DEĞER YÖNETİCİSİ (VALUE MANAGER)
İşletmelerin finans bölümünde çalışan yöneticiler günlük, haftalık ve aylık pek çok finansal karar almaktadırlar. Dar anlamıyla finansal yönetim şirketin kısa ve uzun dönem kaynaklarını düzgün bir şekilde kullanarak işletmenin operasyonlarını sağlamak; bu operasyonlardan elde edilen gelirin tahsilatı için çalışmak olarak yorumlanabilir. Daha teknik bir ifadeyle işletme sermayesi yönetimi genellikle finasçıların en büyük vaktini alan uğraşlarıdır. Bu durum şirketlerin finans departmanlarının organizasyonlarının büyük bir kısmını işletme sermayesi yönetimi için ayırmalarına yol açmıştır. Örneğin parakende sektöründe faaliyet gösteren ve mağazaları vasıtasıyla hızlı tüketim mamülleri satan bir süpermarketler zincirini ele alalım. Finans departmanının birinci görevi alacak ve borç dengesini kontrol etmektir. Tedarikçilere olan borçların vadesinde ödenmesi, alacakların takip edilmesi ve yaşlandırma listesinin çekilmesi suretiyle vadesinde tahsilat yapılması işlerinin başında gelmektedir. Finans yöneticisi borçların ve alacakların vadesini ayarlayarak işletmenin naktini yönetir. Mevsimsel dalgalanmalardan veyahut tahsilatlarda yaşanan problemlerden dolayı şirket bazen vadesinde tedarikçilere ödeme yapmak için ek fona ihtiyaç duyabilir. Bu gibi durumlarda finans yöneticisinin en uygun fonu en iyi fiyata bulması gerekmektedir.
Alınan her finansal karar ister stratejik ister günlük olsun işletmenin değerini etkiler. Bir yatırım projesi, yabancı bir ülkeye yatırım, işletmenin fonlama stratejisin değiştirilmesi, şirket devralmaları ya da birleşmeleri yaratacakları ya da kullanacakları fonlar itibariyle zaman içerisinde işletmenin değerini etkiler. Faiz oranlarının yüksek seyir izlediği bir dönemde, tedarikçilerin hepsine ödeme yapmak amacıyla yüksek faiz oranları ile bankalara borçlanan bir işletme faizlerin ödeme vadesinde güçlüğe düştüğü vakit bu sefer temerrüt faizi ile karşılaşacaktır. Aynı finansal kuruluş vadesinde ödeyemediği için bir sonraki kredi başvurusunda işletmenin risk ölçüsünü arttıracaktır. Bu durumda işletmenin bankalar nezdinde kredibilitesi menfi olarak etkilenmiş ve bu durum işletmenin değerini kötü olarak etkilemiştir. Finans yöneticisi alacağı kararları sık sık gözden geçirmeli, revize etmelidir. Bu irdeleme sırasında finans yöneticisinin kendisine sık sık aldığı kararların firmanın değerini arttırıp arttırmadığını sorması gerekir. Sermayedarlar için değer yaratmayan bir işletme operasyonlarını fonlamak için gerekli olacak sermaye kaynaklarını cezbedemez. Operasyonlar için sermaye olmazsa şirketlerde hayatlarına devam edemezler. Sermayedarlara daha fazla değer yaratmak çalışanlara, müşterilere ve tedarikçilere daha az değer yaratma olarak anlaşılmamalıdır. Tersine çalışanlarına değer veren, müşterileri ve tedarikçileri ile uzun süreli ve sadakate dayalı bir ilişki sağlayan, işletme daha başarılı olacaktır. Fortune dergisinin 10,000 tane finansal yönetici, analist ve direktör seviyesinde katılımcı ile yapmış olduğu araştırmada aşağıdaki sekiz kritere göre bağlı bulundukları endüstrideki en büyük 10 Amerikan şirketini derecelendirmeleri istenmiştir:
- Yönetimin kalitesi,
- Ürün ve hizmetlerin kalitesi,
- İş gücü olarak kalibre ve kalifiye kişileri çekme, istihdam etme ve işletmede tutabilme becerisi,
- Uzun dönem yatırım olarak işletmenin değeri,
- İşletmenin kurumsal aktiflerinin kullanımı,
- Finansal yapı,
- Teknolojik yenilikler,
- Çevreye ve topluma karşı sosyal sorumluluk.
Bulundukları sektörde ilk 10’a giren şirketlerin 1985 ile 1995 yılları arasında ortalama yıllık bileşik %22 oranında getiri sağladıkları gözlenmiştir. Aynı yıllar arasında 500 şirketin analiz edildiği Standard and Poors endeksinin ortalama yıllık bileşik getirisinin %15 olduğu gözlenmiştir. Sona kalan 10 şirketin ise yıllık bileşik getirisi ise -%3 olarak tespit edilmiştir. Müşterilerine, çalışanlarına, çevre ve topluma önem gösteren işletmelerin ortalama yıllık bileşik getiri oranı %19 olarak saptanırken, bu alanlarda en düşük notları alan işletmelerin yıllık bileşik getiri oranları -%5 olarak saptanmıştır. Yukarıdaki sonuçlara göre ortakları için değer yaratabilmek için işletmenin müşterileri, çalışanları ve toplum için değer yaratması gerekmektedir. Bazı işletmeler yukarıdaki kriterlerde yüksek not almalarına rağmen yıllık getiri olarak tatminkar sonuçlar vermemektedir. Bu durumda işletme iş statejilerini gözden geçirmelidir. Bu durumda işletme yanlış stratejiler doğrultusunda işletmenin sahiplerini tatmin edecek düzeyde getiri yaratamamaktadır. Pazarlama, üretim, fiyatlama, dağıtım ve promosyon stratejilerini yeni baştan gözden geçirmelidir.
1900’lü yılların başında firmanın temel amacının kar maksimizasyonu olduğu görüşü vardı. Bu görüş bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren değişmiştir. Karın bir anlam ifade etmediğini, işletmenin kar maksimizasyonu için çalışması yerine nakit yaratan kar için çalışması gerektiği görüşü hakim olmaya başlamıştır. Bu bakımdan günümüzde firmanın amacı stratejileri, alacağı kararlar ile bir bütün olarak gelecekte işlemenin kar edeceği ve bu kardan maksimum nakit yaratacağı projelere yatırım yapmak ve bu projeleri gerçekleştirmek için doğru iş yapış planlarını ve stratejierini saptamaktır. Bir iş kararının işletme için değer yaratması ancak o iş kararının uygulanması sonucu gelecek dönemlerde yaratılacak nakitin bugünkü değerinin o işi gerçekleştirmek için katlanılacak maliyetten yüksek olması durumunda gerçekleşmektedir. Bu durumu aşağıdaki şekilde formülize edebiliriz:
Net Bugünkü Değer (NBD)= - Projenin maliyeti + Gelecekteki nakit girişlerinin bugünkü değeri.
Firmanın amacı NBD’si pozitif olan işlere yatırım yapmak ya da NBD’si pozitif olan işleri maksimize etmek için stratejiler geliştirmek olmalıdır. Gelecekte yaratılacak nakit girişlerini bugünkü değere iskontolamak için kullanılacak iskonto oranı hangi oran olacaktır? İskonto oranı projeden gelecekte elde edilecek nakit oranını bugüne eşitleyen faiz oranıdır. Bir projeden elde edilecek nakit akışlarını iskontolamak için kullanılacak en uygun iskonto oranı o projenin finansmanının maliyetidir. Örneğin yıl sonunda 10 YTL’lik bir getiri beklentisi ile 100 YTL’lik bir yatırım yapılması öngörülmektedir. Bu durumda iskonto oranımız yıllık %10 olarak gerçekleşmektedir. İskonto oranının yatırımcıların proje sonunda alacakları nakit akışlarını bugüne eşitleyen oran olduğunu daha önceden belirtmiştik. Dolayısıyla iskonto oranı yatırımcıların bu projeden bekledikleri kar beklentisidir. Örneğimizde %10’luk bir getiri miktarı yatırımcıları bu projeye yatırım yapmaya sevk etmektedir. Bu oran aynı zamanda projenin sermaye maliyeti olarak gerçekleşmektedir. Yatırımcıların bu proje için harcamayı planladıları sermayenin maliyetini temsil etmektedir. Bu durumda bu projeye parasını yatırıp yıl sonunda 110 YTL alacak yatırımcı aynı şekilde parasına yıl sonunda 110 YTL getiri verecek herhangi bir yatırım imkanını karşısında kayıtsız kalacaktır.
Genellikle işletmeler projelerini finanse ederken hem özkaynak hem de dış kaynak imkanlarını kullanırlar. Bu durumda iskonto oranı sadece sermaye maliyetine bağlı olmamaktadır. Bu durumda kreditörler işletmeye borç olarak fon vermişlerdir ve onların da bir getiri beklentisi bulunmaktadır. Bu getiri beklentisi firma için borçlanmanın maliyetidir. Bu durumda projesini sermayedarları ve fon arz edenler tarafından sağlanan fonlarla (kredi, leasing, tahvil, finansman bonosu) finanse eden şirketler için maliyet, hem sermayedarları hem de fon arz edenler için oluşacaktır. İskonto oranı projenin sermaye maliyeti ve borçlanmasının vergi sonrası maliyetinin ağırlıklı bir ortalaması olarak ele alınacaktır. Projeyi finanse etmek için kullanılan sermaye ve borçlanılan tutarı kullanılacaktır. Günümüzde şirketler oluşturdukları sermaye borçlanma yapıları ile birden fazla projeyi finanse etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durumda firma için hesaplanan Ağırlıklı Ortalama Sermaye Oranı birden fazla proje için kullanılmaktadır. Günümüzde işletmeler sahip oldukları NBD’si pozitif olan projelere başka rakiplerin girmesini önlemek için çeşitli yöntemler geliştirmişlerdir. Bunlardan en bilineni faaliyet gösterilen sektöre firmaların girmesini engellemek için kurulan giriş engelleridir. Bu örnekler pazara diğer firmaların girmesini engellemek için yapılmıştır. Sektörün içerisinde bulunan işletmeler bu durumda çok dikkatli olmalıdırlar. Çünkü diğer şirketlerin girmesine izin vermeyen engeller kendi NBD’lerini de eksiye düşürmemelidir. Buna ek olarak patentler, marka tescilleri, lisanslar, kanunlar pozitif NBD’yi korumak için kullanılmaktadır. Ülkemizden örnek vermek gerekirse 29 Şubat 2006 tarihinde yürürlüğe giren taşımacılık kanununa göre piyasadaki taşımacılık şirketleri (kargo, lojistik, kurye, nakliyat ambarı, taşıma kooperatifi,vb) tanım altına alınmıştır. Her birinin yapabileceği işler kanunda belirtilmiştir. Kanunda kargo sektöründe çalışacak firmaların kriterleri belirlenmiştir. Bu durumda bu kriterlere uymayan şirketler kargo taşımacılığı yapamayacaklardır. Giriş bariyerleri bunlara ek olarak firmaların sahip oldukları ürün kalitelerinde, dağıtım alanlarında, müşteri memnuniyetinde, müşteri sadakatinde rakiplerinden farklı uygulamalara giderek de farklılaşma yaratabilir.
Aykan Üreten ve Metin Kamil Ercan, Firma Değerinin Tespiti ve Yönetimi, 1.b., Ankara:Gazi kitapevi, 2000, s.1’den Robert Anthony, “The Trouble with Profit Maksimization”,Harvard Business Review, cy, sy (1960), s.y.