İşletmelerde Nakit Akımın Önemi
17 Mayıs 2010 Pazartesi:
1. Giriş
Proje finansmanı ile ilgili önceki yazıda, nakit girişlerinin proje finansmanının özünü oluşturduğu belirtilmişti. Bu yazıda da nakit akımlarının firmalar açısından önemi ve hesaplanması üzerinde durulacaktır.
Nakit akımının kapsamında hem nakit girişi hem de nakit çıkışı vardır. Nakit akımı firmaların sağlıklı bir finansal yapıya sahip olmalarında ve geleceğe yönelik hedeflere ulaşmalarında önemli rol oynamaktadır. Nakit akımı hakkındaki bilgiler, firmayı başarısızlığa götüren sorunların çözümlenmesine ışık tutar. Bazı firmaların iflas etme nedenlerinin başında, finansal yükümlülüklerini yerine getirecek yeterli nakde sahip olmamaları gelmektedir. Yeterli nakde sahip firmalar ise karşılaştıkları sorunlarla daha kolayca mücadele etme şansına sahiptir.
2. Nakit Akımının Unsurları
Nakit akımının unsurları faaliyet, yatırım ve finansman olarak sıralanabilir. Bu üç unsurun birbirleriyle etkili ve uyumlu olarak çalışması firma açısından önem taşır. Varlığını uzun süre sürdürmek isteyen bir firmanın, borç ve kâr payı ödemeleri gibi gereksinim duyduğu nakitleri kendi faaliyetlerinden elde etmesi beklenir.
Firmanın faaliyeti sonucunda yarattığı nakit, finansal analizin önemli odak noktalarından biridir. Ürettiği malların satışı ile yaptığı hizmetlerin karşılığında nakit yaratan firma, finansal açıdan sağlıklı bir firma olarak nitelendirilir ve yarattığı fonlar faaliyetten doğan nakit olarak adlandırılır. Zaman geçtikçe faaliyetten elde edilen nakitler bu nakitlerin elde edilmesi için harcanan fonlardan daha fazla nakit yaratır.
Fabrika, makine ve donanım gibi duran varlıkların edinimi önemli tutarlarda nakit kullanımını gerektirmektedir. Bu tür varlıklar yıprandıklarında yenilenmeleri veya firma büyümek istediğinde bu varlıklara yenilerinin eklenmesi gerekmektedir. Bunlar için gerekli olan nakdin önemli bir bölümü varolan duran varlıkların satılmasından elde edilen nakitle karşılanır. Ancak, genellikle bu nakit yeni varlıkların edinimi için yeterli olmamaktadır.
Firmanın nakit sağlayabileceği bir diğer yol ise kısa ve uzun süreli borç almak, tahvil ve hisse senedi çıkarmaktır. Elde edilen nakit de borçların ödenmesinde, hisse senedi sahiplerine kâr ödenmesinde ve yeni finansal varlık ediniminde kullanılır. Bu tür finansal aktivitelerden elde edilen nakit üçüncü önemli nakit akımı unsurudur.
Buraya kadar açıklanmaya çalışılan faaliyet, yatırım ve finansmandan doğan nakit akımları ana başlıklar halinde aşağıdaki gibi gösterilebilir.
a) Faaliyetten doğan nakit akımı
• Ürün satışı ve hizmet sunumundan elde edilen nakit,
• Satıcılara ve çalışanlara yapılan ödeme,
• Vergi ödemeleri,
• Faiz ödemeleri,
• Faaliyetten doğan diğer ödemeler.
b) Yatırımdan doğan nakit akımı
• Arazi, fabrika, makine ve donanım yatırımları nedeniyle yapılan nakit çıkışları,
• Yeni iş alanları elde etmek için yapılan nakit ödemeler,
• Yeni iştirakler için yapılan ödemeler.
c) Finansmandan doğan nakit akımı
• Yeni borç alımından sağlanan nakit,
• Tahvil çıkarılmasından elde edilen nakit,
• Ayrıcalıklı hisse senetlerinden sağlanan nakit,
• Çıkarılan hisse senetlerinden elde edilen nakit,
• Nakit ödenen kâr payları.
Aşağıdaki tablo işletme faaliyetlerinden, yatırımlardan ve finansal faaliyetlerden doğan nakit akımı ve bunlarla ilgili nakit giriş çıkışlarını göstermektedir.

3. Faaliyetten Doğan Nakit Akımı
Bir firmanın faaliyetlerinden sağladığı nakit akımı zaman içinde çeşitli nedenlerle değişiklik gösterebilir. Örneğin, bir yatırım yapıldığında, bu yatırım firmanın üretim kapasitesinde ve dolayısıyla satışlar ile nakit akımında artış yaratabilecektir. Faaliyetten doğan nakit akımları gelir ve giderlerde, vergilerde ve işletme sermayesinde oluşabilecek değişikliklerden etkilenir. Bu değişiklikler aşağıda kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.
3.1. Gelir ve Giderlerdeki Değişiklikler
Yeni bir ürün piyasaya sürüldüğünde bu ürünün tek başına satışı kadar, ürünün satışlarının firmanın toplam satış gelirlerini nasıl değiştireceği de önem taşır. Satışlardaki değişiklik tahmin edildikten sonra yeni ürün nedeniyle doğan ek maliyetlerin de hesaplanması gerekir. Satış ve üretim miktarları değiştiğinde buna bağlı olarak stoklarda da değişiklikler oluşacaktır.
Yeni bir ürünün üretimine geçilmesi, firmanın üretim maliyetinde de değişikliklere neden olacaktır. Bu durumda yeni ürünün üretilmesi ve üretilmemesi alternatiflerine göre maliyetlerin karşılaştırması yapılır. Yeni ürün sadece üretim maliyetini değil yönetim maliyeti gibi diğer faaliyet maliyetlerini de artıracaktır. Faaliyet giderlerinde oluşacak bu değişikliklerin firma giderlerindeki değişikliğin bir parçası olarak düşünülmesi gerekir.
3.2. Vergilerde Oluşabilecek Değişiklikler
Firmanın faaliyetinden doğan gelir ve giderler değiştiğinde, vergilendirilecek gelir ve dolayısıyla ödenecek vergi tutarı da değişecektir. Bu durumda, yeni bir proje hayata geçirilirken doğacak vergilerin firmanın mevcut vergileri üzerindeki etkisinin dikkate alınması gerekmektedir. Amortismanlar da vergiler üzerinde etkili olup, ödenecek vergi tutarını azaltır. Bu özellikleri nedeniyle amortismanlar, bir nakit akımı unsuru olmamakla beraber, nakit akımlarını vergiler yoluyla etkiler. Amortismanlar vergi kalkanı işlevleri nedeniyle geliri vergiye karşı korur, vergi için yapılacak nakit çıkışını azaltır ve böylece bir nakit akımı yaratır.
3.3. İşletme Sermayesindeki Değişiklik
İşletme sermayesi, bir hesap dönemi içinde firmanın paraya çevrilebilir ekonomik değerlere yaptığı yatırım olarak tanımlanabilir. Sözkonusu ekonomik değerler de işletmenin dönen varlıklarıdır. Finansal yöneticiler dönen varlıklara, günlük faaliyetlerle ilgili varlıklara yapılan yatırım olarak bakarlar. Dönen varlıklar içinde yer alan herhangi bir unsurun, firmanın faaliyet süreci içinde nakde dönüşmesi beklenir. Bilindiği üzere dönen varlıklar ile kısa süreli borçlar arasındaki fark net işletme sermayesi olarak tanımlanır. Diğer bir tanımıyla net işletme sermayesi, firmanın dönen varlıklarını kullanarak var olan yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra geriye kalan tutardır.
Yalnızca dönen varlık yatırımları değil, duran varlıkları artırmak nedeniyle yapılan yatırımlar da işletme sermayesi üzerinde etkili olabilir. Özellikle stok ve alacak kalemleri bu yatırımlardan etkilenebilir. Eğer yatırımın amacı yeni ürün üretmekse, firmanın hammadde, yarımamul ve mamul stoklarına daha fazla yatırım yapması gerekecektir. Üretilen yeni ürün, satışları artıracağından, sonuçta firmanın kasasındaki nakit ve alacakları da artacaktır. Stoklar, kasa ve alacaklardaki bu artışlar nedeniyle yeni projenin yatırım harcamaları duran varlıklar kadar dönen varlıkları da kapsayacaktır.
Yatırımlar sonucunda artan faaliyet hacmini karşılamak için firma daha yüksek tutarda işletme sermayesi gereksinimi duyabilecektir. Buna karşıt olarak eğer yatırım firmanın üretim kapasitesini daha etkili bir duruma getirerek maliyetlerini azaltacaksa, stoklar veya diğer dönen varlık unsurlarına yapılacak nakit yatırımlar ve dolayısıyla işletme sermayesi ihtiyacı azalabilecek ve eldeki fonlar başka alanlarda kullanılabilecektir. Diğer bir anlatımla, büyümenin bir sonucu olarak firmanın birikimleri de artacak ve bu da işletme sermayesi gereksinimini azaltacaktır. Bu durumda yeni bir yatırım projesinin işletmenin nakit akışı üzerindeki etkisi üç şekilde ortaya çıkabilir.
İşletme sermayesinde artış olması,
İşletme sermayesinde azalış olması,
İşletme sermayesinde bir değişiklik olmaması.
İşletme sermayesi yatırımlarının en önemli özelliği, bu yatırımlar için yapılan harcamaların projenin yaşamı sonunda geri dönebilmeleridir. İşletme sermayesinin likiditesi, akışkanlığı başlangıçtaki nakit çıkışı kadar nakit girişi de yaratabilir.
3.4. Faaliyetten Doğan Nakit Akımının Hesaplanması
Faaliyetlerden doğan nakit akımını belirleyebilmek için net gelirde iki tür düzeltme yapılır:
1. Nakit olmayan bütün giderler eklenir, gelirler çıkarılır,
2. a. Varlıklardaki artışlar düşülür, azalışlar eklenir.
b. Borçlardaki artışlar eklenir, azalışlar düşülür.

Faaliyetten doğan nakit akımını elde etmek için öncelikle net gelirler üzerinde bir düzeltme yapılarak amortismanların eklenmesi gerekir. Bu düzeltme ile birlikte net gelir, faaliyetten doğan fonlara eşit olacaktır. Faaliyetten doğan nakit ise, faaliyetten doğan fonlara stoklardaki azalışların eklenmesiyle bulunur. Burada fon kavramı, sahip olunan bütün dönen varlıklar ile borçları kapsamaktadır. Eğer fon, yalnızca eldeki nakit olarak nitelendirilirse alacaklar ve stoklar fon kavramı dışında kalır.
Firmanın faaliyetinden doğan nakit akımında oluşacak değişiklikleri hesaplamak için, yukarıda açıklanan gelir ve giderlerdeki değişiklik, bu değişiklik sonucunda vergilerde görülen değişme ve işletme sermayesindeki değişmelerin dikkate alınması gerekmektedir. Hesaplama sırasında izlenecek yol ve buna ilişkin bir örnek aşağıda yer almaktadır.

Değerleme aşamasında olan bir projenin satışlarda 400.000 TL., giderlerde 300.000 TL. artış göstermesi beklenmektedir. Alacaklardaki artışın 50.000 TL., ödemelerdeki artışın da 20.000 TL. olacağı tahmin edilmektedir. Nakit veya stoklarda bir artış beklenmemektedir. Projenin varlıkları için ayrılacak amortisman tutarı 20.000 TL., vergi oranı %40’dır. Bu verilere dayanılarak projenin faaliyetinden doğacak nakit akımı aşağıda hesaplanmıştır.

Tabloda yer alan net işletme sermayesindeki 30.000 TL.lık artış, alacaklardaki 50.000 TL. ile ödemelerdeki 20.000 TL.lık artış arasındaki farktır.
Yukarıdaki işlemler matematiksel bir formül haline getirilerek nakit akımındaki değişiklik hesaplanabilir.

Görüldüğü üzere formüllerden elde edilen sonuçlar tabloda yapılan hesaplamadaki sonuçla aynıdır.
4. Yatırımlardan Doğan Nakit Akımı
Yatırım yapılmasına karar verme aşamasında önemli adımlardan biri, yatırım için gerekli harcamaların ve yatırım projesi hayata geçirildiğinde oluşacak nakit girişlerinin önceden tahmin edilmesidir. Yatırımdan elde edilebilecek nakit girişleri normalde yıllara dağılır ve yatırımın değerlendirilmesinde her yıla ilişkin nakit girişi tahmin edilmeye çalışılır. Hesaplamalar sırasında dikkate alınması gereken nakit akımı, yalnızca yatırımdan doğan nakit akımı olmalıdır.
Yatırımların nakit giriş ve çıkışlarının tahmininde birçok değişken rol almaktadır. Bu nedenle, özellikle büyük tutarlara ulaşan ve karmaşık bir yapı gösteren yatırımların maliyet ve getirilerinin hesaplanması güç ve hata yapma olasılığı yüksektir.
Yatırımlar için yapılan harcamalar firmanın büyümesi için yeni kapasite yaratmak kadar, varolan faaliyete ilişkin mevcut kapasiteyi devam ettirmek için de gereklidir. Küçük ölçekli firmalar ile harcamalarına göre nakit akışları düşük olan firmalar, yatırımlar için gerek duydukları fonları firma dışından karşılamakta zorlanırlar. Bunun nedeni, dışardan sağlanacak fonların maliyetinin yüksek oluşudur. Bu yüksek maliyetler firmaların kârlı yatırım fırsatlarından yararlanmalarını kısıtlar . Dışsal kaynak sağlama olanaklarının düşük olması nedeniyle sözkonusu firmalar nakit akımlarına bağımlı kalmaktadırlar. Nakit akımları bu firmalar için ayrı bir önem taşıdığından nakit akımlarını maksimize edebilecek politikaları uygulamaya çalışırlar.
Yatırımın başlangıcında duran varlıklar satın alındığında bir nakit çıkışı, yatırımın ekonomik ömrünün sonunda ise bir nakit çıkışı veya nakit girişi oluşabilir. Bu nedenle, bir yatırımın nakit akışı sözkonusu olduğunda, yatırım kapsamındaki varlıkların edinilmesi ve elden çıkarılması ile ilgili bütün nakit akımları akla gelmelidir.
4.1. Varlık Edinimi İle İlgili Nakit Akımı
Bir varlık edinimi sözkonusu olduğunda doğacak nakit akımı varlığı satın alma maliyeti, taşıma ve yerleştirme giderleri ve varlık edinimi dolayısıyla devletin sağladığı vergi kolaylığı olmak üzere üç ana grupta toplanabilir. Vergi kolaylığı, devletin firmalara belirli türdeki yatırımları için tanıdığı vergisel avantajlardır. Bu nakit akımı unsurları aşağıdaki gibi gösterilebilir.

Varlıkların edinimi sırasında oluşan maliyetlerin yanısıra, bu varlıklar için geçmiş yıllarda yapılan harcamalar veya araştırma giderleri sözkonusu olabilir. Bu giderler şimdiye kadar yapılmış, gerçekleşmiş giderler olup, firmanın gelecekteki nakit akışında yeni projenin yaratacağı değişiklikleri etkilememelidir. Bu tür maliyetler batık maliyetler olarak adlandırılır ve yeni projenin değerlendirilmesinde dikkate alınmamaları gerekir. Başka bir deyişle, batık maliyetler hali hazırda varolan ve yeni yatırımla bağlantısı olmayan maliyetlerdir. Firma yeni proje ile bir aşama kaydetse de kaydetmese de bu maliyetler yapılmıştır.
4.2. Varlıkların Elden Çıkarılması İle İlgili Nakit Akımı
Günden güne gelişen yeni teknolojiye ayak uydurabilmek için yatırımların çoğu eski varlıkların elden çıkarılarak yerine yenilerinin alınması amacıyla yapılır. Bir varlığın elden çıkarılması iki türlü olabilir. Bunlardan ilki eskiyen varlığın satılmasıdır. Kullanılan ve yenilenmesi düşünülen varlığın satılması durumunda elde edilen değere hurda değer denir. Varlık bir firma için ekonomik ömrünü tamamlamış olurken, başka bir firma için hala ekonomik olma özelliğini koruyabilir. Böyle bir firma eski varlığı satın alarak üretimde kullanabilir. Ikinci olarak, eğer firma eskiyen varlığı satın almak isteyen bir taraf bulamazsa, varlığın yerinden sökülüp fabrika dışına gönderilmesi için harcama yapmak durumunda kalacaktır. Birinci durumda, eski varlığın satışı sonucunda bir nakit girişi sağlanırken, ikinci durumda bir nakit çıkışı sözkonusu olmaktadır. Elde edilen nakit girişinin yeni varlığın edinilmesi sırasında dikkate alınması gerekir. Çünkü, bu nakit girişi yeni varlığın edinilmesi ile ilgili bir nakit akımıdır. Eğer varlığın elden çıkarılması nedeniyle bir vergi ödenmesi sözkonusu olursa durum aşağıdaki gibi gösterilebilir:

Elden çıkarma nedeniyle oluşan vergi unsuru biraz daha karmaşık bir yapı sergilemektedir. Vergiler yukarıda belirtilen ilk durumda hurda değere, ikinci durumda varlık elden çıkarıldığında varlığın defter değerine bağlı olmaktadır. Defter değeri, duran varlıklardan amortisman düşüldükten sonra kalan değerdir. Eskiyen bir varlık satıldığında, varlığın hurda değerinin defter değerinden fazla olması durumunda bir kâr ortaya çıkar. Doğal olarak bu kâr vergilendirilir. Satılan eski varlığın genellikle maliyet bedeli hurda değerinden yüksektir. Çünkü, kullanım süresi içinde varlık eskimiş, yıpranmış ve değer kaybetmiştir. Ancak, bazı durumlarda varlık kullanım süresi içinde değer yitirmek yerine değer kazanır ve hurda değeri maliyet bedelinden daha yüksek olur. Bunun sonucunda doğan kazanca sermaye kazancı denir ve vergiye tabi tutulur. Bu satış işlemi nedeniyle üzerinde durulması gereken bir başka durum da amortismanlardır. Varlığın aşınma ve yıpranmasını yansıtan amortisman tutarı, varlığın kullanım süresi içinde vergilendirilen gelirden düşülerek bir vergi yararı sağlamıştır. Ancak, kullanım süresi içinde varlık değer kaybetmek yerine, değer kazandıysa birikmiş amortismanlar bir gider unsuru olarak düşünülmemelidir. Bilindiği üzere, amortismanlar nakit çıkışı gerektirmeyen giderler olarak nitelendirilip, finansman açısından fon olarak kabul edilirler.
Eğer firma varlığını defter değerinin altında satarsa, sonuçta sermaye kaybı oluşur. Bu durumda varlığın değeri ayrılan amortisman tutarından daha fazla tutarda düşmüş olmaktadır. Bir sermaye kaybı oluştuğunda vergi durumu:
• Aynı yıl içinde sermaye kazancı ve sermaye kaybı oluşursa, bunlar kombine edilir ve sermaye kaybı, sermaye kazancı üzerinden ödenecek vergiyi azaltır.
• Sermaye kaybını giderecek bir sermaye kazancı yoksa, sermaye kaybı normal vergilendirilecek geliri azaltmakta kullanılır.
Varlığın satışı nedeniyle uğranılan zararın tek yararı, ödenecek vergiyi azaltmasıdır. Vergilendirilecek gelirdeki bu azalış vergi yararı veya vergi kalkanı olarak nitelendirilir.
Buraya kadar açıklanmaya çalışılan varlığın elden çıkarılmasıyla ilgili sermaye kazancı, hurda değeri, amortismanlar ve defter değeri arasındaki ilişki aşağıda bir grafik üzerinde gösterilmiştir.

Yukarıdaki grafikte 1, 2 ve 3’le gösterilen noktalar varlığın hurda değerini belirtmektedir. Grafikteki 1 no.lu noktada varlığın defter değerinin hurda değerini aştığı görülmektedir. Firma varlığı defter değerinden daha düşük bir fiyata sattığı için bir sermaye kaybı ortaya çıkmaktadır. Bu sermaye kaybı başka bir deyişle zarar vergilendirilecek gelirden düşüleceğinden firmanın sağladığı bir vergi yararı söz konusu olacaktır. Vergi yararı aşağıdaki gibi gösterilebilir.
(Defter değeri - Hurda değeri) x Vergi oranı
2 No.lu noktada ise 1 no.lu noktanın tersine, varlığın hurda değeri defter değerini geçerek bir kazanç oluşmaktadır. Bu durumda firma aşağıdaki işlemi yaparak bu kazançtan vergi öder.
(Hurda değeri - Defter değeri) x Vergi oranı
Grafikte 3 no.lu noktada hurda değerinin, varlığın maliyet bedelini aşması durumu görülmektedir. Böyle bir durumda varlık değer kaybetmek yerine değer kazandığından sermaye kazancı doğmuştur. Sermaye kazancı da eski varlığın tekrar satılmasından elde edilen değer (hurda değeri) ile varlığın maliyet bedeli arasındaki farktır. Ödenecek vergi için aşağıdaki işlemin yapılması gerekecektir.
(Hurda değeri - Maliyet bedeli) x Vergi oranı
5. Serbest Nakit Akımı
Serbest nakit akımı firmanın faaliyetinden doğan gerçek nakit akımı olup, kullanılabilir nakit akımı olarak da nitelendirilir. Bu nakit akımı firma tarafından yaratılan vergiden sonraki nakit akımı olup, firmaya kaynak sağlayan kreditörler ile hisse senedi sahipleri için kullanıma hazırdır. Serbest nakit akımı kredilerin faiz ödemeleri ile kar payı ödemeleri için kullanılacaktır. Söz konusu nakit akımı aynı zamanda finansal nakit akımlarına eşit olmalıdır. Serbest nakit akımı ile finansal nakit akımı tablolarına ilişkin örnekler aşağıda verilmiştir.


Belirtildiği üzere serbest nakit akımının finansal nakit akımına eşit olması gerekmektedir. Bunun anlamı, firmanın faaliyetleri sonucunda yaratılan toplam nakit ile eğer varsa faaliyet dışı nakit akımının toplamı, firmaya kredi verenler ile hisse senedi sahiplerine yapılacak net ödemelere eşit olmalıdır. Eğer serbest nakit akımı negatif ise bu nakit akımının borç verenler ile hisse senedi sahiplerinin firmaya sağlamış oldukları net fon tutarına eşit olması gerekmektedir. Serbest nakit akımı ve finansal nakit akımları arasındaki eşitlik serbest nakit akımının doğru hesaplandığı hakkında güvence verir.
Finansal tablolardaki karışıklık zaman zaman serbest nakit akımının hesaplanmasında hatalar yapılmasına neden olmaktadır. Bu hatalar, hesaplanan finansal nakit akımının, serbest nakit akımı ile faaliyet dışı nakit akımının toplamına eşit olup olmadığı kontrol edilerek azaltılabilir.
Serbest nakit akımı tablosunda yer alan faaliyet dışı nakit akımı doğrudan satışlardan, satılan malın maliyetinden ya da faaliyet giderlerinden doğmayan nakit akımıdır. Bu nakit akımı yatırımlar için başlangıçta yapılan harcamalardan sonra yapılması gereken ek yatırımlar nedeniyle ortaya çıkan nakit akımları olabilir. Buna benzer olarak, faaliyet dışı nakit akımı varlığın satışından sağlanan hurda değeri gibi firmanın yapmış olduğu yatırımın bir bölümünün firmaya dönmesinden kaynaklanan nakitler olabilir.
6. Sonuç
Gerek borç veren kişi ve kurumlar, gerekse hisse senedi satın alan yatırımcılar firmanın nakit akımıyla yakından ilgilenirler. Borç verenler, verdikleri borçların zamanında, faizleriyle birlikte ödeneceğinden emin olabilmek için firmanın nakit akımını analiz ederler. Hisse senedi sahipleri ise aldıkları hisse senetleri karşılığında kendilerine kâr payı ödenmesini beklerler. Kâr dağıtım kararlarında ise öncelikle düşünülmesi gereken konuların başında nakit akımı gelir. Nakit akımı yeterliyse kâr dağıtımına karar verilebilir. Nakit akımının yetersizliği kâr dağıtımını engelleyebileceği gibi, firmanın kaynak gereksiniminin artmasına da neden olur.
Nurgül CHAMBERS