Çetin Ünsalan – Bak yine ‘komplo’ diyecekler

Çetin Ünsalan

Türkiye’nin geleceği ile ilgili ne yazdıysak, hepsine ‘komplo teorisi’ deyip çıktılar. Ama gelinen süreçte ekonomiden siyasete her birinin tek tek gerçekleştiğini görüyoruz. Her ne kadar birileri her alanda saflıktan bahsetse de, bu kadar saflık normal değil.

Bu modelle ekonomi batar dedik; batma noktasında… ‘Gelen parayı yersek Türkiye’yi çeviremeyiz, üretmek lazım’ dedik; üretimden bahseder oldular ama çok geç. Açılım diye ortaya çıktıklarında ‘içini doldurmazsanız, tehlikedir’ dedik; ‘herkes içine bir şey atsın’ dediler.

‘Komşuların içişlerine karışmayın, dönüp bize vuracak’ dedik; naylon kahramanlık gölgesinde sahte Osmanlıcık oynadılar; bugün iki uçlu değneğin tam ortasındayız. Aklınıza ne gelirse, ne uyarı yapıldıysa ‘komplo’ olarak nitelendirdiler ve Türkiye’nin fotoğrafı ortada…

Şimdi bir kez daha olacak olanı yazıyorum. Eminim ki buna da komplo diyerek işin içinden çıkmaya çalışacaklar. Ama parçaları yerine oturttuğunuzda ve bir yapıyı ciğerine kadar tanıdığınızda olası sonuçları görmek için, müneccim olmanız değil, neden sonuç ilişkisini harekete geçirmeniz yetiyor.

Yeni olay topraksız köylü sayısını artırmak ve yabancılara Türk tarımını tamamen teslim etmek sonucunu doğuracak bir nitelikte… Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışından bahsediyorum. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek duyuru yaptı. Olay şu:

“Şimşek, Hazineye ait tarım arazilerini satın alma hakkına sahip vatandaşların ellerini çabuk tutması gerektiğini belirterek, ‘Başvurusunu en geç 27 Nisan 2015’e kadar yapmayanlar, haklarını kaybedecek. Çiftçimizi, topraklarına sahip çıkmaya davet ediyorum. Bu tarihi bir fırsattır, kaçırmasınlar’ dedi.”

Ne var bunda diyeceksiniz? O zaman parçaları birleştirelim. Öncelikle Türkiye’de çiftçinin, köylünün borçlu yapısı bunlara sahip olmak için kredi almaya olanak tanımıyor. Ayrıca istenen fiyatların da 2B sırasındaki uygulamayı göz önüne alırsanız ‘sor alma’ tarzında olduğunu söylemek gerekiyor.

Nitekim çiftçiler ile konuştuğunuzda da bunu doğruluyorlar. Bugün itibariyle uluslararası perakende zincirlerinin ağına düşürülen üretici açmazlarına çözüm beklerken, diğer tarafta feodal yapı gereği topraksız köylüler gerçeği ortadayken toprakları olanların da kaybetme riski ile karşı karşıyayız.

Paraya sıkışan ekonomi yönetimi, üç kuruş parayı kasaya koymak için değil de, Türk tarımını geliştirmek için bunu yapıyor olsa, önce dünyadaki örnekleri gibi kooperatif mantığı içerisinde yapılanmayı tamamlaması gerekirdi.

Ama yok haraç mezat toprakları satacaklar. Diyecekler ki ‘Biz size süre verdik almadınız.’ Oysa ne fiyatlar, ne de süre gerçekçi değildi. Doğru tanım almadılar değil, alamadılar olacak. Ama iş işten geçecek.

Peki resmin en büyük parçası ne? Geçtiğimiz günlerde, Ağustos 2014’ün başında BDDK, 2001’den beri temsilcilik düzeyinde Türkiye’de olan Hollanda menşeili bir bankaya, Rabobank’a 300 milyon dolar sermayeli banka kurmak için izin verdi.

Tarımsal faaliyetlerin öne çıktığı bankanın hedef kitlesini ise tarım sektöründe faaliyet gösterecek kurumsal işletmeler oluşturuyor. Peki aradan bir ay geçince 10 Eylül 2014’te bu köşede ne yazmışız, onu hatırlayalım:

“…bu durum, önümüzdeki süreçte, dağınık olan ve toparlanamayan köylünün elinden topraklarının gittiği, sahipsiz bırakıldığı için ne yapacağını bilemediği ve borçları üzerinden belki de yok pahasına satılan topraklar gerçeğini önümüze koyabilir…”

Geldiğimiz noktada ise bu işi başlangıç düdüğü çalınmıştır. O çiftçiyi ya bugün kurtaracaksınız ya da yok pahasına satılan tarım arazilerinde yabancılar iş yapacak, biz de kendi toprağımızdan çıkanı, ithal ürün gibi yiyeceğiz.

Maliye’nin bu satımı durdurması ve üreten çiftçiyi kooperatif mantığıyla yapılandırarak, tarım topraklarını Türk insanında bırakması gerekir. Aksi takdirde dün komplo denilen, yarın felaketimiz olacak.

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.