ERDOĞAN İSTEDİĞİNİ ALDI!
TOPRAĞI KÖYLÜYE KAPTIRMADI
VEKİLE GÖZDAĞI; BAĞIMSIZ OLUN O ZAMAN
05 Haziran 2009 Cuma
Suriye sınırımızın mayınlardan temizlenmesi işinde kim kazandı?
a) Muhalefet mi?
b) İsrail mi?
c) Maliye mi?
d) Başbakan mı?
Cevap; d) Başbakan Erdoğan.
Neden?
Çünkü, Bu yasanın aslında gizli gündemi vardı!
Biz yasa tartışmasının yaşandığı 22 günde ne üzerine yoğunlaştık?
- Toprağımızı İsraillilere vermemeyi.
Peki neyi tartışmadık?
- Toprağın gerçek sahiplerine verilmesini.
Yani 1970’li yıllarda devletin milli çıkarlar nedeniyle köylünün el koyduğu toprağını geri vermeyi, hazineye ait araziyi de reform yapıp bölge köylüsüne dağıtmayı cılız sesler dışında gündeme bile alamadık, tartışamadık.
İşte; Bu tartışmanın gizli gündemi budur.
Amaç hasıl olmuştur. Başbakan Erdoğan bir dönemin siyasetçisi Demirel’in “GAP’ı gaptırmam” dediği gibi araziyi kaptırmamıştır.
Kime?
Gerçek sahiplerine.
Peki haklı mıdır?
Aslında kısmen haklı bir durum var. 30-40 yıl önce sadece 1 köylüden alınan arazi bugün geri verilmeye kalksa en az 3-4 parça olacak. Böylece geniş çaplı bir yatırım olanağı olmayacak, belki de toprak işlenemeyecek.
Kardeşim toprak benim değil mi?
Ekerim ekmem sana ne deme hakkı olacaktır.
Aslında Başbakan bunu önlemiştir. Arazinin tamamında modern tarım yapılması ve belki de toprağın her metrekaresinin kullanılması sağlanmış olacaktır, yada olacaktı.
Malum muhalefet yasayı Anayasa Mahkemesine götürüyor. Cumhurbaşkanı Gül’den veto etmesini de istedi. Böylece yasa tekrar tartışma gündemimize gelebilir.
Bu Başbakanın toprağı kaptırtmayan gizli gündemidir. Ama başka detaylar daha var. AKP grubunda milli duyguları kabaran ya da son bakanlık değişiminde ve devam eden örgütlerin değişim sürecinde tepkili olan vekiller bu işte tepki vermişlerdir.
BAĞIMSIZ OLUN!
Başbakan bu durumun farkındaydı şüphesiz. Son grup toplantısının basına kapalı bölümünde söylediği şu sözler Ankara’da yankılanıyor;
- Bu yasa ge-çe-cek. Ben Başbakan ve AKP Genel Başkanıysam bana güveneceksiniz. Yok eğer endişe duyuyorsanız. O zaman bağımsız olacaksınız. Eleştirilerinizi burada yapın. Ama grup olarak hareket etmemiz gerekir.
Erdoğan’ın bu sözleri açıkça tepkili vekillere kapıyı göstermektir. Trenden inin demektir. Önemli sonuçları da olacaktır. Genel seçimlere 2 yıldan az bir süre kala, kongre sürecinde bazı sürpriz isimleri de partiden ayrılırken görmek olasıdır. Üstelik AKP’nin kare aslarından Abdüllatif Şener’in TP’si ve gerçek merkez sağ olma iddiasıyla birleşme rayına tekrar giren DP ile ANAP yol alırken bu trene binenler olur mu, olursa şaşmamak lazım. Çünkü Başbakan ortaya açıkça adını, Anadolu’daki deyimle kellesini koymuştur.
Peki ya inanılmaz yapıştırıcı olan karizması?
Bence öyle pasta cilayla falan kapanmayacak kadar çizilmiştir.
DEMOKRASİ GÖSTERGESİ
Çoğunluğa sahip olan düdüğü çalar prensibi yine çalışmıştır. Ama ciddi zorlanma, sürtünme ve patinajla.
Yasama ve yürütmeyi elinde tutan Çankaya’ya da kare aslardan birisini yerleştiren AKP, Mecliste tüm komisyonlarda da çoğunluk olmasına, tam saha baskıya rağmen hükümet yasa tasarısını 22 günde geçirebildi.
Bu muhalefetin etkinliği ve iç tüzükten elde ettiği haklarını kullanmakla oldu. Demokratik hakların kullanılmasını gerçi Başbakan “saldırı” olarak nitelendirdi ama olan budur.
- Ben çoğunluğum.
Eee, bende azılığım.
- O zaman haddini bileceksin.
Nasıl yani?
- Ben ne getiriyorsam o geçecek.
Ama yanlış.
- Bana göre doğru, ge-çe-cek.
Mantık budur.
Ama oldu da, olmadı işte!
Olan yasanın geçmesi ama olmayan ilk halinden farklılaşmasıdır. Muhalefet konuyu topluma mal etmiştir. Artık Türkiye’de herkes bu arazinin İsraillilere verilip verilmeyeceğini takip etmeye başlamıştır.
Bu muhalefet sayesinde olmuştur. Belki de bu nedenle AKP hükümeti aslında bakanlar kurulu kararıyla yapacağı işi Meclise havale edip yarın bir sorun çıkarsa meclis karar verdi bana ne diyerek sıyırmak isterken, yarın belki de İsraillilerin esemesi okunmayacaktır.
BU ARAZİ İSRAİLE LAZIM
Bu arada bizim sınırdaki toprağımızın geleceğine kafa yoranlar da var. Amerikan dış siyasetinin etkili düşünce kuruluşlarından CSIS'ın 14 mart 2009’da yayınlanan bir raporu var. Orada ne organik tarımdan nede mayının temizlenmesinden bahis var. O tampon bölgenin İsrail için inanılmaz bir kazanç olacağı üzerinde duruluyor. Türkiye-Suriye sınırı, İsrail’in İran’a saldırısı durumunda kullanılabilecek “optimum” yoldur deniliyor.
Bu açıdan baktığımızda anlaşılıyor ki, orada da perde arkasında cereyan eden görüşmeler var. Başbakanın ısrarı, ortaya adını koyacak kadar ısrarcı olması, tasarının ilk halinde ihale sürecinden hiç bahsedilmemesi, tartışma kamuoyuna yayılınca da şunlar olmazsa o zaman paket olarak hem temizle hem işlet modelini uygulayacaklarını tasarıya ilave etmeleri, hem de bunu tekriri müzakere denilen yöntemle yapmaları, ki aslında komisyona çekip orada tartışarak yapılması gereken işi meclis genel kururlunda yapmaları, yani zaman kazanmaya çalışılması..
Tüm bunlar üst üste geldiğinde muhalefetin komplo teorilerini de destekleyen bu raporu eklersek aslında daha büyük bir resim olabilir mi diye kuşku duymamak mümkün görünmüyor.
İsrail ile ne anlaşmalar yapıldı, ABD’ye ne sözler verildi bilmiyoruz elbette. Ama acaba şu halen teslim edilmeyen gözlem uçakları heronla ilgisi var mı ki?
Yoksa Ankara, İsrail ve ABD’nin İran üzerinde baskı yaratmasına yol açacak bir model geliştirilmesi amacına mı hizmet ediyor? Bunu da bilmiyoruz.
Bu yoksa Obama’nın sözünü ettiği model ülke olmamızın bir sonucu mu?
Yani bugüne kadar hiç örneği olmayan bir ilişkiler süreci.
Diğer taraftan ABD’nin Pakistan ve Afganistan ilgisi. O kanattan da İran’ı çevrelemek. Bizim taraftan da İsrail’i İran’a adeta sınır komşusu yapmak. Diyelim İsrailliler aldı. O bölgeye binlerce askeri araç soksa ne diyeceğiz. ya biz mayını böyle temizleyeceğiz derlerse ne yapacağız.
Özetle Başbakan Erdoğan istediğini almıştır. Ama acaba hangi gizli gündem oluşacaktır. Bunu zaman içinde göreceğiz.