2010 YILI EKONOMİK BEKLENTİLERİ VE GERÇEKLER
27 Ekim 2009 Salı
IMF’in Ekim ayında İstanbul’da gerçekleştirdiği küresel ekonomi toplantılarında gündemdeki en önemli konulardan biri; ABD ve Euro bölgesi ülkelerin 2010 yılı ve sonrası borç rakamları üzerineydi. Analistlerin raporlarına göre, ABD'nin 2007 yılında yüzde 67,9 düzeyinde olan borç stok rakamı, 2014'te yüzde 108,2'ye, Euro Bölgesi'nin yüzde 65,7'den yüzde 95,6'ya, Japonya'nın yüzde 187,7'den yüzde 245,6'ya ve İngiltere'nin yüzde 44,1'den yüzde 98,3'e ulaşacak. Obama hükümetinin açıkladığı harcama planına göre, ABD ekonomisinin borcu önümüzdeki birkaç yılda ikiye katlanacak duruma gelebilir. Bu durum, özel sektörün ihtiyacı olan kaynakların ABD hazine kağıtlarına gitmesine ve özel sektörün yeni yatırımlar için finansman bulmasını büyük ölçüde zorlaştıracaktır. ABD işgücü piyasasının içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı ve artan işsizlik nedeniyle halkın tasarruflarında gerileme devam etmektedir.
2010 yılında, ABD’de tüketimin artabilmesi için, öncelikle varlık fiyatlarının kalıcı bir artış trendine girmesi ve geleceğe dönük beklentilerin ve özellikle de güven duyacakları bir işgücü piyasasının oluşması beklenecektir. Ortaya çıkan bu bekleyiş, önümüzdeki birkaç yılda tüketim talebinin, GSYİH büyüme rakamına göre daha yavaş olmasına ve ekonomik büyümenin sınırlı kalmasına neden olacaktır. Borç yükünün bu derece arttığı bir dünya ekonomisinin gelecek yıllarda sürdürülebilir yüksek büyümeye devam etmesi kolay olmayacaktır. Likiditenin son derece önemli olduğu bir döneme giriyoruz. Muhtemelen, gelişmiş ülkeler, artan borç yüklerini karşılayabilmek adına, vergi gelirlerini arttırmaya, yatırım kararlarını uzun vadeye yaymaya çalışacaklardır. Sıkı maliye politikasının hüküm sürdüğü bir ekonomide, istihdam politikası, 2010 yılının en önemli ekonomi sorunu olmaya devam edecektir. Uluslararası konjonktürde ki en tehlikeli gelişme, Petrol fiyatlarının tehlikeli boyutlarda artmaya başlamasıdır. Doların değer kaybı, petrol ve altın gibi emtia fiyatlarını arttırmaktadır. Brent ham petrolünün değerinin artması, önümüzdeki aylarda ve 2010 yılının tamamında, yatırım ortamının iyileşmesini ve büyümeyi olumsuz yönde etkileyebilir.
Türkiye ekonomisini incelediğimizde, TÜİK’in Temmuz 2009-2008 istatistiklerine göre, 15 yaş ve yukarı nüfusun, (51,7 milyon kişi) 22 milyon kişisi istihdam edilebilir durumdadır. Bu rakam 15 yaş ve üzeri nüfüsun %42,6’ısıdır. 2008 yılı temmuz ayında % 9,4 olan işsizlik oranı, 2009 yılı temmuz ayı’nda % 13,’e yükselmiştir.
15-24 yaş arası kabul edilen, Genç Nüfus işsizlik oranlarını incelediğimizde, 2008 yılında % 18 olan istihdam kaybı 2009 yılında % 23,2’ye yükselmiştir. (bknz. Tablo 1 )

Ekim ayının 2. haftası açıklanan, Eylül ayı 2009 dönemi kapasite kullanım oranlarına göre, imalat sanayinde, geçen yılın ayını dönemine göre, azalış % 9,7 olarak gerçekleşmiştir. Ağustos 2009 dönemine göre ise kapasite kullanımı son derece cılız bir artış ile, % 0,4 puan artarak % 70,1 seviyesinde gerçekleşmiştir. İç pazarda talep yetersizliğinin devam etmesi,sonucu TCMB, gecelik borçlanma faiz oranlarını, 50 baz puan indirerek, % 6,75 seviyelerine çekmiştir. Talep yetersizliği beraberinde, enflasyonda düşüş trendini devam ettirmektedir. Bu durum kapasite kullanım oranlarını düşürmektedir. TCMB, faiz oranlarını aşağı çekerek, üretim ve talep artışını sağlamaya çalışmaktadır. (bknz. Tablo 2 ) Muhtemelen, 3. çeyrekte de Türkiye ekonomisi negatif büyüme gösterecektir.

Hazine Müsteşarlığı tarafından açıklanan Orta Vadeli programı analiz ettiğimizde, Türkiye ekonomisi, gelecek 3 yıl ortalama yüzde 4.2 büyüyecek, işsizlik, % 14 seviyelerinde seyredecek, cari açık 20 milyar $ üzerinde olacaktır. (bknz. Tablo 3 ) 2010 yılı bütçe hedeflerinde ise, gelecek yıl büyüme % 3,5, fiyatlar yüzde 5.3 artarken bütçe harcamalarının yüzde 10.7 , vergi gelirlerinin ise yüzde 18.2 artacağı öngörülmektedir. 2009 yılı sonunda 62.8 milyar TL açık vermesi beklenen bütçenin, 2010 yılında 50.1 milyar TL açık vermesi beklenmektedir. Açıklanan rakamlar göstermektedir ki, Türkiye ekonomisi gelecek 3 yıl, sıkı maliye politikası kontrolünde olacaktır. Küresel finans krizi, likiditeyi tüm dünyada değerli hale getirmiştir. Artan kredi maliyetleri, ve petrol fiyatlarındaki artış, yatırım ortamının iyileşmesini ve istihdam politikalarını olumsuz yönde etkileyebilir. Cari işlemler açığının gelecek 3 yıl, 20 milyar $ seviyelerinin üzerinde olacağı düşünüldüğünde dünyada yaşanan nakit sıkıntısı ve kaynak ihtiyacı, Türkiye’ye giren yabancı sermaye yatırımlarında azalmayı tetikleyebilir.
Sonuç olarak, 2009 yılının son çeyreğinde, iç piyasada beklenen ekonomik canlanma istenilen ölçüde gerçekleşmez ise, gerek Orta Vadeli Program gerekse 2010 yılı bütçe hedeflerine ulaşmak son derece güç olacak, piyasada üretim ve talep daralması, 2010 yılında da devam edecek ve Türkiye ekonomisi durgunluk sürecini yaşamayı sürdürecektir.
