ortaya koyan toplantımıza katılmadığını göre…
Bunun ötesinde bir açıklama beklemiyorum.
1976 yılında başlayan meslek hayatımda bugüne kadar bir tek tekzip almadım. Bu tatlıya tuzluya dokunmadığımdan değil tam aksine ciddi tartışma yaratan haberler imza attım, tıpkı bugünkü gibi.
Haa bir tane var.
2. körfez savaşı başlamış, Ankara’da bir tek Genelkurmay karargahında tüm ışıklar yanıyor. Ortada ne makamına giden Başbakan nede bakanlar var. Böyle bir ortamda o günlerde Habertürk Gazetesi’nin Ankara Haber Müdürüyüm.
ABD Savunma Bakanının Ankara’nın kararını öğrendiğinde bizim Genelkurmay Başkanını telefonla aradığını hesap sorar mahiyette konuşma yaptığını, destek vermemekle eleştirdikten sonra “çok can kaybımız olacak” diye telefonu duvara fırlattığını yazmıştım. Hemen o günlerde Sabih Gökçen Havaalanını da istediklerini yazdıktan sonra bombayı patlatmış ve Amerika’nın Irak’ı Türk hava sahasını kullanarak vurduğunu iddia etmiştim. Başbakan Erdoğan hemen her grup toplantısında haberlerimin manşet olduğu gazeteyi kürsüden sallar yalan yazıyorlar derdi. Ama kısa süre sonra Urfa’da düşen akılı füze ve yakıt tankları ortaya çıkmıştı.
Yine o günlerde bir devlet yöneticimiz, “siyaseten yazdıklarını reddetmek zorundaydık” demişti. İnanılmaz araştırma yaparım. Önemli güvenilen dostluklarım, arkadaşlarım var. Doğru zamanda doğru kişilere ulaşma becerisi de edindiğimi düşünüyorum. Daha da önemlisi dezenformasyona her haberde uğrayacağım kuşkusuyla yaklaşmak gibi bir önyargım var. Buna haber içinde haber yada haber yaparken haber olmak diyoruz.
Şimdi detayları vereyim;
İlk dikkat çekeceğim tarih 27 nisan 2007.
O gün iki önemli gelişme yaşanıyor. Önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün aday olduğu Cumhurbaşkanı seçiminin ilk tur oylamasının, salonda 367 mevcut bulunmadığı gerekçesiyle CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşındığı süreç başlıyor. Akşam saatlerinde ise 27 nisan 2007 gece yarısına doğru Genelkurmay Başkanlığının web sitesinden TSK e-bildiri yayınlıyor. Bildiri yayınlandıktan kısa süre sonra o gece Başbakan Genelkurmay Başkanını arıyor ama ulaşılamıyor. Ancak 28 nisan öğleden sonra dönüş oluyor. 28 nisanda AKP kurmayları toplanıyor ve karşı dik duruş kararı alınıyor. Ve başbakan ilk kez bu toplantıda az sonra açıklayacağım detayları sadece 3 kişilik parti üst yöneticisiyle paylaşıyor ve sır olarak kalmasını istiyor. İlerleyen saatlerde Cemil Çiçek, basın toplantısıyla, Genelkurmay'ın hükümete bağlı olduğunu ve yapılanı yanlış bulduklarını ilan ediyor.
3 gün sonra 1 mayısta anayasa mahkemesi 367 başvurusunu geçerli sayarak ilk tur oylamayı iptal ediyor.
2 mayısta Başbakan Erdoğan, o zaman Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi için Anayasa değişikliğine gidileceğini, gerekirse 22 temmuzda vatandaşın önüne seçim sandığıyla birlikte referandum sandığı koyacaklarını söylüyor. (Bu aşamada anlaşılıyor ki Başbakan TSK ne yapacak bilmek, anlamak istiyor. Çünkü kendisinde bir takım bilgiler var ve ne olacağını kestiremiyor. Bir parti genel başkanı oylamaya girmemesi için aranıyor. Genelkurmay Başkanı nasıl bir Cumhurbaşkanı görmek istediklerini söylüyor.)
2 gün sonrada 5 mayısta Erdoğan, Büyükanıt'ı Dolmabahçe'ye davet ediyor. İşte sadece 1 haftada yaşananlar. Bu hiç de olağan bir süreç değil.
Tarih; 5 mayıs 2007.. Yer İstanbul Dolmabahçe’de Başbakanın çalışma ofisi. Başbakan Erdoğan’ın daveti üzerine konuk Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt.
Konu; Darbe hazırlıkları.
Başbakan bugün tartışılan darbe hazırlıklarını içeren bilgi ve belgeler üzerinde bir değerlendirme yapıyor.
Sonuçta Yaşar Paşa’nın desteğini alıyor Başbakan.
Ne için?
İddiaların soruşturulması için.
Yani sarıkız, ayışığı, yakamoz, eldiven gibi isimler verilen darbe hazırlıkları hakkında Başbakan 5 mayıs 2007 de yapılan toplantıda bilgili ve belgeli olarak masaya oturmuş. 2 saat 15 dakikalık görüşme takip eden günlerde tansiyonun düşmesi, 'Dolmabahçe mutabakatı' olarak yorumlandı. Şunu önemle vurgulayalım ki, burada karşılıklı bir şantaj asla söz konusu değildir. Görüşmede ne Erdoğan ne de Yaşar Paşa masaya yumruklarını vurmamıştır. Mesnetsiz ithamlarda bulunmamış ve birbirlerini tehdit etmemiştir.
Hukukun üstünlüğü ilkesinde bir görüş birliği oluşmuştur. Karşılıklı hassasiyetlere özen gösterilmesi de prensip olarak karar altına alınmıştır. Aslında düğmeye o gün basılması kararı alınmıştır.
Bu en anlama geliyor?
Darbeci generallerin yargılanmasına gidilen süreç başlatılmış oluyor. İddia edeceğim ilave husus şu ki, bu darbe girişimi mutlaka yargılanacak. Yakında Örnek Paşa ve diğer adı geçen orgeneraller ifadelerine başvurulmak üzere davet edilecek.
Ergenekon yok
Bu arada uzlaşmanın hukukun üstünlüğü ilkesine bağlılık ve hassasiyetlere saygı gösterilmesi çerçevesinde yapıldığını hatırlatarak şunu vurgulamam gerekiyor. TSK bu hassasiyetin zaman zaman zeminini yitirdiğine inanıyor. Örneğin Orgenerallerin gözaltına alınması süreci ve muvazzaf subaylara yönelik operasyonlar.
Kim ne derse desin, birbirimizi kandırmayalım eğri yada doğru Türkiye’de bırakın bir generali askeriyenin bahçesinden bir saksı bile alamazsınız. Devlette konumunuz ne olursa olsun. Yani, darbe soruşturması ekseninden kayılarak gözaltılar yapıldığı endişesi vardır TSK da. Zaten Genelkurmay Başkanının Başbakana MGK eski Genel Sekreterinin gözaltına alındığı günkü ani ziyareti de bunun işaretidir. Keza 1. Ordu komutanının cezaevi ziyaretinde görüştüğü yada görüşmediği komutanlar da TSK’nın tavrını görmeye yeterlidir.
Genelkurmaya göre ergenekon diye bir yapılanma TSK da yok. Bu tamamen emniyet istihbaratının yarattığı bir yapı ve belli amaçlara hizmet etmek için ki bunun başında TSK’yı güvenilmez kılmak var, bu amaçlar doğrultusunda oluşturulduğuna inanılıyor, TSK’da.
Bu dahil pek çok sorunun yanıtını TSK’nın güncel konularda neler düşündüğünü 29 nisanda öğreneceğiz. 28 nisanda yapılacak MGK toplantısının ardından Orgeneral İlker Başbuğ basını karşısına geçtiğinde pek çok detayın aydınlanmasını bekliyorum.
Ama kimse TSK’dan hukuka, Anayasaya aykırı tavır, eylem ve söylem beklemesin.