Get Adobe Flash player
Site Yazarlarımız
Ekonomi Basını Yazarları

Hayatın Basit Bir Denklemi (1) – 16 Ocak 2012

Daha önce de sizlere duyurduğum üzere, bilgilendirici ve bilgi düzeyinizi artırıcı yazıların daha faydalı olacağını belirtmiştim. Bugünden itibaren başlıyoruz…

Şimdi bir kocaman bir “T” harfi çiziniz. Aşağıdaki gibi;

Bunun sol tarafına sahip olduğunuz varlıkları yazınız. Örneğin arabanız, eviniz, televizyonunuz, cep telefonunuz, ayakkabınız, çorabınız vs. vs…

Sonra da bu varlıklarınızı acaba şu an satmaya kalksanız kaç TL ederdi? Bunu da yanına yazınız. Varsayalım ki varlıklarınızın toplamı 200.000 Tl olsun.

Şimdi de T harfinin sol tarafına geri ödemekle yükümlü olduğunuz borçlarınızı yazınız. Örneğin evinizi banka kredisi ile almışsanız ve 40 bin TL borcunuz varsa sol tarafa yazacaksınız. Ya da ödeyeceğiniz telefon faturası, elektrik, su, okul parası vs… Bunun toplamının da 60.000 Tl olduğunu düşünelim.

Demek ki VARLIKLARINIZ = 200.000 TL  (Fakat dikkat ediniz… varlıkları bugünkü piyasa fiyatı ile belirledik. Yani satsak kaç para eder sorusunu sorarak belirledik. Bunları alış fiyatlarımızla göstermedik. Örneğin ayağımızdaki çorap varlığımızdır ama satsak kimse almaz, dolayısıyla bunun değeri sıfırdır.)

BORÇLARINIZ = 60.000 TL olarak belirlendi.

Şimdi de TOPLAM VARLIKLARINIZDAN, BORÇLARINIZI çıkarın. YANİ

TOPLAM VARLIKLAR (200.000 TL) – TOPLAM BORÇLAR (60.000 TL)  = 140.000 TL 

İşte bulduğumuz bu 140.000 TL sayısı bizim ÖZVARLIĞIMIZDIR.  Bir başka deyişle toplam varlıklarımızdan borçlarımızı çıkarınca bize ne kalıyorsa bu bizim özvarlığımızdır.

Acaba şimdi gidip bankadan 300 bin TL kredi çekme imkanımız olsa ve 300 bin TL değerinde bir ev alsak Toplam varlığımız ne olur?

Evet doğru cevap “500.000 TL ” şeklindeydi.

Peki borcumuz ne olur?

Evet doğru Cevap “360.000 TL ” şeklinde olacak. Gördüğünüz üzere toplam varlığımız artabiliyor ama Özvarlığımız artıyor mu?

HAYIR… Çünkü ——> 500.000 – 360.000 = 140.000 TL oluyor.

Demek ki, bir kişinin ya da şirketin varlıkları artabilir ama bu kişinin ya da bu bilanço bir şirkete aitse bu  şirketin içmeye ayranı olmayabilir. Yani varlık artışının KAYNAĞI sadece  BORÇ olabilir.

Peki Özvarlık nasıl aratacak?

Yukarıdaki bilançonun  Hüsmen dayının bilançosu olduğunu düşünelim.  Eğer Hüsmen dayı her ay 5000 TL kazanıp bunun 1500 TL’sini tasarruf ederse bir yılda 1500*12=18.000 TL tasarruf etmiş olur ve 1 yıl sonra Hüsmen dayının bankadaki parası 13.000 TL’den 31.000 TL’ye çıkar. Hüsmen dayının borcunun artmadığını varsayalım. Bu durumda 1 yıl sonra ÖZVARLIKLARI 18.000 TL Artacaktır ve 158.000 TL olacaktır. Eğer bu arada tasarruflarına da faiz veya Katılım hesabından kâr payı sağlamış olsa ve 1000 TL’de oradan gelse, Özvarlığı 159.000 TL olur.

Hüsmen dayı örneğinde,  her ay harcamalarından sonra arttırdığı paraya TASARRUF diyoruz. Şirketlerde ise buna KÂR diyoruz. Bu yüzden şirketlerde ÖZVARLIĞI ARTIRAN TEK UNSUR KÂR‘dır.

UNUTMAYINIZ:…. Aslında farkında değilsiniz ama hepiniz kendi bilançonuzda bütün hayatınız boyunca  ÖZVARLIĞINIZI artırmaya çalışıyorsunuz… 

Bu amaca ulaşabilmek için okuyoruz. Ticaret yapıyoruz. Sanatçı oluyoruz ya da futbolcu oluyoruz… vs.. vs… Çünkü ne kadar iyi bir eğitim alırsak o kadar yüksek maaş ile çalışacağız… ya da sanatçı olursak büyük paralar kazanacağız.. ÖZVARLIĞIMIZ daha hızlı artacak… HErkesin tek ideali var… Bu iğreti dünyada ÖZVARLIĞIMIZI olabildiğince hızla artırmak.  Elbette ki eroin satarak özvarlığınızı çok hızlı artırabilirsiniz. Ama RİSK çok yüksek… Etik ve ahlaki değerleri bir kenara bırakırsak,  uyuşturucu satarak Hızla artırdığınız özvarlık bir polis operasyonuyla sıfıra inebilir. İşte  bu RİSK çok yüksek olduğu için özvarlık hızlı artar.   Hüsmen dayı her ay tasarruf ettiği 1500 TL’yi bankaya yatırmak yerine borsaya da yatırabilir özvarlığının daha hızlı artmasını isteyebilirdi. Çünkü hisse sendi piyasası Bankadaki mevduat hesabından çok daha risklidir.  Eğer Hüsmen dayı da hırsa kapılıp parasını daha hızlı artması ve bu sayede özvarlığını kısa sürede daha hızlı artırmak için BORSAYA GİRERSE ne olur?

İyi halt eder…

Çünkü ÖZVARLIK ARTIŞIYLA, HIRS arasında ters bir orantı vardır. Bu, yüce Allah’ın beynimize koyduğu bir software sayesinde böyle olmaktadır.  Özvarlığınızın ne kadar çabuk ne kadar hızlı bir şekilde artmasını istiyor ve acele ediyorsanız…. Sonra da bu yolda bir karar alıyor ve bu KARARDAN ASLA TEREDDÜT ETMİYORSANIZ ve YÜZDE YÜZ EMİNSENİZ, biliniz ki ÖZVARLIĞINIZ HIZLA ERİYECEKTİR…. Hayat bunun çok sayıda örneği ile doludur. Geriye doğru gidin ve geçmişi hatırlayın… Hani o tüyo gelmişti… hani önce çok tereddüt etmiştiniz… sonra da söylene kağıdı almıştınız da kağıt tavan kapatmıştı ve o gece sevinçten uyuyamamış ve sabahı zor etmiştiniz… Ne güzel hayaller kurup ne kadar mutlu bir gece geçirmiştiniz…  Sonunu hatırlamak istemiyorsunuz değil mi?  İkinci tavanda satıp parayı cebinize koyduğunuzda mutluydunuz ama kağıt hala yükselmeye devam ettikçe dayanamayıp yeniden aldınız ve SONUN BAŞLANGICI OLMADI MI?

NEyse biz yine bilançoya dönelim…

T tablosundaki  borçların bir kısmını 1 yıl içinde mutlaka  ödeyeceksiniz. Bir kısmını da belki 1 yıldan daha uzun sürede ödeyeceksiniz. Örneğin evinizin 40 bin TL borcu var ama eğer 10 bin TL’si 1 yıl içinde ödenecekse ve 30 bin TL’si 1 yıldan daha uzun vadede ödenecekse 30 bin TL’lik kısmı UZUN VADELİ BORÇ olurken diğer borçlarınız da KISA VADELİ BORÇ oluyor.

VARLIKLARINIZIN bir kısmı paradır ya da hemen  paraya çevrilebilecek varlıktır. Örneğin bankada mevduatınız varsa ve 1 aylık mevduat ise, bunu 1 yıl içinde paraya çevirebilirsiniz. ya da bir alacağınız varsa ve arkadaşınızdan bu alacağınızı 3 ay sonra alacaksanız 1 yıl içinde paraya çevrilebilecek varlıktır. Bazılarını ise bir yıl içinde paraya çevirmeyi düşünmüyorsunuz ya da çevirmeniz imkansız olabilir. Örneğin Evinizi 1 yıl içinde paraya çevirmeyi (satmayı) düşünmüyorsanız buna DURAN VARLIK denir. Eğer bir yıl içinde paraya çevrilebilecek nitelikteyse DÖNEN VARLIK  adını alır.

Dolayısıyla bir kişi ya da şirket bilançosu farklı değildir. Çok ama çok basittir. Yani aşağıdaki gibidir ve gerisi teferruattır. Bir sonraki yazıda çooook ilginç noktaları fark edeceksiniz… herkesi gerçek anlamda yatırımcı yapacağım…

Haftaya Başlarken Borsanın Yönü

2012 yılının belki de en umutlu haftası başlamıştı. Çünkü yabancı takas oranları artarken, borsada da dış piyasalardan yavaş yavaş pozitif ayrışma başlamıştı. Belki de en öenmli sebep sayın Başbakan’ın faiz konusunda yapmış olduğu açıklamalardı. Sayın Başbakan Faiz kordiorunun daraltılmasını isterken düşürülmesini de istiyordu. Merkez Bankası ertesi gün fonlama faizini yüzde 5.75’e çekerek bankalara likdiite sağladı. Bunun üzerine borsa belirgin bir talep artışı geldi ve endeks haftaya 50.182’den başladığı seviyeyi 51.560 seviyesinde tamamladı. Fakat hafta içinde en yüksek 52.792 seviyesine kadar ulaştı. Cuma günü S&P’nin Fransa’nın notunu düşüreceğine dair spekülasyonlar üzerine ciddi bir satış dalgası geldi. Zaten seans kapanmadan önce de Fransa’nın notunun düşürülmesi beklentisi fiyatlara yansıdı.

Bizim piyasalar kapandığı sırada açılan ABD borsaları da ilk anda satış yemiş olsa da, ABD’de artık Avrupa’daki olumsuz gelişmelere pek ağırlık verilmediğini ve gelen satış dalgasının karşılandığını gördük. Bu haftaya başlarken, borsa endeksi haftaya stresli başlasa da, endeksin çok fazla gerileme yapacağını veya 48.800 seviyesindeki çok güçlü desteğini aşağı kıracağını zannetmiyorum. Bu nedenle de borsada pozisyon varsa bozulmamasını öneriyorum. Kısa vadeli bir yükseliş için 50.500-51.500 aralığından hisse pozisyonları alınabilir. Endeksin teknik olarak 53 bin seviyesindeki direncini yukarı kırması durumunda hedefi 55 bin civarı olacaktır. Ocak ayının ikinci haftası itibariyle gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına da (GOP) para girişi olduğunu görüyoruz.

Altın, DOlar ve Euro-dolar paritesi yorumlarımı okumak veya hazırladığım videoları izlemek için burayı tıklayabilirsiniz.  

(Altın, dolar ve parite konusundaki yazı ve yorumlarım www.uzmanforex.com sitesinde yer almaktadır.)

 

NOT: Eğitimlerim açıldı ve 25 Ocak’ta başlıyor. 1 Hafta içinde kayıt yaptıranlar çok önemli indirim alacaklar. Ayrıntılı bilgilere www.drerdincegitim.com linkini tıklayarak  ulaşabilirsiniz.  GÜNCEL TEMEL ve TEKNİK ANALİZ eğitimini haftada üç gün saat 14:00-16:00 arası canlı ve uygulamalı olarak webinar üzerinden yapacağız. Arzu eden katılımcılar daha sonra webinar videolarını izleyebilecekler. BU arada önemle vurgulayayım ki, sizlerle akşamları yaptığımız ücretsiz olan insanlara fayda sağladığını düşündüğüm webinarlara da daha önce olduğu şekilde devam edeceğim.

12 Responses to Hayatın Basit Bir Denklemi (1) – 16 Ocak 2012

Bir Cevap Yazın

.

.

.

 

Arşivler
“PARA HAREKATI” 7. BASKI ÇIKTI

Finansal Terörizm, Krizler Ve ABD

Radikal Gazetesinden Esin Çetinel'in kitap hakkındaki yorum ve analizi

Mali piyasaları takip edenlerin basından tanıdığı Yaşar Erdinç'in Para Harekâtı daha ilk sayfasından itibaren beni şaşkınlığa sürükledi. Erdinç, klasik ekonomi kitaplarının o kasvetli havasını yok etmek için kitabına bir öyküyle başlamıştı. Hem de ne öykü. O, gazete manşetlerine kadar taşınan 2001 krizinin dramatik öykülerinden biri. Türkiye Cumhuriyeti'nin yaklaşık seksen yıllık tarihinin en büyük mali krizinin yaşandığı dönemde gün geçmiyordu ki bir intihar, bir iflas, bir tutuklama haberi çıkmasın. İşte Erdinç o dönemi dramatik bir öyküyle kitabının girişine taşımış.

Ünlü bir işadamının 2001 krizinde batışı ve ardından geçirdiği kalp krizi ile yaşamanın son bulması... Yani Türk filmi kıvamında bir giriş. Bu, kitaptaki ilk şaşkınlığım oldu ancak son değil. İlerleyen sayfalarda başrolü ölen işadamının kızı aldı. Babasını 2001 krizinden kaybeden Hülya doktora tezi konusunu 'Babasını ölüme sürekleyen süreci anlamak için' tabii ki krizler olarak seçti. Tez çalışmasının başında karşılaştığı 'finansal terörizm' kelimesi ise kitabın ana temasını oluşturdu. Hem okuyup hem çalışan Hülya tezini güçlendirebilmek için çok zor şartlarda yaşamasına rağmen 750 milyon verip hafta sonu düzenlenen iki günlük bir eğitim programına kaydoldu. Bu seminer sayesinde Hülya hem doktora tezinin ana hatlarını oluşturdu, hem de semineri veren 'yakışıklı hocası Serhat Cengiz ile yaşadığı duygusal ilişkisi kısa sürede evlilikle sonuçlandı.

İşte ekonomiye girişte bu uzun girizgâhtan sonra başladı. Serhat ve Hülya'nın duygusal ilişkisinin serpiştirildiği iki günlük seminer boyunca ekonominin dinamikleri de işlendi.

Ekonomiyi bir insan vücuduna benzeten Serhat hoca ekonomideki dengeleri anlatırken de üzerinde kristal top duran masa örneğini veriyor. Seminer boyunca üzerinde kristal top olan ve kırıldığında ne olduğunu 2001 krizinde acı bir biçimde öğrendiğimiz masanın ayakları olan kamu kesimi (bütçe dengesi), reel kesim (arz-talep ve enflasyon), dış ödemeler dengesi (cari açık) ve malum finansal piyasalar (faiz ve döviz) arasındaki ilişki irdelendi. Kitabanın önsözünde ekonomi tahsili almamış sıradan okuyucuya ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Yaşar Erdinç duygusallık dozunu hiç düşürmemeye çalışarak ekonomiye ilişkin eğitimi ve mesleği ekonomi ağırlıklı olmayan başka deyişle sokaktaki insanların sorduğu soruları bu seminerde katılımcılara sordurduğu sorularla yanıtlayarak kitabını örmüş. Bu arada basında kriz döneminde çıkmış gazete köşe yazıları da kitaba eklenerek kuvvetlendirilmiş.

Latin Amerika krizleri

Tabii iki günlük ekonominin dinamiklerini basit bir dille anlatan seminer bitiyor ve ardından Hülya'nın krizler tezi başlıyor. Bu bölümde ise Hülya her birinde ABD'nin de desteklediği rejim değişikliklerine kadar giden Arjantin, Şili, Peru ve Meksika krizlerini inceliyor. Yazar bu bölümlerde Türkiye'nin adını zikretmeden göndermeler yapmaktan da geri kalmıyor. Kitabın açıkçası benim için en ilgi çeken bölümü ihtilallerle sonuçlanan bu ekonomik krizlerde sözkonusu ülkelerin ekonomilerindeki hızlı iyileşme ve ardından dış etkenlerin de etkisiyle (hangi ülke olduğunu yazmama gerek yok herhalde) hızlı çöküş süreçleri ekonomi penceresinden inceleniyor. Bu arada ülkemizde de ciddi yatırımları bulunan George Soros gibi namı diğer para sihirbazının bu ülkelerdeki faaliyetleri de genişçe yer alıyor.

Sonuçta bu bölümde tüm Türk okuyucuları açısından çıkartılacak çok sayıda sonuçta var.

Gelelim bu kitapta beni yine çok şaşırtan bölüme. Bu bölümde Cengiz ve Hülya çifti bir hafta sonu Antalya'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Devlet Bakanı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e belli başlı ülkelerin krizlerine ilişkin sunum yapıyor. Yine Latin amerika ülkelerindeki krizlere ilişkin detaylı sunumlarda Başbakan ve katılan diğer bakanların soruları ve bunların yanıtları oldukça ilginç... Tabii bir gazeteci ve okur olarak bu bölümdeki en merak ettiğim konu ise 'bu sunum gerçek mi', 'başbakan ve bakanların soruları ve hatta kendi aralarındaki tartışmaları doğru mu'...
Evet bir ekonomi kitabında görmeye alışmadığımız çok sayıda unsuru barındıran Para Harekâtı bir aşk öyküsü çevresinde ekonominin dinamikleri, Türkiye ekonomisi, dünyadaki ekonomik ve politik krizleri, çok sayıda köşe yazısı, kitap ve internet sitesi önerileriyle okura bir yol haritası çizmiş.

Kaynak : Esin Çetinel 17.08.2007