İkinci Çeyrekte Büyüme Yüzde 4-4,4’de Kalabilir
14 Ağustos 2008 Perşembe
Sanayi ihracat rekoruyla ayakta durma mücadelesi verse de, ikinci çeyrekte büyüme yüzde 4-4,4’de kalabilir
30 Temmuz’da Anayasa Mahkemesi’nin davayı sonuçlandırması sonrasında, önemli bir siyasi belirsizlik başlığının geride bırakılmasıyla, Türk iş dünyası, Hükümet’in ve özellikle ekonomi yönetiminin, acil sıkıntılara yönelik çözüm önerileri sürecini hızlandırmasını beklemekte. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın, enflasyonla mücadeledeki kararlılığına bağlı olarak, sıkılaştırılmış para politikasını devam ettirmesi, ‘parti kapatma’ davası geride bırakılmış olsa da, önümüzdeki sonbaharda Türk ekonomisinde beklediğimiz ölçüde bir iç talep canlanmasına imkan vermeyecek. 14 Mart’tan bu yana, artan siyasi belirsizliğe bağlı olarak, öncelikle mobilya, beyaz eşya ve taşıt araçları, ardından da elektronik ürünlerde gözlenen tüketim ertelemelerinin bir kısmı devreye girse de, iş dünyası ‘patlamış’ bir piyasa ortamı görmeyecek. Bununla birlikte, eylül ayı okulların açılması ve Ramazan alışverişi nedeniyle hareketli geçebilir.
İhracatla ayakta kalma mücadelesi
2006 yılının ikinci yarısından bu yana, ticaret kesimi esasen iç talepteki zayıflamadan hayli mutsuz. Sanayi kesimi ise, iç talepteki cansızlığı dikkate alarak, kapasitesinin önemli bir bölümünü ihracata yönlendirme gayretinde. Bu çabalar, doğaldır ki, yine 2006 yılının ikinci yarısından bu yana, Türkiye’nin aylık ihracat hacminde yeni rekorların kırılmasını sağlıyor. Nitekim, bu rekor hacim artışlarına bağlı olarak (kimi aylarda, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 40’ı geçen artışlar), geçtiğimiz nisan ayından bu yana, Türkiye’nin aylık ihracat hacmi 12 milyar doların üzerine oturmuş durumda. Ve, kırılan bir rekorlara bağlı olarak, Türk imalat sanayinin de üretim rekorları kırdığı göz ardı edilmemeli. İmalat sanayinin yeni üretim rekoru, mayıs ayında 154,7 puanla kırıldı. Söz konusu üretim puan değeri, bugüne kadar Türk imalat sanayinin yakaladığı en yüksek üretim değeri anlamına geliyor. Aynı mayıs ayında, Türkiye’nin aylık ihracat hacminin 12,5 milyar dolarla bir rekora imza atması şaşırtıcı olmamalı. Yani, Türk imalat sanayi, iç talebin yetersizliğine bağlı olarak, ihracat rekorlarıyla ayakta durmaya çalışıyor; kırılan ihracat rekorları da, imalat sanayini üretim rekorlarına taşıyor.

Nitekim, haziran ayında aylık ihracat hacmi 11,7 milyar dolara gerileyince, imalat sanayinin üretim değeri de, rekor seviyesi olan 154,7 puandan doğaldır ki, 149,7 puana geriledi. 2007 yılının haziran ayında ise, ihracat hacmi 9 milyar olarak gerçekleşmiş; kısmen canlı olan iç taleple birlikte, imalat sanayinin üretim değeri 150,3 puan olmuştu. Sözün özü, geçtiğimiz haziran ayı, ‘kapatma davası’nın en hararetle tartışıldığı, Ergenekon Davası’nın gerginliğinin piyasaları fazlasıyla etkilediği bir dönemdi. Bu nedenle, iç talepteki yavaşlama ciddi boyutlardaydı. Bu da şunu gösteriyor ki, iç talep ciddi anlamda yavaşladığında, imalat sanayi ihracat rekoru kırsa da, imalat sanayinin üretimi iç talep canlıyken ki kadar yüksek olamıyor. Bu nedenle, imalat sanayinin ve toplam sanayinin bir önceki yıla göre üretim artış oranı, büyüme oranı yavaşladığında, ekonomi basınının bazen yanlış değerlendirmeler yaptığını da gözlemliyoruz.
İkinci çeyrek büyüme yüzde 4’de kalabilir
İmalat sanayinin, ihracat rekorlarına rağmen, üretim seviyesi olarak artık en yüksek seviyeye ulaşması ve bir ölçüde o yüksek üretim seviyesine takılıp kalmasına bağlı olarak, imalat sanayinin ve toplam sanayinin büyüme oranında doğal olarak bir yavaşlama var. Bununla birlikte, toplam sanayinin büyüme performansının yavaşlamış olması, sanayinin üretim seviyesi olarak rekor düzeyde bir performans ortaya koyduğu gerçeğini ortadan kaldırmamalı. Ancak, ekonomi basınında, sanayi üretimindeki artışın, sanayi üretimindeki büyümenin yavaşlaması, sanki bir üretim gerilemesi varmış gibi kamuoyuna yansıtılıyor. Yani, açıklanan makro ekonomik veriler, iş dünyasına yanlış yorumlarla aktarılıyor. Kısacası, sanayi üretimi rekor kırmayı sürdürüyor; ancak, artık kapasite ve üretim seviyesi rekor noktada dolaştığından, birbirini takip eden yılların aynı ayları arasında artış oranı, doğaldır ki yavaşlamaya başladı.

Yani, nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre sanayi üretimi yüzde 6,3’lük bir artış yakalamayı başarmış olsa da, mayıs ayında artış oranı yüzde 2,4’e, haziran ayında da yüzde 0,8’e geriledi. Ancak, dikkatinizi çekerim, artış oranı geriliyor. Yoksa, mart, mayıs ve haziran aylarında, sanayi üretimi 150 puanın üzerinde kalarak, rekor kırmayı sürdürmekte. Bununla birlikte, yılın ikinci çeyreğinde sanayi üretim artışının yüzde 3,2’de kaldığı bir gerçek. Bu durumda, yılın ikinci çeyreğinde sanayi üretimi yüzde 3,2’de kaldıysa, tarım sektörünün şaşırtıcı bir artış göstermemesi ve inşaat sektöründen de beklenmeyecek ölçüde iyi bir performans çıkmaması durumunda, Türk ekonomisinin ikinci çeyrek büyüme oranı yüzde 4 ile 4,4 arasında kalacak gibi gözüküyor. Ancak, yılın ilk çeyreğinde olduğu gibi, tarım sektörü bir kez daha beklenmeyen ölçüde bir artışa işaret eder ise, bu durumda, büyüme beklenenin bir miktar üzerine çıkarak, 4,8 ile 5,2 arasını da bulabilir. Yaklaşık 25 gün sonra, 10 Eylül tarihinde, ikinci çeyrek büyüme verilerini öğrenmiş olacağız. Bakalım, tarım sektörü yine sürpriz yapacak mı?
Önceki Değerlendirme Notuna Ek
Emtia fiyatları yakından takip ediliyor
ABD Merkez Bankası’nın (FED) 5 Ağustos’taki toplantısında, enflasyon riskine ciddi ölçüde işaret etmesi sonrasında, 2008 yılı için artık FED’in politika faizini yüzde 2’in altına indirmeyeceğinin anlaşılması ve buna karşılık, Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) da yıl bitene kadar bir faiz indirimi yapacağı beklentisinin güçlenmesiyle, euro-dolar paritesi beklentilerin ötesinde bir gevşeme ile, bir ay içerisinde 1,6038 dolar gibi tarihi bir rekordan, 1,49 doların dahi altına geldi. Bu noktada, 1,49 doların altına sarkmış olan pariteyi dikkate aldığımızda, 1,48 doların kırılması kritik önem arz ediyor. Çünkü, 1,48 dolar çıtası kırıldıktan sonra, aşağı doğru sarkma 1,4750-1,4650 dolar aralığını da geçerse, paritedeki gerilemenin 1,44 dolar aralığına kadar devam edeceği görüşü ağırlık kazanıyor.
Doların dünyanın önde gelen para birimleri karşısında güçlenmeye başlamasıyla, petrol fiyatlarında, aylar öncesinde OPEC Genel Sekreteri’nin açıklamış olduğu formül çalışmaya başladı. Bu formüle göre, doların her yüzde 1’lik değer kaybı petrolü 4 dolar arttırıyor, her yüzde 1’lik değer artışı ise petrolün fiyatını 4 dolar geriletiyor. Dolar, 15 Temmuz’dan bu yana yüzde 8 civarında değer kazanmış durumda. Bu durumda, petrolün 30-32 dolar seviyesinde bir fiyat gerilemesi göstermesi gerekiyordu. Nitekim, 11 Temmuz’da petrolün varil fiyatının 147, 27 dolarla tarihi bir rekor kırdığını dikkate aldığımızda, petrolün bir varil fiyatının zaten 115 dolar aralığına kadar gerilemesi gerekiyordu. Nitekim, petrol fiyatları şu anda 114-116 dolar aralığına kadar çekilmiş durumda ve bu aralıkta tutunmaya çalışıyor. Eğer, euro-dolar paritesi, önce 1,48 doları, ardında da 1,4650 doları kırar ve 1,44 dolara kadar gevşer ise, petrol fiyatları da 110 dolara ve hatta altına gerileyebilir. Petrol fiyatları geriledikçe de, dünyadaki emtia fiyatları da petrolü takip etmeye başladı ve bu süreç devam edecek gibi gözüküyor. Altın, diğer madenler, demir-çelik ürünlerinde de ciddi fiyat gerilemeleri görülüyor. Umarız, bu fiyat çözülmesi sürer ve dünya ekonomisi, emtia fiyatlarından kaynaklanan enflasyon baskısından kurtulur.