Kazım Çiloğlu – Gerçek tüketici ve siyasi gücü!

Kazım Çiloğlu

Her zaman düşünmüş ve şu soruyu kendi kendime hep sormuşumdur;

Gerçek tüketici kimdir ve bu tüketimin maddi büyüklüğü ile siyasette ki gücü bir biri ile uyuşuyor mu?

İlginç değil mi?

Eğer tüketici olarak bunu fark edip, gerekli ve bilimsel bir yönelişle bu tüketimi bilinçli hale getirebilirsek, siyasi gücümüzü de belki aynı düzeye yükseltip, siyasetten, tüketicinin her türlü sorunlarını çok daha çabuk ve istenilen şekilde çözüme kavuşturmuş olmaz mıyız?

Elbette oluruz.

Ama önce gerçek tüketici hangi kesimden oluşuyor onu bir ortaya koyalım.

Gelir düzeyi açlık sınırının altında olanları, tüketim mallarına maddi katkı payı yaratacak bir kitle olarak görebilir miyiz?

Kuşkusuz hayır…

Pekiyi üst sınırda ki varlıklı kesi mi?

Onlar içinde, koca bir hayır demek gerekir, neden mi?

Çünkü onların tüketimi çok seçici ve belirli marka ve mekanlarla kısıtlıda ondan. Belki harcama oranları çok yüksek, ancak toplumda ki sayısal oranları da, bir o kadar az! 

‘’Esas tüketici kitlesi ise işte bunun dışında kalan, daha çok orta sınıfı oluşturan, memurlar, işçileri de içine alan ücretliler, küçük esnaf ve bu gelir düzeyinde olan emekliler’’

Bu kitle aslında, kıt kanaat geçinen, kredi kartları ile ileriye borçlanarak bir nevi, eski bakkal veresiye defterlerinde ki alışveriş yöntemi ile tüketimini sağlayan kesim…

Bu gurubun yok olması ise en başta, tüketim ürünlerini sağlayan üretici kesimin ekonomik yönden zora sokmaktadır.

Nedir bu kesimler;

AVM’ler

Marketler

Giyim, kuşam

Sanayileşmiş tarım

Ve diğer kahverengi, beyaz eşya, mobilya, dokumacılık hatta ulaşım gibi benzer üreticiler ve hizmet sektörleri…

Düşünebiliyor musunuz?

Bu sektörler eğer ekonomiden koparsa, piyasalar ne olur?

Ya bu yansımanın siyasete etkisi?

İşte demokrasimizde, orta gelir gurubunu meydana getiren ve oy potansiyeli en çok olan kitle olarak, bu gücümüzü asla bir biri ile bağdaşır hale hiç getiremedik!

Sandık önümüze geldiğinde oyumuzu kullanarak siyasi haklarımızı savunduğumuzu sanırken, aslında üç yüz altmış beş gün ve yirmi dört saat, harcadığımız her kuruşlarla, bizim haklarımıza karşı oluşan siyasetin sermayesine hem de kendi ellerimizle katkı yapa geldik…

Bu bir ara o kadar gündeme geldi ve toplum tam bilinçlenmek üzere iken, paranın rengi olmaz denerek ve elden gelen küresel yöntemlerle, bilinçlerden siliniverdi…

Şu günlerde her nedense düşünen beyinlerde bu bakış açısı tekrar yeşermeye başladı!

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.