Çetin Ünsalan – Tarladan sofraya operasyonu

Çetin Ünsalan

Türkiye ekonomisindeki sorunların halledilmesi için, en kritik rolü olan sektörlerin başında tarım geliyor. Hem uluslararası alanda kabul görmüş, geleceğin en stratejik ve katma değer üreten rolü nedeniyle, hem de nüfusumuzun önemli bir bölümünün buradaki gelişmelerden direkt etkilenmesi sebebiyle…

 

Fakat son yıllarda hızla üretenin cezalandırıldığı, ithal ikameli bir sektör haline dönüştü. Üreten ile tüketen arasındaki fiyat makası o denli açıldı ki, her iki kesim de mağdur oluyor. İlgili kurumların verilerine göre rafta 5 TL’ye aldığımız bir ürünün bedelinin sadece 1 TL’si üretenin cebine gidiyor.

 

Tam bir aracılar istismarı yaşanıyor. Şimdi bakanlık harekete geçti ve haftanın bir günü çiftçiye ait olmak üzere köy pazarları girişimini başlatıyor. İyi niyetli, güzel ama sonuç vermez. Bu işin birkaç boyutu var.  Öncelikle aracının kim olduğunun tanımının iyi yapılması gerekiyor.

 

Çünkü dağıtım kanalı zincirini kırdığınızda, karşılığına doğru yapılanma koymuyorsanız, bir süre sonra bu alan çiftçiyi uluslararası veya yerel büyük alıcıların kapanına düşürüyor. Rami operasyonunda üç beş şirketin, bu alanı devre dışı bırakarak, bugün çiftçiyi nasıl hacizli hale düşürdüğüne şahit olduk.

 

Haftanın bir günü köy pazarı ise iyi niyetli bir girişim ama tek başına çözüm vermez. Burada mutlaka baştan sona etkin bir yapı kurulması lazım… Daha önce yazdım, ama tekrar tekrar alternatif bir yapılanmayı hatırlatmakta fayda var. Bu yüzden kaleme aldığım Ekonomik Kurtuluş Savaşı Projesi’nin bu bölümünü paylaşma ihtiyacı duyuyorum.

 

“Öncelikle köylerimizin modern köyler haline getirilebilmesi için 300 adet ihtisas köyü kurulmalı. Bu köylerin üretim, pazarlama ve turizm amaçlı kooperatif kurmaları teşvik edilmelidir. Kurulacak bu köy kooperatiflerinin bir araya gelerek Köy Koop. Birlikleri kurmaları sağlanmalıdır.

Köy Kooperatif Birlikleri’ne ait, devlet karayolları üzerinde, imal ettikleri ürünleri sergileyebilecekleri ve pazarlayacakları ihtisas köyleri kurulmalıdır. Bu projenin Atatürk’ün hedefleri arasında olduğu da, hatta çiziminin de yapıldığı görülüyor.

İhtisas köyleri için belirlenecek yerlerin kamu tarafından tahsis edilmesi ve içinde; Köy Enstitüleri benzeri yatılı ziraat meslek liselerinin bulunması, kültür ve sanat merkezlerinin olması, sağlık merkezlerinin yer alması, dinlenme tesisine ve akaryakıt istasyonlarına sahip olmaları sağlanmalıdır.

 

Tarımda ikinci adımı ise modern tarım ve hayvancılığa dayalı sanayilerin kurulması oluşturuyor. Köy Kooperatifleri Birliği tarafından 150 tane modern ve organik tarıma dayalı sanayi, 150 tane de modern ve organik hayvancılığa dayalı sanayi kurulmalı.

 

Bunların kurulması teşvik edilirken, bu amaçla belirlenecek yerler kamu tarafından birliklere tahsis edilecek. Elbette bu aşamada kooperatif ve birlik yasalarının yenilenmesi gerekiyor. Almanya’daki Ulusal Tarım Birliği DGRV örnek olarak incelenebilir.

Almanya’daki Raiffeisen Tarım Birliği’nin 560 bin üyesi var. Süt ve süt ürünleri imalatı yapıyor. Kendi bankasına sahip (Raiffeisen Bank). Kendi eğitim merkezleri bulunuyor ve üyelerine eğitim ve sertifika veriyor. Kendilerine ait dış ticaret şirketleri var. Yani ihracatı kendi gerçekleştiriyor ve en önemlisi yine kendine ait dış temsilcilikleri mevcut.

Sistemin bir üçüncü ayağını da organize modern tarım ve hayvancılık bölgeleri oluşturuyor. Tarım ve hayvancılık için ayrı ayrı kurulacak bölgelerdeki imalatlar, üretici birliklerine ait uluslararası pazarlama ve dış ticaret şirketlerinin kurulmasıyla satılmalıdır.

Tarım bölgelerinde; arazilerin birleştirilerek belli büyüklüklere ulaşılmasının teşvik edilmesi gerekiyor. Farklı büyüklük dilimleri arasındaki araziler için özel teşvikler hazırlanmalıdır. Modern tarım, modern meyvecilik ve modern sebzecilik usullerinin uygulanacağı, uluslararası standartlarda mamullerin imal edileceği organize tarım bölgeleri oluşturulmalıdır.

Hayvancılıkta da büyükbaş hayvanların bir araya getirilerek modern tesislerde hayvancılık yapılmasının, uluslararası standartlara uygun üretimlerin teşvik edilmesi gerekiyor.

 

Yine kooperatif birlikleri aracılığıyla balık sahalarının envanterinin çıkarılması, balıkçılık politikası uygulanması, üretim çiftliklerinin yine kooperatifler aracılığıyla işletilip, satışının gerçekleştirilmesi temin edilebilir. Ayrıca ürünlerin soğuk muhafaza ve taşımacılık zincirleri ile pazara ulaşımını sağlayacak sistemlerin de kurulması sağlanabilir.

Bunlar için gerekli kaynak ise insan kaynakları açısından bakıldığında üniversitelerimiz ve meslek liselerimizden, mali kaynak adına da Ziraat Bankası üzerinden aktarılmalıdır.
Proje çerçevesinde miras yoluyla arazilerin sürekli küçüldüğü ve üretimin düştüğünden hareketle Miras Hukuku’nun yenilenmesi gerekiyor.

 

Ayrıca hisseli tapulara bankalar ipotek koyamadığı için kredi veremiyor. Tarım Bakanlığı da tüm arazide ekim yapılmadığı için teşvik primi veremiyor.  Sonuçta üretici birlikleri ile ilgili yasanın yenilenmesi ve siyaset dışı olacak biçimde yeniden hazırlanması ihtiyacı da gündemde bulunuyor.”

 

İşin özü; üreteni musluğun başına geçirmez ve doğru yapılanmalarla pazara hakim kılmazsanız, fındığınızı Ferroro gelip alır;  çikolata yapıp size satar. Yine denetimsiz bırakırsanız, sektör mensubu olmayan tüccarlar gelip, üretenin üzerine basıp, tüketiciyi de sömürür.

 

Dedim ya niyet iyi; ama sonuç almak için daha kalıcı şeyler tartışmak gerekir. Bu haliyle yaklaşım, AVM’lerin öldürdüğü esnafa AVM’den yer verip çözüme ulaşacağını sanmaktan farklı değil. Çözüm mü? Önce üretmeden tarım ülkesi olamayacağımızı anlayın. Gerisini zaten uzmanlarla ve sahadaki adamla tartışarak çözersiniz.

 

[email protected]

 

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.