Başkanlar Zamanı Gelince Açıklanır

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ”Eğer hiç bir ülke hiç bir tedbir almazsa, bir süre sonra dünya yaşanabilir bir dünya olmaktan çıkacak ve çevre felaketleri tüm dünyayı etkileyecek boyutlara ulaşacak” dedi.

Babacan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un inisiyatifiyle kurulan ”BM Küresel Sürdürülebilirlik” konulu yüksek düzeyli panelin hazırladığı raporu açıkladığı basın toplantısında, gelecek nesiller için sürdürülebilir bir çevre ve temiz su kaynaklarına sürekli erişimin son derece önemli olduğunu, aksi halde kısa vadede hızlı bir ekonomik büyümenin, hızlı bir kalkınmanın gelecek nesillere yaşanması mümkün olmayan bir dünya bırakma anlamına gelebileceğini söyledi.

Günümüzde sürdürülebilir kalkınma için çevresel iyileştirmelere katkı sağlayan mal ve hizmetlerin yatırım ve tüketimini önceliklendiren bir anlayış bulunduğunu ifade eden Babacan, yatırımlarda ve tüketimde çevre konusunun sürekli gözönünde bulundurulduğunu kaydetti.Babacan ”yeşil ekonomi” ve ”yeşil büyüme” derken istihdamı ve yoksulluğun azaltılmasını da göz önünde bulundurmak zorunda olduklarını anlattı.

Sürdürülebilirlik kavramının gittikçe daha çok kullanılmaya başlandığına işaret eden Babacan, burada da yine ekonomik kalkınmayla doğal kaynakların kullanımı ve çevre kirliliği arasındaki bağlantının önemli olduğunu kaydetti.

Panelin yapısı hakkında da bilgi veren Babacan, özellikle sürdürülebilir kalkınmaya yönelik dünyada çok sayıda toplantı düzenlediğini, kararlar alınmaya çalışıldığını ancak bu çabaların, hedeflenen sonuçlara ulaşılması için için yeterli olmadığını söyledi. Babacan, çevreyle ilgili, iklim değişikliği ile ilgili müzakerelerden istenen sonucun alınamaması nedeniyle BM tarafından bağımsız bir panelin kurulmasının kararlaştırıldığını anlattı.

Panelin, kendisinin de dahil olduğu toplam 22 üyesinin bulunduğunu ifade eden Babacan, panel üyelerinin 22 ayrı ülkeden, 11 kadın, 11 erkek olarak seçildiğini, üyelerin, ülkelerinin resmi pozisyonundan bağımsız olarak dünya için en iyisine yönelik çabaları ortaya koymaya çalıştığını söyledi. İlk çalışmaların Ağustos 2010 yılında başladığını anlatan Babacan, bu süreçte bir çok toplantı yapıldığını, çalışma grupları oluşturulduğunu, telekonferanslar gerçekleştirildiğini kaydetti.

-”3 milyardan fazla insan yoksulluk sorunuyla başbaşa”-
Babacan, tüm bu çalışmaların ardından 30 Ocak 2012’de raporun tanıtımının Afrika Birliği Zirvesinde yapıldığını, raporun adının ”Güçlü toplum, güçlü dünya ve tercih etmeye değer bir gelecek” olarak belirlendiğini söyledi.

Raporda, dünyada 3 milyardan fazla insanın yoksulluk sorunuyla başbaşa olduğu, mevcut kalkınma modellerinin de sürdürülebilir olmadığına yer verildiğini ifade eden Babacan, ”Yani eğer hiç bir ülke hiç bir tedbir almazsa, bir süre sonra dünya yaşanabilir bir dünya olmaktan çıkacak ve çevre felaketleri tüm dünyayı etkileyecek boyutlara ulaşacak ve bundan dünyada yaşayan herkes olumsuz etkilenecek. Şu anda çevreyi gözardı ederek, hızlı büyüyelim, bugün için refahı sağlayalım, gerisini sonra düşünürüz dediğimizde gerçekten dünya yanlış bir yöne doğru gider” diye konuştu.

-”Hızla yok olan bir biyolojik çeşitlilik söz konusu”- 
Dünyada yaşamın devamı için gereken çevresel eşiklerin de artık yavaş yavaş aşılmaya başladığını ifade eden Babacan, şu anda hızla yok olan bir biyolojik çeşitliliğin söz konusu olduğunu, sera gazlarının etkisinin arttığını, iklim değişikliklerinin gözlendiğini hatırlattı. Şu anda doğru kararlar alınırsa, doğru politikalar uygulanırsa kötüye gidişin önlenebileceğini vurgulayan Babacan, bunu da raporda tespit ettiklerini, şu an için bir çaresizlik ve imkansızlık durumunun söz konusu olmadığını belirtti.

Her düzeydeki kurumsallaşma ve insan kaynaklarının daha güçlü bir dünya ve daha güçlü bir toplum için yeniden yapılanması gerektiğini belirten Babacan, ”Raporda şunu da vurguladık; 2012 yılında doğan bir bebek, 2030 yılında 18 yaşına gelmiş olacak. Yani bugün atacağımız adımlar, bugün doğan çocukların 18 yaşına geldiği günkü dünyanın şeklini belirleyecek, yön verecek” dedi.

Kalkınmanın sürdürülebilmesi için öncelikle yoksulluğun azaltılması, ekonomik büyüme ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin düzeltilmesi gerektiğini ifade eden Babacan, ”Raporda, gelir dağılımındaki bozulmanın dünyada önemli bir problem olduğu tespit edilmiş durumda, ancak istisna olarak 2 ülke gösteriliyor. Bunlardan birisi Türkiye, diğeri de Brezilya” dedi.

Sürdürülebilirlikte sosyal faktörlerin son derece önemli olduğunu ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

”Bir yanda olabildiğince zenginleşen, geliri artan bir kesim ama öte yandan da yaşam şartlarının son derece zorladığı, açlıkla, yoksullukla mücadele eden milyarlarca insan… Bunun da sürdürülebilir bir tablo olmadığını düşünüyoruz. Raporda yine 2000 yılından bu yana dünyada 20 milyon kişinin daha açlık sınırının altına düştüğünü ve her yıl 5,2 milyon hektar orman alanının yok olduğununu tespit ettik. Ozon tabakası ile ilgili önlemler dikkatli uygulanırsa, bundan 50 yıl sonra ancak 1980’deki ozon tabakası yapısına kavuşmak mümkün olacak. Yani 32 senedeki bozulmayı, ancak 50 senede telafi edebiliyoruz.”

Babacan, 1990-2009 yılları arasında küresel sera gazı emisyonlarında yüzde 38’lik bir artışın söz konusu olduğunu, çok iddialı önlemlerle bile küresel ısınmanın ancak artı 2 derecede durdurulabileceğinin tahmin edildiğini söyledi.

Babacan, dünyada yaşayan insanların yüzde 20’sinin elektrik kullanamadığını, 884 milyon kişinin temiz su kaynaklarına ulaşamadığını, 2,4 milyar kişinin de atık su hizmetlerine erişemediğini söyledi.

Dünyada 67 milyon çocuğun ilkokula gidemediğini, bebek ölüm oranlarının yüksek olduğunu ifade eden Babacan, özetle sürdürülebilir kalkınma için gelişmelerin istenen düzeyde olmadığını, ilave önlemlerin acilen alınması gerektiğini bildirdi.

-Rapordaki öneriler-
Raporda ne yapılması gerektiği konusunda toplam 56 ayrı alanda öneriler bulunduğunu anlatanBabacan, şöyle devam etti:

”Raporda öncelikle hükümetlere sesleniyoruz, kadın haklarının güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliği önemli. 2015 yılına kadar ilköğretime erişimin mutlaka tamamlanması gerekecek. Bütün hükümetler dünya genelinde 2030 itibariyle ikincil eğitime, yani lise dediğimiz eğitim seviyesine ulaşmalı. Hükümetler ve iş dünyasının beraber çalışması,genç girişimcilerin desteklenmeleri, kadınların ekonomik hayatta daha aktif olmaları, enerji verimliliğinin yaygınlaştırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının payının yükseltilmesi, önümüzdeki dönem için yapılan önerilerin bazıları.”

-Ekonomi ile ilgili öneriler-
Raporda ekonomi ile ilgili yapılan önerilere de değinen Babacan, doğal kaynakların ve dışsallıkların fiyatlandırılmasının, kadınların ve gençlerin ekonomik hayata katılmalarının faydalarının daha iyi anlatılmasının, sürdürülebilir uygulamalar için uzun dönemde teşvik sağlamak üzere ulusal para ve kredi sisteminin yapılandırılmasının, su kullanımı, tarım ve ormancılık gibi alanlarda eko sistem hizmetlerinin ödenmesi için ulusal ve uluslararası programların geliştirilmesinin, fosil yakıt sübvansiyonlarının bitirilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

Raporda, kamu alımlarında, çevreyle uyumlu ve sürdürülebilir kalkınmaya önem veren bir bilinçle yapılan ürünlerin tercih edilmesinin önerildiğini anlatan Babacan, teşviklerde de çevre ile dost yatırımlara ayrı bir önem ve öncelik verilmesi gerektiğinin vurgulandığını bildirdi.

Raporda, halka açık şirketlerin çevreye olan duyarlılığının ayrıca takip edilmesi gerektiğine yer verildiğini anlatan Babacan, ”Raporda İMKB’de biliyorsunuz sürdürülebilirlik endeksi var. İMKB’deki sürdürülebilir endeksi, iyi bir uygulama örneği olarak raporda yer alıyor” dedi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye’nin, hem devlet geleneği olarak hem de genel bakış açısı olarak hep uzun vadeyi düşünen ve sadece kendi sınırları içinde değil küresel sorumluluk duygusuyla hareket eden bir ülke olduğunu dünyaya daha çok hissettirmeye başladığını söyledi.

Babacan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un inisiyatifiyle kurulan ”BM Küresel Sürdürülebilirlik” konulu yüksek düzeyli panelin hazırladığı raporu açıkladığı basın toplantısında, hükümetlerin ve kredi değerlendirme kuruluşlarının sürdürülebilir kalkınma kriterlerini kendi risk değerlendirmeleri ile bütünleştirmeleri gerektiğini söyledi.

Babacan, ”Yani kredi değerlendirme kuruluşları bir ülkenin veya bir şirketin sadece bugünkü durumunu değil, gelecekteki durumunu da dikkate almalı. Tamam bir ülke kalkınıyor büyüyor ama bu büyüme için dünyaya ne kadar yük getiriyor gelecek nesillerden ne kadar çalıyor, bunun mutlaka takip edilmesi gerekiyor” dedi.

Çok taraflı ve bölgesel bankalarla ihracat kredisi sağlayan kurumların ülke risklerine bakarken, sürdürülebilir kalkınma kriterini de dikkate alması gerektiğini ifade eden Babacan, bir ülkenin sadece bugünkü büyüme rakamı, bugünkü kredi derecesi değil o ülkenin ileride çevre konusuyla ilgili karşı karşıya kalabileceği sorunların da mutlaka bu değerlendirmenin bir parçası olması gerektiğini söyledi.

Hükümet ve iş dünyasının kendi aralarında ve yerel topluluklarla sürdürülebilir kalkınma için ortaklıklar geliştirebilmesinin önemine işaret eden Babacan, uluslar arası finansman kuruluşları ve büyük şirketlerin sürdürülebilir teknoloji, yenilik ve alt yapı yatırımlarını artırmak üzere teşvikler konusunda birlikte çalışması, hükümetlerin bu ortamı sağlaması gerektiğini kaydetti.

Kamu yatırımlarını kullanarak özel sektörün ilave kaynak oluşturmasının kolaylaştırılması gerektiğini belirten Babacan, ”Özel sektörün bu konularla alakalı finansmana erişmesini kolaylaştırmak önemli bir konu. Burada KOBİ’leri de mutlaka dikkate almamız gerekiyor. KOBİ’ler üretimin, istihdamın çok önemli bir parçası” dedi.

-Sürdürülebilir Kalkınma Endeksi-
Sürdürülebilir Kalkınma gelişimini ölçmek üzere 2014’e kadar sürdürülebilir kalkınma endeksi veya göstergeler setinin geliştirilmesinin de raporun önemli önerilerinden bir tanesi olduğunu ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

”Şu anda hükümetlerin performansı büyüme, kişi başına düşen milli gelir, işsizlik oranıyla ölçülüyor. Bu performans ölçülerinden hiçbirisi aslında o ülkenin geleceği ile ilgili bir şey söylemiyor. Hükümetler, kısa vadeli performans göstergelerini daha ön planda tutup, gelecekle ilgili konularda pek de çaba göstermeyebiliyorlar.

Rapor, bir bakıma hükümetlerin bu konudaki çabalarını analitik bir şekilde ölçen ve sayılarla ifade edilir şekilde bir endekse dönüştüren bir performans kriteri geliştirmeli diyor. Bunla ilgili BM içinde bir mekanizma oluşturularak, her yıl o ülkenin, o ülkenin hükümetinin bu konularla ilgili ne kadar çaba gösterdiğinin bir notu olacak ve bu da yayımlanacak. Dolayısıyla o ülkenin halkı, ya da dışarıdan o ülkeyi değerlendirenler, o ülkenin çevreyle ilgili, sürdürülebilirlikle ilgili çabalarının ne derece faydalı olduğunu, hangi aşamada olduğunu verilen notla bir bakıma ölçmüş olacaklar.

Hükümetlerin performansı değerlendirilirken, sadece büyüme değil, sadece kişi başına düşen milli gelir değil, sadece işsizlik oranı değil, aynı zamanda ‘peki sen gelecek nesiller için ne yaptın’ bunun da bir karnesi olacak.”

Bunların gerçekleştirilmesi için kurumsal yapının güçlendirilmesinin önemli olduğunu belirtenBabacan, hükümetlerin, kuralları iyi yönetişimi, bireylerin bilgiye erişim hakkını, karar alma süreçlerine katılımı ve adalete eşit erişimi garanti altına alması gerektiğini kaydetti.

Hükümetlerin ve parlamentoların, evrensel sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinde mutlaka anlaşması gerektiğini ifade eden Babacan, hükümetlerin BM çatısı altında bir küresel sürdürülebilir kalkınma konseyi oluşturulması konusunun da değerlendirilmesini istediklerini söyledi.

Babacan, şöyle devam etti:

”Türkiye, hem devlet geleneği olarak hem de genel bakış açısı olarak hep uzun vadeyi düşünen ve sadece kendi ülke sınırları içinde değil aynı zamanda bir küresel sorumluluk duygusuyla hareket eden bir ülke olduğunu dünyaya daha çok hissettiriyor. Bu konular, özellikle dünyanın içinde bulunduğu finansal, ekonomik kriz de dikkate alınacak olursa, bazı ülkelerin pek de ağırlık vermediği, veremediği konular. Çok ciddi bir krizin, bir bunalımın içindeyken ne 2015’i ne 2030’u konuşmaya çalıştığınızda maalesef bazen karşı taraftan pek bir şey alamıyorsunuz. Türkiye biraz da bu küresel ekonomik krize rağmen kendisini biraz ayrıştırmayı başarabilmiş ve böylece uzun vadeye bakabilen bir ülke.”

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, TMSF ve BDDK başkanları ile yola devam edilip edilmeyeceğine ilişkin olarak olarak, TMSF Başkanının 8-9 günlük, BDDK Başkanının da 1 aylık görev süresi olduğunu hatırlattı ve ”Dolayısıyla zamanı gelince gerekli açıklamaları yaparız” dedi.

Babacan, ”Küresel Sürdürülebilirlik” raporunu açıkladığı basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Yeni teşvik sisteminin yatırım teşvik sistemi olduğunu kaydeden Babacan, tüm teşvikleri içine alan bir paketten söz edilmediğinin altını çizdi. Babacan, şöyle devam etti:

”Beklentilerimizi mutlaka burada iyi yönetmemiz lazım. Teşvik gelecek, bütün devlet destekleri bunun içinde olacak böyle bir şey yok. Mevcut destekler sadece yatırımlara ilişkin teşvikler. Cari açıkla ilgili teşvikler gelecek, cari açık bitecek böyle bir şey yok. Tüm bunlar gördüğümüz resmin bir stratejinin sadece uygulama alanları.

Yeni yatırım teşvik programımızda yenilenebilir enerji ile ilgili makine teçhizat üretimi ile ilgili tesislere teşvik söz konusu olacak. Termal enerjiden istifade eden tesislerle ilgili teşvikler söz konusu olacak.”

Başbakan Yardımcısı Babacan, bir soru üzerine, Yunanistanla ya da ileride problem yaşayabilecek diğer Avrupa ülkeleriyle ilgili hazırlık olması için IMF’nin kaynak arayışı bulunduğunu belirterek, ”Bu kaynak, ancak, gönüllü olarak katılmak isteyen ülkelerden toplanacak kaynaklar olacak” dedi.

Babacan, bu konuda Türkiye’nin herhangi bir taahhüdünün bulunmadığını da söyledi.

”Tüm dünyayı etkileyecek bir petrol krizi kapıda mı” şeklindeki bir soru üzerine de Babacan, ”Her şey kurguladığı gibi, düşünüldüğü gibi olursa petrol fiyatları üzerinde çok ciddi bir baskı oluşmayabilir. Kaldı ki vadeli işlemlerden bakacak olursak, çok aşırı bir fiyat yükselmesi bugün için beklenmiyor ama jeopolitik riskler var. Dolayısıyla kesin ifadeler kullanmak da pek mümkün değil” yanıtını verdi.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kredi büyümesinde yüzde 15’lik bir sınırın söz konusu olmadığını bildirdi.

Babacan, ”Küresel Sürdürülebilirlik” konulu raporu açıkladığı basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir soru üzerine, kredi büyümesinde yüzde 15’lik bir sınırın söz konusu olmadığını ve bu oranın bir tahmin olduğunu kaydeden Babacan, ”Bugünkü trendler, bu yılki kredi büyümesinin yüzde 15’ler civarında olacağını gösteriyor. Bu bir hedef değil, sınır değil. Bankalara bunu geçemezsiniz diye bir şey söylemiş değiliz. Şu anda bir sınırımız yok, ama ileride gerekirse konulabilir” dedi.

Banka tahvillerine ilişkin bir başka soru üzerine Babacan, banka tahvillerinin, bankaların kaynaklarının vadesini uzatmaya yönelik bir adım olduğunu belirterek, ”Bankaların tahvil ihracı 4 milyar. Bana göre hala çok azdır. Mevduat da bankanın borcudur, tahvil de bankanın borcudur. Bankaya 6 aylık mevduat yatırmayla, o bankanın 6 aylık bonosunu almak arasında çok fazla fark yoktur. Banka, parayı verene borçlanmaktadır. Bankaların çıkardığı tahvili teşvik etmemizin asıl püf noktası bankaların daha uzun vadeli kaynaklara ulaşabilmesini sağlamaktır. Dolayısıyla bu korktuğumuz değil, sıhhatli bir trenddir. Daha çok keşke bankalarımız tahvil çıkarabilse” diye konuştu.

-”Tekliften haberim yok”-
Babacan, BDDK Başkanı ve TMSF Başkanının atamasına ilişkin teklife yönelik soruya ”Tekliften benim haberim yok doğrusu. Hükümetten giden bir şey değil belli ki. Onu sorarız arkadaşlara nedir, hangi amaçla olmuştur” yanıtını verdi.

-Petrol fiyatları-
Başbakan Yardımcısı Babacan, ”İran’ın kararı ve petrol fiyatları”na etkisine ilişkin soru üzerine de geçen senenin sonunda ABD Kongresinden, ABD yönetimine rağmen çıkan yasada, ”İran’dan petrol alan şirketlerin ya da petrol ticaretine aracı olan bankaların, dolarla iş yapamaz biz onların işini engelleriz şeklinde bir karar” çıktığını hatırlatarak, yasada ABD Başkanına devlet bankaları ve Merkez Bankaları için istisna yetkisinin tanındığını anlattı.

Bunun için son tarihin 30 Haziran olduğunu, bu tarihe kadar İran’la petrol ticareti yapan ülkelerin tek tek duruma bakacağını anlatan Babacan, şöyle devam etti:

”Alternatif var mıdır, yok mudur? Bunların alternatifini bulmaya çalışacaklar. Bu yapılırken de petrol üreten diğer ülkelerin üretim miktarlarını biraz artırmaları bekleniyor. Ancak, bütün bunlar, jeopolitik riskler, petrol fiyatlarının üzerinde bir baskı oluşturuyor. Petrol fiyatları, bugünlerde yüzde 10 artarak 120 doları vurdu. Bu artış da petrol ürünlerinin fiyatlarına yansıyor. Önümüzdeki süreci izlemek gerekecek. 30 Haziran’a kadar İran’ın satmadığı ya da satamadığı petrolün ne kadarını diğer ülkeler telafi edecek. Buna göre, 30 Haziran sonrası için yeni bir denge, yeni bir piyasa oluşacaktır diye tahmin ediyoruz. İran haricinde petrol üreten ülkelerin bunu bir miktar telafi etmesi bekleniyor.

Eğer her şey kurgulandığı, düşünüldüğü gibi olursa petrol fiyatları üzerinde çok ciddi bir baskı oluşmayadabilir. Kaldı ki zaten vadeli işlemlerden bakacak olursak, çok aşırı bir fiyat yükselmesi bugün için beklenmiyor. Ama tabi jeopolitik riskler var dolayısıyla kesin ifadeler kullanmak da pek mümkün değil.”

-”Öğrencilerin, okulda geçirdiği yıl sayısı mutlaka artırılmalı”-
Başbakan Yardımcısı Babacan, eğitimle ilgili bir soru üzerine de bunun bir teklif olduğunu kaydederek, önemli olanın önümüzdeki dönemde öğrencilerin okulda geçirdiği yıl sayısının artırılması olduğunu söyledi. BM’nin İnsani Gelişmişlik Endeksinde Türkiye’nin 80 küsuruncu sırada olduğunu ve bunun en önemli sebebinin de 25 yaş üstü nüfusun okulda geçirdiği sürenin ortalama 6,5 yıl olması olduğunu anlattı.

Bunun mutlaka yükseltilmesi gerektiğinin altını çizen Babacan, ”6,5 yıl eğitim almış 25 yaş üstü nüfusla, dünyanın 10 büyük ekonomisinden biri olmamız mümkün değil. Öğrencilerimizin mutlaka orta öğretimi eski adıyla liseyi bitirmelerini sağlayacak, zorunlu kılacak bir yapıyı mutlaka kurmamız gerekiyor. İki yıl önce OECD’nin bir raporu yayımlandı. 18-25 yaş arası kişilerin, yüzde kaçının lise eğitimini tamamlayamadan ayrıldığını gösteren bu raporda, Türkiye OECD ülkeleri arasında son sırada. 18-25 yaş nüfusun yüzde 60’ı lise diplomasına sahip değil. Dolayısıyla bu konuda çok acil tedbirlere ihtiyaç var ve hızlı kararlar alıp, yola devam edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Babacan, bir soru üzerine, rapordaki unsurların sadece kendisinin panel üyesi olarak şahsi görüşlerini yansıtmadığını, söz konusu unsurların Türkiye’nin uyguladığı politikalarla örtüşen politikalar olduğunu söyledi. Türkiye’nin doğrusu ne ise aklın yolu ne ise onu seçip uyguladığını kaydeden Babacan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Verimliliği Strateji Belgesi üzerinde çalışıldığını ve bu belgenin YPK’da imzaya açıldığını da söyledi.

Çevre faslının, Türkiye ile AB arasında müzakereye açılan bir fasıl olduğunu hatırlatan Babacan, müzakere açılış kriterlerinden birinin de çevre politikaları ile ilgili strateji belgesi hazırlamak olduğunu ifade etti. Babacan, söz konusu strateji belgesinin hazırlandığını ve belgenin de kabul edildiğini anlattı. Babacan, strateji belgesinin, çevre konularındaki adımların, AB normlarıyla, standartlarıyla uygun olduğunu ve bundan sonra da uygun olacağını gösterdiğini kaydetti.

Babacan, çevre duyarlılığı konusunda ülkelere karne çıkmasıyla ilgili soru üzerine, bunun rapora konan bir öneri olduğunu, mekanizma konusunda mutabık kalındıktan sonra ve BM’de bunun kabul edilmesinin ardından uygulamanın başlayacağını anlatırken, daha sonra da her ülkeye o yıl içerisinde gösterdiği çabayla alakalı bir performans ölçüsü, bir karne verileceğini söyledi. Bunun bir öneri olduğunu ve illa yapılacak anlamına gelmediğini kaydeden Babacan, amacın, ölçülebilir şekilde bu çabanın ortaya konulması olduğunun altını çizdi.

BloombergHT

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir