Çetin Ünsalan – Fikir ayrılığı

Çetin Ünsalan

Demokrasi diye diye 12 yıldır ülkeyi yönetenler, her fırsatta bundan ne anladıklarını da ortaya koyuyorlar. Bir konuda aynı fikirde olmayabilirsiniz; farklı fikirler, eleştiriler de olabilir. Fakat bunları belli bir ciddiyet içerisinde tartışabiliyor olmanız gerekir.

 

Esasen zaten bu olgunluğa eriştiğinizde demokrasiyi öğrenmeye başlıyorsunuz demektir. Bunun en uçtaki seçmene kadar sirayet etmesi ise, konuya muhatap kişilerin belli bir düzeyde kalmasıyla mümkün olabilir.

 

Bugün farklı fikirlere sahip insanların, özellikle sosyal medyada küfür kıyamet monolog yaptıklarını biliyoruz. Monolog diyorum, çünkü kimse fikrin aslıyla ya da karşı teziyle ilgilenmiyor. Bilgisi oy verdiği partinin görüşlerinden ve sunumlarından ibaret olan insanlar, aynı tarafta olduklarını unutmuşlar, birbirlerine hakaret edip duruyorlar. Peki neden?

 

Herhangi bir konuda insanlar farklı düşünebilir. Eğer ki tezlerini belli bilimsel verilerle açıklıyorlarsa; tartışılıyor olması da son derece sağlıklıdır. Ama bir taraf sürekli bilim, matematik, akıl dendiğinde ‘bana ne’ diyorsa, tartışmanın da çok olanağı kalmıyor.

 

Zaten tartışılamadığı için de ‘hain’, ‘çapulcu’, ‘spekülatör’ gibi kavramlar havada uçuşuyor. En son Bilim Bakanı, dikkatinizi çekerim Bilim ve Teknoloji Bakanı, yerli otomobile değil, otomobilin yaradılış biçimine karşı çıktıkları için, insanları devşirme olmakla suçlandı.

 

Yetmedi; Cumhurbaşkanı projelerini bilim dünyasından işin profesyonellerine, iktisadi olma kriterinden çevre duyarlılığına kadar eleştirenlere ‘hain’ tanımını yaparken, Merkel’in gelişine karşı çıkanları da ‘mankurt’ dedi.

 

Kutup ayısı seviyesizliğiyle başlayan ve sürekli bir hakaret üzerine kurulu, hiçbir eleştiriyi dikkate almayan bu kafa, düzeysizliğini de ne yazık ki topluma sirayet ettirdi. Daha da kötüsü kendi gibi düşünenleri olduğu kadar, kendisine karşı çıkanları da aynı seviyesizliğin içine çekti. Sonra nasıl bir U dönüşü içerisinde kibarlıktan bahsediyorlar; onu da şaşkınlık içinde izliyorum.

 

Çocukluğu mahallede geçenler bilir. Böyle gelip kulağa küfreden sonra da arkadaşının hırpalamasına maruz kalanların, akşam ana – babasını alıp, küfür ettiği çocuğu şikâyete giden tipler vardır. Şikâyet edilen çocuk, kendisine küfür edildiğini açıklayamaz. Bu tayfa da aynı bu dürüstlük (!) içinde davranıyor.

 

Yerli uçak projesini destekliyorum; ama yapılış biçimine karşıyım. Yerli otomobil üretilmesini destekliyorum, ama bunun babayiğit aranarak olmayacağını biliyorum. Bunların hepsi bir hesap, kitap, pazar payı, ar-ge yatırımı gibi uzun yıllar alan birikimlerin sonucudur.

 

Ayrıca sanata ve eğitime eş zamanlı yatırım yapmayanların yeni bir ürün ortaya çıkaramayacağını da tecrübeler kanıtlıyor. Ancak ondan bundan yürütmeyle, yine katma değeri dışarı bırakarak sadece reklam yaparsınız.

 

Merkel gelmiş, birileri karşı çıkmış. Bence de gelmesinde hiçbir beis yok. Kiminle masaya oturduğunuz değil, masada kimin hakkını savunduğunuz önemlidir. Ama birilerinin de buna karşı çıkma hakkı vardır. Karşı çıkana ‘mankurt’ deme hakkınız yoktur.

 

Öte yandan bu tayfanın 60’lardaki Devrim otomobilini ağzına almaya hakkı yoktur. Çünkü o, her şeye rağmen bir Türk mühendislik başarısıdır. Bir adımdır; sonu gelmemiştir; getirilmemiştir.

 

Sanayiciliği, yaratıcılığı kadar siyasetçiliğiyle de öne çıkan Nuri Demirağ’a atıfta bulunma hakları bulunmamaktadır. Zamanında Milli Kalkınma Partisi kurduğu için siyasetin kurbanı olan bir ismi, Cumhuriyet tarihi boyunca ne üretildiyse satan, ülkeyi yabancı cenneti haline getiren, hatta bunlardan ‘babalar gibi satarım’ diye söz eden, tarımda bile bu cennet vatanı ithal yuvası haline dönüştüren, bankacılıktan perakendeye tüm ülkeyi yabancı sermayeye devreden bir zihniyetin bugün kalkıp ‘milli’ olmaktan bahsetmesi anlaşılır bir durum değildir.

 

Farklı fikirde olanları hain sayanlar, ancak kendisiyle aynı fikirde olunması halinde demokrasiye inananlar, ortada küfür kıyamet gezerken, geçmişe dönük ‘yapmayın’ denilen her şeyi yapanların, bugün ‘saftık, kandırıldık’ demiş hali durumu kurtarmıyor.

 

Fikir ayrılığını benimsemeyenler, fikrini de bilgiye, bilime dayandırmadan, bir kişi istiyor diye oluşturanlar, fikir tartışmasına giremez. Girerse de ancak hakaret ederek bastırmaya çalışır.

 

Zaten yapılan da bu. Hukuksuzluk yapıp, hukuk engelliyor derseniz; bilim dışı davranıp, çelme takıldığını iddia ederseniz, gazla ekonomi yönetir, iflas edince dünkü ortaklarınızı lobi diye yutturtursanız, çevre katliamı yapıp bunu gelişme diye anlatırsanız bu tavrı kimse tasvip etmez. Ancak bunu bilgisi olmadan, sorgusuz sualsiz, sizin söylemlerinizi veri kabul edip peşinizden gidene anlatırsınız.

 

Onlar da dün teröristle masadayken de, mücadele ettiğinizi söylerken de, finansçı geçinip ülkeyi borca batıranlarla ortak olurken de, faiz lobisi dediğinizde de, darbe dediklerinde de, kumpas dediklerinde de ve benzerlerin tümünde siz ne derseniz, plak gibi onu söylerler. Muhakeme mi? Hak getire…

 

Devleti yönetenler ya da yönetmeye aday olanlar tribün kültürüyle tartışamaz. Tartışırsa da bunun adı fikir teatisi olmaz. Kimseye etik dersi verecek değilim; haddime de düşmez. Aranızda ne konuştuğunuz, nasıl konuştuğunuz umurumda değil. Ama kamuoyunun önünde nasıl tartıştığınız önemli. Farklı fikirde olmayı hakaret etmek için mubah görmekten vazgeçin, çünkü sokağa doğru iş şiddete kadar varıyor.

 

Şu an siyasette seviyesizlik tepe noktaya varmış durumda. Sonuç böyle olunca da, ortaya bugünkü gibi kakofoni çıkar; kimin ne söylediği anlaşılmaz. Biz de vatandaş olarak yeni bir ‘kandırıldık’ konusu ne zaman gelir diye bakarız.

 

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.