Çetin Ünsalan – Ekonomide fetret devri ve markalaşma

Çetin Ünsalan

Türkiye’de bugün göstermelik de olsa, yapısal reformların, reel sektörün dönüşümünün gündeme geldiği bir süreçte bir tartışmayı başlatmamız gerekiyor. Katma değer elde etmenin salt yolu olarak görülen markalaşma ve markalı ürünlerin önümüzdeki en az 10 yıllık süreçte şansı nedir?

 

Dünya ekonomisinin hızla daralmaya gittiği, petrol fiyatlarındaki siyasal olarak başlayan ama ekonomik sonuçlar doğuran daralmayı dikkat aldığınızda, Avrupa Birliği’nin notunun düşmesinde İngiltere ve Fransa ekonomilerinin yansıması olduğu açıklamasına baktığınızda, krizden bu yana İzlanda ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni takiben Yunanistan’ın ardından Porto Riko’nun iflas aşamasına geldiği dikkate alındığında, bunlar yaşanacakların habercisi gibi…

 

Ekonomide bir sıkıntı olacağı, yani ikinci bir büyük dip dalgasının dünya ekonomisine hakim olacağı çok net görülüyor. Nitekim FED Başkanı Yellen da ‘biz bir krizi önleyemeyiz, sadece etkisini azaltabiliriz’ açıklamasıyla bunu ortaya koydu. Zaten üretimi göz ardı eden ve finansal piyasalar üzerinden sanal değerlerle büyümeyi düstur edinen bir modelin daha başka bir sonuç vermesi mümkün değildi.

 

2008 krizinde dünyada üretimle elde edilen büyüklük 66 trilyon dolar iken, türev piyasaların lokomotif olduğu sanal ekonominin büyüklüğünün 660 trilyon dolar olduğunu düşünürseniz, bu iflasın dünya çapında kaçınılmaz olduğunu ve etkilerinin daha uzun süre devam edeceğini öngörebilirsiniz.

 

Şimdilik gündeme gelen iflaslar fragman gibi… Bugün düzelme trendinde olduğu belirtilen Amerikan ekonomisinin dahi çok sağlıklı olmadığı, Çin’in dünyadaki daralmaya paralel nasıl sendelediği, Rusya ve enerji kaynaklı geçinen ülkelerin fiyatlarla birlikte nasıl sallandığı görülüyor.

 

O zaman şu çok net ki, dünya önümüzdeki dönemde ekonomide sorunlu bir fetret devri yaşayacak. Peki böylesi bir dönemde Türkiye sadece markalaşmaya para yatırarak yol alabilir mi? Aksine bu tip bir konjonktürde dünyada sadece ucuz ürünlerle, fonksiyonel ürünlerin şansı var.

 

Şimdi yeni raporlar yayınlanıyor ve kolay paraya alışmış Türkiye’yi bir noktaya çekmenin reklamı yapılıyor. “Baker & McKenzie Küresel Mali İşlemler Tahmin Raporu’na göre Türkiye’de artarak devam eden halka arzlar 2018’de zirve yapacak ve dünya genelinde birleşme, satın alma, halka arzlar artarak devam edecek.”

 

Böylesi dönemlerde birleşme sermaye gücü olanın diğerini yutmasına ya da zararların ihalesine, satınalma pazar devrine, halka arz da küresel soygunun zararını finanse etmenin faturasını üstlenmeye yarar.

 

Meseleye salt para olarak baktığınızda başarılı ama sermayesi yetersiz firmalarımızın, sermaye artırımlarıyla ele geçirilmesi, iş yapmayacak markaların güzel paralara satın alınması riskini taşıyoruz. Halka arz adı altında yapılacak soygundan bahsetmiyorum bile…

 

Türkiye’de öne çıkan ne? Katma değerli üretimlerle markalaşalım. Prensip olarak evet ama… Böylesi bir süreçte bu işe para harcamak, elde avuçtakini dağıtmaktan başka bir işe yaramaz. Çin’in Türkiye gibi bir pazarda, batılının terk ettiği bankalara talip olması, gelecekte ucuz ürünleri finanse edecek yeni bir borç kapısının habercisidir. Çin adına da, batılı firma adına da doğru, bizim için tehlikeli bir karardır.

 

Öte yanda biz ne yapıyoruz? Üreticimizin kemiklerinin kırılması bir yana, çok iyi niyetli düşünsek bile varı yoğu markalaşmaya harcamak için ortaya koyuyoruz. Sanıyoruz ki çok tanıtım yapınca marka olursun.

 

Dünyada battı denilen Amerika’nın cismin ışınlanması, lazer teknolojileri ve iktisadi devrim niteliğinde sonuç doğuracak elektriğin kablosuz iletimi konularında çalıştığı bir ortamda, biz dünya pazarında hiçbir şey değişmemiş gibi yol alamayız.

 

Türkiye’nin mutlaka planlı bir ekonomi dahilinde fonksiyonel, işlevsel ve yaratıcı ürünlere, sektörlere yatırım yapması, tabanına da yazılım ve bilişimi koyması gerekir.

 

Markalaşma sevdasından kısa süre içinde vazgeçer ve doğru işler yaparsak, Çin’in rekabeti güç, ölçek ekonomisi sonucu elde edilen ucuz ürünlerle yeni ekonomik düzende pazar yaratma tuzağından kurtulur, markalı ürünlerin alan kaybettiği koşullarda da patinaj yapmayız.

 

Eğer yol haritamızı belirler, bu doğrultuda fonksiyonel ürünlerle pazara girer; marka peşinde koşmak yerine yenilikler sunabilir ve artan kapasitemizi de, bir diğer yükseleceğini düşündüğüm özel markalı ürünler (private label) pazarında kullanırsak, bir çıkış yolu bulabiliriz.

 

Şüphesiz bu arada istihdam yaratan sektörlerimizi göz ardı etmeden, ama gömlekse şık ve sağlam, çanta ise birkaç sene kullanmaya müsait modeller gibi özellikleri gözeterek, tüketicinin faydasını esas alan stratejiler belirlemeli, bir tarafta ana yan sanayi buluşmalarıyla teknolojik atılım yollarını ortaya koymalı, yerli üretimi içeride gerçekten teşvik ederek, ayrıca yurtdışından pay kapmalıyız.

 

Bununla birlikte tarımdan sanayiye her alanda teknolojisini kendimizin yaratacağı işlerle yarına hazırlık yapmalıyız. Bu yolla geleceğin pazarında katma değer elde edebilir, marka peşinde koşmak yerine fonksiyonel ve nitelikli ürünlerle dünyada adımızı duyurabilirsek ve istediğimiz payı alırsak, merak etmeyin sürecin sonunda zaten markalara sahip olmuş biçimde bu tünelden çıkarız.

 

Aksi takdirde markaya yatırım yapmak adına, dünyada ortalama 10 yıl karşılığı olmayacak bir pazarda yine vakit kaybederiz. Biz marka olduğumuzu düşündüğümüzde ise birileri bize cep telefonumuzdan kontörle elektrik gönderir; biz de yine aynı şeyi konuşuruz: Katma değerli üretimler yapmak şart.

 

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.