Çetin Ünsalan – Temenniyi bırak; gerçeği konuş

Çetin Ünsalan

Dünya ekonomisi daralmaya paralel yeni stratejileri masaya yatırırken, biz yine resmi okumadan, ezber üzerinden yürümeye çalışıyoruz. Eğer G20 Zirveleri’ndeki sözleri esas alır; gerçeklerle yüzleşmez isek, sanırım yine bizi bekleyen son, rahmetli Ecevit’in deyimiyle ‘Onlar ortak, biz pazar olacağız’ kapısına çıkıyor.

 

ABD’nin gerek Avrupa ile gerekse de Pasifik ülkeleriyle yürüttüğü serbest ticaret anlaşması, Rusya, Çin, İran ekseninde kurulan ekonomik paktlar, klasik anlamda olmasa da dünyanın hızla korumacılık politikasına doğru yürüdüğünü gösteriyor.

 

Zaten uluslararası pazarın daraldığı dönemlerde bu kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkar. Herkesin tek bir hedefi vardır. Başkasına daha çok mal satarken, iç piyasasına kendi ürünleriyle hakim olmak.

 

Ekonomi Bakanlığı’nın sektörlerin talebiyle belli başlı alanlarda ek gümrük vergileri uygulamaya koyması ne kadar doğru bir hareket ise, yaklaşımların halen dünya gerçeklerinden uzak tavırları işaret etmesi de o kadar tehlikeli.

 

B20 Toplantısı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı global ekonomiyi kast ederek, ülkelerin rekabetçi devalüasyondan uzak durmasını ve korumacılıktan kaçınmasını söyledi.

 

Bu gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere tavsiyesinden başka bir şey değil. Kendileri tam tersi uygulamalar yaparken, diğerleri pazar olma özelliğini bozmasın diye bu tip söylemler geliştiriyorlar.

 

Merkez Bankası Başkanı temennilerini bir kenara bırakmalı. Aksine bu tip gelişmelerin ekonomi üzerinde yaratacağı etkiler konusunda ders çalışmalı ve yarım yamalak bilgisiyle ekonomiyi yönetmeye çalışan siyasilere gerçekçi tavsiyelerde bulunmalı.

 

Dünya korumacılıktan kaçınmalı. Güzel temenni… Herkes de hemen bu söze uymak için sırada bekliyor zaten. Fakat gerçek bu değilse, bizim bir takım önlemler almamız gerekmiyor mu? Yerli üretimi gerçekten desteklememiz, onu geliştirecek metotları uygulamaya koymamız, alışagelindiği üzere kumar ekonomisine artık sırt çevirmemiz gerektiği bir sürece girdik.

 

Fakat korumacılığın eskiye oranla farklılaştığını, bölgesel birlikteliklerin öne çıkacağını görmezden gelerek bu yaklaşımın içine girersek, gelen geçenden dayak yemekten başka çaremiz de kalmaz. Atatürk’ün zamanında oluşturduğu paktların hem siyasal hem de ekonomik gerekçeleri vardı.

 

Bu yapılanmayı tekrar okumalı ve günün koşullarına uygun halde yeniden bir politika belirlemeliyiz. Rekabetçi devalüasyona gelince… Çin’in yaptığı bundan farklı bir yöntem değil. Merkel’in ABD ile serbest ticaret anlaşmasını 2016 sonrasına bırakma talebi, kendi ihracat sahasını güvence altına almanın anlamını içeriyor.

 

Merkez Bankası temennileri bir kenara bırakıp, elde kalan üç kuruş dövizi boşa harcamamanın, siyasetin günlük hesaplarının kurbanı olmamanın yollarını aramalı. Dünyada herkes kendi derdine düşmüşken, Başçı şunu açıklasın: Bırak onları; gerçeğe bakıp, sen ne yapacaksın onu söyle. Mesela işe kamu kurumlarının görev zararlarına neden olacak akılsız projeleri desteklemesini eleştirerek başlayabilirsin. Siyaset mi? Onun zaten yatacak yeri yok.

 

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.