27 Ağustos 2009
Türkiye ekonomisi 2005 yılında % 7,4, 2006 yılında % 6,1 büyüyerek, G –20 ülkeleri arasında büyük üstünlük yakalamıştır. Bu trend, 2007 yılında devam etmiş, 2008 yılından itibaren düşüşe geçmiştir. Bununla birlikte, reel sektörün yurt dışı borcu, 2003 yılından itibaren belirgin bir şekilde artış göstermeye başlamıştır ve bu artış halen devam etmektedir. Reel sektörün, 35 milyar dolar olan 2003 yılı dış borcu, 2008 yılında 100 milyar dolara yaklaşmıştır . Borcun uzun vadeli olması, risk oranını azaltmaktadır. Reel sektörün 2009 yılında 35 milyar dolar, 2010 yılında 21 milyar dolar dış borç geri ödemesi ( ana para + faiz ) gerçekleştirmesi beklenmektedir.
Yükselen büyüme ile birlikte, cari açık artmaya devam etmektedir. 2007 yılında 38 milyar dolar olan cari açık, 2008 yılında 45 milyar dolar civarına ulaşmıştır. Petrol fiyatlarının gerilemesi, cari açığın 2009 yılında artmasını frenlemektedir. Ancak, Avrupa ve ABD’nin resesyona girmesi sebebi ile 2009 yılı ihracatında düşüş olması beklenmektedir. 2009 yılında, inşaat, tekstil, otomotiv ve turizm sektörleri küresel krizden etkilenebilir. Likit dönemin ağır basacağı 2009 yılında Türkiye ve Dünya’da şirket birleşmeleri gerçekleşebilir.
Cari açığın 2007 – 2008 analizini yaptığımızda ; 2007 yılında gelen doğrudan yabancı sermayenin 22 milyar dolar olduğunu, 2008 yılında ise 17 milyar dolar civarına gerilediğini görmekteyiz. Bankaların aldığı kredi miktarı, ; 2007 yılında 6 milyar dolar iken, 2008 yılında 7 milyar dolar civarına ulaşmıştır. Reel sektörün aldığı krediler 2007 yılında 26 milyar dolardan, 2008 yılında 31 milyar dolara yükselmiştir. Resesyonun ağır bastığı 2009 yılında kredilerde daralma beklenmekte olup, yabancı sermayenin Türkiye’ye girişinde düşüş yaşanabilir.
2009 yılına baktığımızda, küresel dalgalanmanın şüphesiz ülkemizi etkileyeceği görülmektedir. Küresel finans krizinin, 2009 yılında etkisini arttırarak göstermesi beklenmektedir. Özellikle, 2009 birinci ve ikinci çeyrek, Türkiye ekonomisi için çok önemlidir. Şirket bilançolarının açıklanacak olması İMKB’yi de doğrudan etkileyecektir. Dünyada küresel büyümenin % 2 – 3 civarında beklenmesi, Türkiye ekonomisinin küçülmesine ve resesyona girmesine neden olabilir. 2009 yılında kredi maliyetleri artacağından, şirketler için karlılık ve verimlilik oranları büyük önem kazanacaktır., Avrupa ve ABD’de yatırımların daralması, yabancı sermayenin yönünü etkileyeceğinden, likidite tüm dünya için önemli bir gösterge haline gelecektir. Bu durumun ne kadar süreceğini söylemek şu an ki konjonktürde gerçekten zordur.
Türk bankacılık sektörü, 2000 kasım, 2001 şubat krizlerinden sonra, sermaye yeterlilik rasyosunu ve finansal altyapısını güçlendirerek, küresel finans krizinden en az etkilenen sektörlerden biri olmuştur. Bu durumun, 2009 yılı içinde de devam etmesi en büyük dileğimizdir. Ancak belirtmek gerekir ki, 2009 yılı nakit ve kredilerde daralma yaşanacağı bir yıl olacağından, Türk bankalarına ve zor durumda ki reel sektöre, 2001 krizi sonrası gerçekleştirilen İstanbul Yaklaşımı biçiminde para enjekte edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde büyük sıkıntı yaşanması olasıdır. Gıda ve perakende sektörünün de 2009 yılında çok fazla değer kayıpları yaşayacağı beklenmemektedir.
Genel olarak, küresel krizin etkilerinin dünyayı durgunluğa ve resesyona sürüklemesi, Türkiye’de yatırım ortamının daralmasına ve ekonominin küçülmesine neden olabilir. Dünyada yaşanan nakit sıkıntısı ve kredi maliyetlerinde ki artış, Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarında azalmayı tetikleyebilir. Bu durum, Türkiye ekonomisini durgunluk ve resesyon ortamına çekebilir.
Ekonominin küçülmesi GSMH rakamlarını önemli ölçüde etkileyerek, milli gelirin erimesine neden olabilir. Değer kayıplarının sona ermesi muhtemelen ABD’den gelecek ekonomik verilere göre şekillenmeye başlayacaktır. Konut sektörünün 2009 yılının son çeyreğine doğru ABD’de tekrar canlanmaya başlaması, tüm dünyada ve Türkiye’de olumlu etki yaratabilir.
Günümüzün finans – ekonomi dünyasında ve özellikle 2009 yılında; küreselleşme ve teknolojide yaşanan gelişmeler, bütün sektörleri yoğun bir rekabet ortamında faaliyet göstermeye zorlamakta ve geleceğin riskini arttırmaktadır. Sermayenin daha etkin kullanılması, etkin risk yönetimi ve düzenli nakit akımlarını yaratmak için şart olmuştur. Küresel finans krizinde ki gelişmeler, bu amacı gerçekleştirecek yönetim anlayışının değer yaratmayı esas alan yönetim biçimi olduğunu göstermektedir. Değerin geleceği, şirketlerin ürettikleri bilgi ve teknoloji ile gerçek güç haline gelebilecektir. Bu amaçla, 2009 yılı ve sonrasında, bilgi ve insan kaynağı; rekabet gücüne sahip, kendini sürekli yenileyen çağdaş şirketlerin sahip olacağı en temel göstergelerden biri olacaktır.
Sonuç olarak, 2009 yılında şirketlerin bilgi ve insan kaynağını doğru ve etkili bir şekilde kullanması, diğer bir deyişle entellektüel sermayenin doğru yönetilmesi halinde, rekabet güç kazanacak; etkinlik ve verimlilik artacak, şirketler küresel finans krizinden en az hasarla çıkacaktır.