Çetin Ünsalan – Girdi tedariği stratejisi

Çetin Ünsalan

Türkiye büyük bir fırsat yakaladı. Sorunlarımız bir tarafa, çözümü konuşacaksak ve faturayı azaltacaksak doğru bir adımın arifesindeyiz. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Ekonomi Bakanlığı’nın Girdi Tedariği Stratejisi’nden yola çıkarak bir çalışma başlattı.

İlgili STK’ların da, akademisyenlerin de dahil edildiği, Bilişim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile işbirliği içerisinde ortak bir çalışma başlatılıyor. Bu kapsamda Türkiye’nin girdi tedariğindeki dışa bağımlı fotoğrafına mercek tutulacak.

Daha da önemlisi bulgular, tüketim noktasındaki reel sektör mensuplarına da bilgilendirme yoluyla sürekli paylaşılacak. Gerçekten yerli üretim adına atılmış önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.

Daha önce Yerlileştirme Kurulu ile ilgili yaptığım eleştirilerde, reel sektörü işin içine almadan, tepeden inme kararlarla üretimde yerli payını arttıran bir yapı ortaya çıkaramayacağımızı belirtmiştim. Bu nedenle oluşturulan platformu ve yapılacak çalışmayı kıymetli buluyorum.

Sadece başlangıç olarak bazı sektörlere odaklanılmış. Bu kapsamın mutlaka genişletilmesi gerektiğine inanıyorum. Hatta daha temelde sağlıklı bir envanter çalışmasıyla kalıcı bir eylem planı çıkarılmasını, işin inisiyatiften çıkarılarak, bazı teşviklerle de desteklenmesi gerekir.

2017 yılı dış ticaret rakamlarına baktığımızda 77 milyar dolara dayanan ve TL bazında bize maliyeti 289 milyar TL, yani 289 katrilyona dayanan dış ticaret açığımız, durumun aciliyetini ve yapılan çalışmanın ne kadar önemli olduğunu açıkça anlatıyor.

Bazen dünyadaki kriz ortamları zorluklarla beraber, doğru işleri yaparsanız fırsatları da getirir. Türkiye bu işi slogandan öteye götürür ve samimiyetle, üretim yapısını yerlileştirebilirse çok önemli bir yol almış olacaktır.

Elbette sadece mevcut üretimlerini yaparken, girdilerinizi, tedarikinizi yerlileştirerek sorunu çözemezsiniz. Mutlaka katma değer sağlayan yeniliklere ya da ürün geliştirmelere imza atmanız gerekir.

Bu açıdan da bakıldığında, oluşturulan platformun ortak ar-ge vurgusunu önemsiyorum. Bizler her firmamızın araştırma geliştirme yapmasını istiyor, bunu dile getiriyor; ama hayatın gerçeğini göz ardı ediyoruz.

KOBİ’ler bir tarafa büyük işletmelerin bile mevcut finansman yapısı içerisinde bu alana aktaracak yeterli kaynağı yok. O zaman ar-ge enstitüleri sistemini gündeme taşımalıyız. Belki bu platform daha sonraki aşamada bunu da tartışmaya açar.

Bu enstitüler bağımsız, gizlilik esasını ortaya koyan, bilimsel namus içerisinde çalışmalar yürüten ortak hizmet alım noktaları olur ve üretici buraya hizmet almak için başvurursa süreç hızlanabilir. Gücü ar-ge departmanı kurmaya yetmeyenlerin buradan hizmet alması sağlanabilir.

Şüphesiz proje yarışmalarla, mucit ile yatırımcıyı bir araya getiren yapılanmalarla desteklenmeli ve özendirilmelidir. Bir de bu yapılanma içerisinde kamu, mutlaka düzenleyici olmalı. Yani yönetim tutkusunu kenara koyup, yönlendirici ve hakem hüviyetine bürünerek, ihtiyaçları karşılayan kısımda durmalıdır.

Çünkü Ankara bürokrasisinin ihtiyaçları ve açmazları doğru okuduğundan şüpheliyim. Taşın altında eli olanların daha çok söz sahibi olduğu, ekonomi yönetiminin destekleyen ve politikaları düzenleyen yapıda kaldığı bir ortam sağlanmalıdır.

Hatırlıyorum da yıllar önce sanayi envanteri konusunda TOBB’un görev talebi olmuş, ilgili bakanlık yetkisini elinden kaçıracak diye yapılanmaya sıcak bakmamıştı. Oysa biliyoruz ki kamuya bilgi vermek istemeyen işletmeler, TOBB’a doğru bilgiyi verebilir ve bunlar da elektrik tüketiminden kontrol edilebilir.

Sözün özü şu: Bence doğru bir adım atılıyor. Fakat bunu komplekslerden uzak, yetki kavgasına karıştırmadan, ortak bir hedef yolculuk yaparsak sonuç alırız. Aksi takdirde yine havanda su dövülür ve sonuçsuz kalır. Türkiye’nin artık bu vakit kaybına tahammülü yok.

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.