Geçtiğimiz hafta genelinde ilginç gelişmelere tanık olduk. Enflasyon ve deflasyon baskılarına ilişkin piyasa spekülasyonu nedeniyle merkez bankalarının hareket yeteneğinin önemli ölçüde daraldığını ve yapabileceklerinin asgarisi ile yetinmek zorunda kaldıklarını gördük. Benzer bir durum siyasiler için de geçerli idi; bırakın sorunları çözmeyi, günü kurtarmak için bile kendilerinden beklenen inisiyatifi kullanamadıkları belli oldu. Kredi değerlendirme şirketi Moody’s ise piyasaları renklendirdi. Sürpriz bir şekilde Türkiye’nin kredi notunu yükseltirken, çok uluslu faaliyet gösteren büyük ölçekli 17 bankanın kredi notunu düşürdü. Döviz, sermaye ve emtia piyasaları geniş bir bant içinde dalgalandı; küresel ölçekte belirsizlik ve kırılganlık yüksek düzeylerde gezinmeyi sürdürdü. Cuma günü bir askeri uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi gündemi kısmen farklılaştırdı.
ABD Merkez Bankası Federal Reserve, hem finansal piyasaların parasal genişleme lehine baskısına, hem de enflasyon ve büyüme tahminlerini olumsuzlaştırmasına rağmen kendisinden bekleneni yapmaktan kaçındı; inatlaşmayan bir söylem v pasif bir tavırla durumu geçiştirmeye çalıştı. Avrupa Birliği liderleri ise bir şeyler yapıyormuş görünmekle yetindi. Sorunlu üyeler yeterli olmayacağı bilinen küçük adımlar ile Almanya’ya taviz vermeye zorladı. Moody’s’in ne yapmaya çalıştığı ve nasıl bir bakış açısına sahip olduğu ise anlaşılamadı. Özellikle kısa vadeli borçlanma gereksinimi oldukça yüksek olan Türkiye’nin kredi notunu yükseltirken, önemli bankalarınkini düşürerek kredi verme imkânlarını daraltarak çelişkili bir görüntü sergiledi. Finansal piyasalar ise neyi nasıl speküle edeceğini kestirememenin şaşkınlığını yaşadı, olumsuzu olumlu gibi göstererek pazarlamak zorlaştı. Suriye ile ilişkili siyasi gelişmeler ise özellikle Ortadoğu’ya ilişkin kırılganlığı artırdı. Yıllardır yaşıyoruz; sorunların ağırlaşması pahasına kısa vadeli spekülatif eğilimlerle günü kurtarmaya çalışmak felakete davetiye çıkarmaktır.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ.