Çetin Ünsalan – O yatırım hiç bu kadar pahalı olmamıştı

Çetin Ünsalan

Türkiye’nin en önemli sektörlerinden biri turizm alarm veriyor. Önce turizm neden önemli? Şunun altını net çizelim ki, sanayi turizmden, tarım enerjiden ya da bir başka sektörden daha kritik görülemez.

Çünkü ülkemizde bununla ilgili yapılmış ne bir çalışma var, ne belirlenmiş öncelikli sektörler. Kimin sesi daha çok çıkarsa cinsinden mücadele içinde sektörlerin görece önemleri hayat buluyor.

Ortadaki sakatlığın büyüklüğüne bakarsanız, Türkiye için öne çıkan sektörün otomotiv olduğu algısıdır. Fakat gerçek bir envanter yaptığınızda ithal edilen ürünleri de işin içine katarsanız, otomotiv en ciddi dış ticaret açığı verdiğimiz alanların başında gelir.

Verilen değer lobinin gücüne ya da algısına göre olunca da, o alandaki temsilcilerin kapıldığı rehavet önce sektörlerine zarar vermektedir. Konumuz olan turizmde halen bir master planının olmaması, ürün çeşitliliğine gidilmemiş olması gibi göstergeler de bunun kanıtı.

Fakat benim turizmi önemsememin daha rasyonel sebepleri var. Bunlardan birincisi, bu alanda destinasyon bakımından yatırım kalitesi olarak gerçekten dünyanın birçok yerine oranla iyi tesislere sahip olmamız. Yani hali hazırda yapılmış bir yatırım var. Ama kendisi 5 yıldız, kapısının önü 2 yıldız gerçeğimiz de turizmi anlamadığımızın kanıtı.

İkincisi buradaki müşteri kalitenizin, ülkenin algısından ihracat performansına kadar birçok değere etki eden bir faktör olması. Üçüncüsü cari açık veren ülkemizin, hem dış ticaret fazlası veren yapısıyla, hem de cari açığın finansmanında ilaç olan geliriyle bütçe açısından da öne çıkması.

Üçüncüsü turizm hareketinin ülkeler arası diyalog başta olmak üzere birçok alanda farklı bakış açılarını geliştirme özelliği. Dediğim gibi Türkiye’nin en büyük hatası, sektörü otelden ibaret zannetmesi.

Peki bu sektörde otellerin üzerinden bile gitsek durum ne? Türkiye Otelciler Birliği’nin Aralık 2016 Ülke Performans Raporu açıklandı. Buna göre geçen yıl otellerin doluluk oranı yüzde 50,8’de kaldı. Bu da yüzde 17,8’lik bir gerilemeye işaret ediyor.

Burada duralım. Görünen tespit şu: Otellerimizin ancak yarısını doldurabilmişiz. Ama satır arası bir gerçek daha var. O da zaten düşüş olmasa bile, henüz kapasitemizin çok altında turist çektiğimiz realitesi. Yani neredeyse her yıl ortalama otellerimiz üçte bir oranında boş demektir.

Bunun gerçekleşmiş haline de geçen hafta tanık oldum. Bir fuar için gittiğim Antalya’nın Lara Bölgesi’ndeki tanınan bir otelin kapasitesi 3 bin kişiydi. Otelde 70 müşteriydik, herkes fuar için gelmişti ve personel sayısı 180 kişiydi. Bu matematikten zaten iş çıkmaz. Nitekim hizmetin aksamasından, kış günü klimaların saat: 17’den sonra yanmasına kadar bir dizi gerçekleşme de bunu kanıtlıyordu.

Otel odalarının değerini bulup, bulmaması ise apayrı bir tartışma konusu. Fakat buna girmeseniz bile 2016 yılında, bir önceki seneye oranla oda fiyatlarında yüzde 39,5 gerileme var. Nereye düşmüş 39,5 avroya… Yani eski halde bile para kazandığımız söylenemez.

Bu mantık, teşvik paketinin sağlamasını yaptığım bu haftaki yazılarımdan birinde tam da anlatmaya çalıştığım gerçek. Hemen hemen her sektörde durum bu… Dolmayan kapasiteler, daha önce yapılmış yatırımlar var. Bunlar doldurulamadığı ya da eksildiği anda, birim maliyetler tahmin edilenden çok daha yükseğe çıkar.

İşte hesap kitap olmadan ‘kredi verin gidip yatırım yapsınlar’ mantığının doğuracağı sonuç budur. Dünyanın en pahalı yatırımı, müşteri olmayan tesistir. Turizmle başladık, turizmle bitirelim.

Bu fotoğraf önümüze bir başka sorunu daha koyuyor. Ticaret yapamadığımız için gerileyen, düşmesiyle övündüğümüz, dolar maliyeti bazında yükü ikiye katlanan cari açık finansman gerçeği. Turizm gelirleri yüzde 40 düştüyse, turizm sektörünün ötesinde karşımızda bir de cari açık finansmanı ile ilgili problem var demektir.

İşte bu tablo, tüm olumsuzlukları bir kenara bıraksak bile, en hafif tabiriyle plansız, rotasız bir ekonominin boyası dökülmüş halidir.

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.