İMKB’de Yabancı Gibi Dans Edebilmek!

İMKB’de Yabancı Gibi Dans Edebilmek!

Her şeyden önce yabancı ile yerli müzik arasında gerek makamsal, gerekse çok seslilik gibi önemli farklar olduğunu hemen hepimiz biliriz. Çok seslilik genelde bizde çok sazla icra edilen müzik eseri olarak algılansa da, batı özelliklede klasik müzik de, üflemeli ve vurgulu her sazın ya da saz gurubunun ayrı bir bestesi vardır. Onlarca farklı bestelenmiş bu müzik aletlerinin çıkardığı sesleri ve işledikleri temaya göre anlatımı, bir orkestra şefi ile yapar ve ortaya başarılı bir eser sunarlar. Keza vals gibi, klasik müzik eşliğinde yaptıkları danslarda da, çok farklı makamlara ve mevkilere sahip kişiler olsa da, oyunun kurallarına ve sıralarına uyarlar. Eğer farklı bir figür yaparlarsa, bu hemen dikkati çeker ve bakışlar o tarafa yönlenir.

Bu örnekleri daha çoğalta biliriz ancak, birazda bizim kendi müzik icramıza ve buna karşı toplumsal tavrımıza bakalım. Bizde de klasik Türk müziği çok sazlı olarak icra edilir ama çok sesli değildir. Orkestradaki, kemanlar, klarnetler, darbuka ve tefler ara solo sunumlar olsa da, hep aynı tempoda ve birlikte çalarlar. Keza solistte bu ritme uygun müzik icra eder. O nedenle de bizim Türk klasik ve halk müziği şeflerimiz daha çok ritim üzerinde yönlendirme yaparlar. Her ne kadar bizde batı danslarını çok iyi yapıyor olsak da, batı örneği gibi klasik ve tek düze pek giyimi tercih etmediğimiz gibi her figürde bireysel farklar yaratarak diğerlerine göre değişik bir görüntü sergilemek isteriz.

Ama değişmeyen ve bize özgü bir eğlence yapımız vardır ki, kendi müziğimizi dinledikçe coşar, coştukça bonkörleşir, yemeğin sonuna yaklaşmamıza rağmen yeni siparişler verir, en dikkatsiz ve denetimsiz bir hale geldiğimizde ise ki bunu her ortamda ve seviyede ki orkestralarımız bilir! Halaylar, oyun havaları bir biri ardına sıralanır. İşte bu güzel ve final ortamında bilen bilmeyen, masasında o ana kadar oturan durgun ve ağır başlı insanlar bile, ortaya çıkar ya da çekilerek zorla dansa kaldırılır! Ama hepsi bir birinden çok farklı ve akıl almaz figürler sergileyerek, güzelce eğlenirler ve ceplerinde ne var, ne yok bir birlerinin anlına para yapıştırıp havalara atarlar(!)

Gelelim sadede.

İMKB’nin üçte biri yerli üçte ikisi yabancı. Yerlilerin çoğunluğu ise bireysel ve küçük sayılabilecek ve kısa süreli yatırımcılar. Yabancılar ise daha kurumsal, yerliye göre daha uzun ve birlikte hareket eden yatırımcı stratejisi izliyorlar.

Faiz, parite, döviz, tahvil, bono ve borsa gibi bir çok finansal enstrümanı bir arada ama farklı şekilde kullanabiliyor, aynı anda aralarında topluca ve bir şef yönetiminde uyumlu geçişler yapabiliyorlar. Biz ise her şeyi kuralına göre uygulasak, çok ama çok iyi finansal konumlara gelsek de, son anda ipin ucunu kaçırıp, yeni siparişler eşliğinde ortaya çıkıp, ne var ne yok? Döktürmeye, hülasa kendimizi dağıtmaya başlıyoruz.

Maalesef bu toplumsal zaafımızı da, en iyi yabancılar biliyor ve ortalık karışmaya, gürültü, patırtı kulakları tırmalamaya başladığında, daha dingin ve tenha köşelere çekiliyor, daha ucuz hesap ödeyerek, günlerini sonlandırıyorlar. Elbette ertesi gün hem ruhsal, fiziksel hem de parasal olarak, yeni güne daha güzel bir başlangıç yapmış oluyorlar!  Biz ise birkaç günde kendimize geliyor, sonrasında ise yaptıklarımızın muhasebesini anca yapabiliyoruz.

İşte bu yılın ilk iki çeyreği için bestelenen yabancı eser ve dans figürleri, daha Aralık ayında ki provalarda ortaya çıkmış, buna da değinmiştik. Hulasa yılın ilk iki çeyreği ya da ilk yarısına kadar dolar, faizlerde geçişler yaparken her yükselişte, borsada satışa geçecekleri, ama düşüşlerin dibinden de, alış yapıp, üçüncü çeyrekte, borsa alımlarını en yukarı çıkarıp, dördüncü çeyrekte ise gene bizler cümbür cemaat piste fırlamadan, güzel bir reveransla oyunlarını sonlandırıp, salondan alkışlarla ayrılacaklar.

Eğer hala bu oyunlara gelmeyiz diyenler varsa? Kendileri bilirler, ancak finans piyasasının, her türlü enstrümanının üçte ikisini, yabancıların çaldığını bile, bile kendi şarkısını söylemeye, dansını yapmaya çalışanlar ve salonu en son terk edenler, elbette kalan hesabın, tamamını ödemek zorunda kalacaklarını da kabullenmek zorundadırlar.

Kazım ÇİLOĞLU

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir