Fiyatlar takiye idi…

Kazım Çiloğlu

Madalyonun iki yüzü vardır derler. Bunu daha ziyade hep kendilerini haklı çıkaran taraftan ve değerlerden faydalanarak görüşünü dayatmaya çalışan ya da olayları bu şekilde açıklayan kişiler için söylenir ve devamla diğer gerçek etkenler orta yere konur.

Şimdi kamuoyunu en çok ilgilendiren ve özelliklede dar gelirlileri zorlayan üst üste yapılan zamlar için savaş açılarak, bu zamların haksızlığından ve fırsatçılığından dem vurulup, tüketici ile perakendeci ve üretici bilerek ya da bilmeyerek, karşı karşıya getiriliyor…

Hatta ithalatçılar da sanki el üstünde tutulup, saptan samana kadar ithalat yaptırmaya teşvik edilmemiş ve onca kolaylık sağlanmamış gibi şimdi tu-kaka ilan ediliyor.

Yerli malı etiket bir buluşmuş gibi sunulurken, dünyada da geçerli olan Türk Malı(TM ya da Made in Turkey) patenti varken, yerli malı gibi bir söylemin öne çıkarılması da ayrı bir tartışma konusu olsa gerekir!

Zamlardan şikayet etmeye hakkımız var elbette ama madalyonun öbür yüzünü de görmemiz gerekir.

Son birkaç ay içersinde neden ve korkusuzca bu kadar büyük zam oldu hiç düşündünüz mü?

Çünkü en azından son iki seçim ve anayasa da yürütme değişikliği referandumu döneminde fiyatlar, faiz ve kurlar hep dengede idi, istikrar rüzgarları estiriliyordu değil mi?

Pekiyi o zaman hiç düşündük mü, bunca ekonomik olumsuzluklara karşın neden ve nasıl bu ekonomik istikrar sürüyor diye?

Koca bir hayır elbette…

Kazanımız kaynıyor, maymunumuz oynuyordu değil mi?

Acaba o zaman ekonominin gerekli kıldığı küçük kur ve faiz artışları ile bunlara paralel de fiyat artışları kademeli yapılsa idi, bu ekonomik fırtınaların, hortumların içinde kalır mıydık?

Bu soruların cevabı da elbette hayır olacaktır!

 

‘’Zira o zaman oy alabilmek için ya ücretlere zam yapacaklar ya da şimdi ki değişim modelini ve yetkilerinin olurunu, onayını sandıktan alamayacaklardı!’’

 

İşte madalyonun diğer ekonomik yüzü de bu olsa gerek

Elbette bu günlere gelmemizde gene en büyük hatayı yapanlar, başta ekonomiden sorumlu yürütme ve ona bağlı kurumlar ile bürokrasi ve yanında üreten ve pazarlayanlar ve dahi en büyük suçlu ise bu eko-yanlış gidişatı manşetlerine taşımayıp, görmezden gelen ekranın güzel yüzlü hanımefendileri ve yazarçizerleridir!

Ne acıdır ki esas bu olaylara kanan ve bu durumların oluşmasına su taşıyan, sonrada vebalini ödeyen bizzat milletin kendisi olmaktadır…

Halının altına süpürülen tozlar, yok olmaz halıyı kaldırınca ortaya çıkar ve temizlenmesi çok daha zor hale gelir.

Zeminde ve halıda yarattığı zararlarda yanında caba dır!

Sözün özü;

Zama değil, zamanında zam yapmayıp, seni kandıranlara kız…

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.