Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan verilere göre ağustos ayında tüketici fiyatlarında yaşanan artış yüzde 0.56 oranında gerçekleşmiş; Son oniki aylık artış yüzde 8.88 olur iken, senenin ilk sekiz aylık döneminde yaşanan yükseliş yüzde 2.28 ile sınırlı kalmış. Salt bu verilere bakarak yıl sonuna kadar enflasyon eğiliminin gerilemeye devam edeceğini düşünebilirsiniz. Fakat eğer küresel koşullar olumsuzlaşıyor, komşularıyla ilişkileriniz gerginleşiyor, yerli üretime yönelik iç ve dış talep geriliyor ise hem ortaya çıkan bu sonucun toplam maliyeti öngörülenden çok daha büyük olabilir hem de enflasyon düştüğü yerde kalmayabilir. Zira girdi maliyetlerindeki artışa rağmen tarım ve sınai ürün fiyatlaındaki artışın oldukça sınırlı kalması, hizmet konusundaki fiyat artışlarının ise kabaca bir kat daha yüksek olması, geleceğe ilişkin endişeleri tırmandırıyor.
Para politikası uygulamaları sayesinde Türk Lirası değerlenmiş ve enflasyonun gerilemesine katkı yapmış olabilir; ancak temel belirleyici unsurun bu olduğunu düşünmek ciddi bir yanılgı olabilir. Bu aşamada sormak gerekiyor. Suriye ve buna bağlı olarak Ortadoğu’daki bazı komşularımızla ilişkiler gerginleşmese, söz konusu bölgelere yönelik ihracat artarak devam etse sonuç daha farklı olabilir miydi? Veya finansal piyasaların zorladığı parasal genişleme yaratacağı enflasyon baskıları nedeniyle geciktirilmese tüketici fiyatları cephesinde neler yaşanırdı? Tarım ve sanayideki üreticilerin maliyet artışlarını ürün fiyatlarına yansıtamıyor olması hangi sorunların sonucudur ve devamında neler yaşanır? Küresel düzeyde kuraklığa bağlı olarak başta hububat olmak üzere gıda maddesi fiyatları artar iken ülkemizde bu yılın ilk sekiz ayında gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarının yüzde 1.35 oranında azalmış olması sürdürülebilir bir durummudur?..
Tarım ve sanayide kırılganlığın artması Türkiye ekonomisini nasıl etkiler?
Yazının devamı için TIKLAYINIZ.