Kazım Çiloğlu – Petrolün düşmesi ‘’eko-kriz dilaltı’’!

Kazım Çiloğlu

Petrolün düşmesi ‘’eko-kriz dilaltı’’!

Dil altını tansiyon ve kalp hastaları ve onların yakınları çok iyi bilirler. Ani krizlerde ve hayati durumlarda, hasta ya da yakını hastanın dilinin altına bu dilaltı hapını koyar ve doğru ilk yardıma…

Petrol varilinin 1990’lı yıllardan bu yana 120$ kadar yükselmesi ve uzun süre bu fiyattan satılması, ne petrol arzının azalmasından nede üretim ya da çıkarma maliyetinin artmasından kaynaklanmıştı! Varsa yoksa gündeme, bence sanal bir senaryo üzerinden ABD tarafından sahneye konan ve kah İran kah güney Amerika da ki Amerika siyasetine güya ters tavır alan, ülke liderleri ile yaratılan tartışmalar ve gerginliklerle, dünya tabiri caiz ise ütüldü!

Petrol ithal eden ülkeler ki bizde bunların içinde önde gelenleriz, çalıştık çabaladık ama tüm kazanımlarımızı enerji ve elbette petrole yatırdık. 1999-2002 Ecevit hükümetleri döneminde, yıllık dış alım yaptığımız ‘’ortalama 25 milyon ton petrole’’ ödediğimiz, petrol varili 25$ iken, her yıl kademeli artışla, 120$ buldu! Sadece ülke bazında, hiçte azımsanmayacak, fazladan(!) milyarlarca doları, aynı miktarda ürüne gıkımızı çıkarmadan, bahşiş verir gibi ödedik!

Bu meblağlar, rakamlara döküldüğü zaman, on iki yıl içinde, özelleştirmelerden elde ettiğimiz ve öğün düğümüz rakamlardan çok daha yüksek olduğu ve hiçte küçümsenmemesi gerektiği görülecektir.

Her zaman söylediğim gibi sadece ‘’madalyonun değil, rakamlarında diğer bir yüzü vardır.’’ O kadar özelleştirme yaptık, neden hala dış borcumuz düşmedi? Diyenlere de, sadece bu örnek rakamlar, yeterli bir yanıt olacaktır.

Tekrar edelim, AB dahil tüm gelişmiş, gelişmekte olan ya da, az gelişmiş ülkeler petrol üreticileri tarafından sömürülmüş ve de ütülmüştür.

Gene iyi dayandılar…

Traktör, deposuna koyduğun yakıt, mahsule kullandığın gübre ve ilaç fiyatları, diğer enerji üretim maliyet artışları ve de aşırı vergiler, tarımsal ve hayvansal ürünler de, nerede ise petrol fiyatları ile bire bir bağımlı artış sağlamayınca, milli kazanımlarımız, tümden petrole gider olmuş, tarım sektörü de  kırsaldan şehirlere göçe yönelmişti…

Diğer yandan, dolaşımda ki özellikle de Amerikan dolarının çoğalması, ABD ye nefes aldırırken, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler de, ayrı bir olumsuzluk yarattı!

Durduk yerde, ceplerine fazladan dolar giren petrolcüler, gelişmekte olan ülkelerden, arazi, bina, fabrika, banka, üretim ve hizmet tesislerini, yerel eski fiyata(!) kapattılar.

Tehlike, tarım ve hayvancılığa geldi dayandı. Artık Yok öyle beş kuruşa bir okka domates ya da bir çimdik et! Sloganlarını, küresel temelde, tarım kesiminden de duyulmaya ve dünya ciddi bir beslenme krizi ile karşı karşıya kalma korkusu içine girdi..  

Diğer yandan kaya kazı, fazla dolarların geri çekilmesi, füzyon gibi yeni enerji kaynaklarının önemli gelişmelere gebe oluşu ve en önemlisi, AB ülkelerinin banka stres testlerinin, yansıyandan daha kötü olma ihtimallerinin olasılığını(!)gören petrol ve sanayi devleri, anladılar ki;

”Dünyanın top yekun bir eko -krizin içine girebileceğini ve dünya da bir büyük eko kaos yaşanırsa? Bunun altından kimsenin kalkamayacağını ve ellerinde ki aşırı nakdi birikimlerin, ‘’paranın karın doyurmadığı’’ ya da ‘’paranın yaşam kurtarmadığı’’ gerçeği ile karşılaşacaklar…”

Bu nedenle ”eko-kriz dilaltını” dünya ekonomisinin ağzına atıverdiler…

Her kes bir oh çekti! 

Bizde ise, bir yandan sanki üretime dayalı bir başarı sağlamışız gibi, ekonomimiz gene mesnetsiz ve istinat sız  havalanırken, içeride enerji fiyat düşüşleri, azıcık, azıcık yapılarak, hem ÖTV hem de KDV den alına yüksek vergi geliri ile dış fiyat düşüşleri ile birlikte de, çifte getiri sağlanıyor!

Düşüşlere sevineceğimize, nedenlerini araştırıp, ucuzken mal kapatmaya ve tüm gücümüzle enerji tasarrufuna yönelip, kendi kaynaklarımıza en uygun ve en temiz enerji üretmenin bilimini, ilmini ve teknolojisinin yollarını araştıralım…

Unutmayalım;

Yananla yenene dağlar dayanmazmış…  

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.