Çetin Ünsalan – Anlamayana masal, anlayana ders

Çetin Ünsalan

Türkiye’de şu an yaşananlara bakıyorum. Ucuzlaşan bir siyaset yapısı, işsizliğin devam edeceği söylemi, enflasyonu çaresine yönelik, uydurma ve aklınıza gelebilecek her türlü günübirlik açıklama. Bu nedenle eskiye dönüp, bu iktidara ve muhalefete anlatamadığımız bir şeyin tekrar altını çizmek gerekiyor.

 

Ben de ‘Türkiye neden işsiz’ başlıklı 17 Ağustos 2009 tarihli yazımı, can alıcı Nuri Demirağ hikâyesini kapsayan bölümüyle tekrar siyasetçilerin önüne koymak istedim. Dikkatinizi çekerim biz bunları anlatırken, Babacan başta tüm ekonomi yönetimi, bugünkü üretim söylemlerinin aksine, sıcak paradan ve öneminden dem vuruyordu.

 

Hamasetin bini bir para olduğu, bakanın yerli otomobil üretim tarihi açıkladığı, ama hiçbir gerçekçi çalışmanın olmadığı ve bir dizi ekonomi palavrasının sıkıldığı ortamda, umarım yarın için hem ekonomik, hem de siyaseten ne gerektiği konusunda fikir verir. İşte yazımın o bölümü:

 

“…Peki yıllardır tartışılmasına rağmen, neden Türkiye ekonomisi bu durumda ve işsizlik büyüme halinde bile ortadan kaldırılamıyor? Çünkü Türkiye ekonomisi eşittir kumarhane… Herkes kumar oynuyor.

 

Üretim lafta çok önemli gösteriliyor, ama kimse buna öncelik vermiyor. İmalat sanayinin yapısı ile kimse ilgilenmiyor. Ne üretirseniz üretin, teknolojisini de beraberinde geliştirme zorunluluğu dile getirilmiyor. Daha önce Devrim Arabaları ile ilgili Türkiye’nin bir kırılma noktası yaşadığını sizlerle paylaşmıştım. Bugün de başka bir kırılma noktasını aktaracağım.

Bahsedeceğim isim Nuri Demirağ…

 

Birçoğunuza soyadından dolayı aşina gelecektir. Sanatçı Melike Demirağ’ın dedesi… Ama sadece o kadar değil. Sivaslı bir Anadolu Çocuğu’nun hayatından bazı kesitler sunacağım ki, Türkiye’nin üretim mantığını yakından ilgilendiriyor.

 

1918 yılında, Maliye’nin Tatavla Şubesi’ni denetlerken işgalcilerin hakaretine uğradı. Memurluktan istifa etti. Yabancıların tekelinde olan sigara kâğıdı işine girdi. İlk Türk sigara kâğıdı yapımını başlattı. Ürettiği sigara kâğıdına “Türk Zaferi” adını verdi.

 

1931 yılında, Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak Boğaz Köprüsü projesini yaptı. Amerika’dan uzmanlar getirtti. 4 yıl süren araştırmalarının sonucunda hazırladığı projeyi Salih Bozok, Atatürk’e götürdü. Atatürk çok beğendi. Hükümete gönderdi. Hükümet reddetti.

 

1933 yılında, Divriği’ye enerji sağlama planlarını yaparken (1966 yılında ele alınan) Keban Barajı projesini ilk kez dile getirdi. Bursa’da Sümerbank Merinos Fabrikası’nın yapımına başladı.

 

1934 yılında, yabancıların tekel oluşturarak çimentoyu 33 liraya satmaya başladıklarını görünce, çimento fabrikası kurmak istedi. 13 liraya satmayı önerdiği halde fabrika kurmasına izin verilmedi. Adres yine hükümetti…

 

1936 yılında, Beşiktaş Nuri Demirağ Uçak Atölyesi’nin temeli atıldı. Divriği’de yapılacak olan fabrika için çalışmalara başladı.

 

1937 yılında, Karabük’te Demir Çelik fabrikasının yapımına start verdi.

 

1938 yılında, Türk Hava Kurumu, 65 uçak satın almak için sipariş verdi. Türk Hava Kurumu Nuri Demirağ’a verdiği uçak siparişini iptal etti. Olay mahkemeye yansıdı. İki ayrı bilirkişinin olumlu rapor yazmasına karşın THK uçakları almadı.

 

1939 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde bir Uçak Mühendisliği bölümünün açılması için öncülük etti. Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirdi.

1941 yılında, ilk uçuşunu pilot olarak yetiştirdiği oğlu Galip Demirağ’ın kullandığı uçakta yaptı.

 

1942 yılında, yapımcılığını üstlendiği Sivas Çimento Fabrikası hizmete girdi. Hükümetten gereken desteği alamayan Nuri Demirağ’ın Divriği’de yapmayı planladığı Gök Üniversitesi, 100 bin kişilik Sanayi Kenti, Örnek Köy Projeleri kâğıt üstünde kaldı.

 

1944 yılında, Nuri Demirağ’a ait Uçak Pisti, Fabrika ve Etüd Merkezinin bulunduğu alan istimlâk edildi. Ürettiği Nu.D 38 adını taşıyan çift motorlu 6 kişilik yolcu uçağı yurt dışında büyük ilgi gördü. Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alındı.

 

1945 yılında, siyasete atıldı. Milli Kalkınma Partisi’ni kurdu. Türkiye’nin çok partili yaşama geçişini başlattı. “Ekonomik ve sanayi alanında kalkınmamış uluslar, siyasi bütünlüklerini de sağlayamazlar” dedi ve bu nedenle partisinin adını Milli Kalkınma Partisi koydu. 38 maddelik parti tüzüğü bugün bile önemini koruyor. İşte tüzükten seçmeler:

 

“Çeşitli görüşlere bürünerek soysuz bir ruh hali taşıyanlar, sözü ile işi arasında çelişki bulunanlar, ilkelerimize aykırı ve ülkenin zararına yabancılar çıkarına hizmet edenler, halk arasında kötü ad ve ünle tanınanlar, memurluk görevlerini kötüye kullananlar, benzer durumda olup katılmak ve yol göstermek yoluyla çıkar sağlamak zannı altında bulunanlar partiye alınmazlar. (…) Öğrencilerin yetenekleri göz önünde bulundurularak her gencin eğitimine yeteneklerine göre yön verilecektir. Eğitimde uzmanlık ortaokuldan sonra başlayacak ve lise kısmına ilişkin gerekli bilgiler meslek dersleriyle birlikte okutulacaktır. (…) Meslek okulları açılacaktır. Öğretmen kitlesine hak ettikleri en yüksek yer sağlanacak, aynı zamanda öğretmen kitlesi maddi refah bakımından geçim derdi düşüncelerinden kurtarılacaktır. Devlet örgütü taklitler üzerine kurulmayıp gerçek gereksinimlere göre kurulacak, adama göre iş değil, işe göre adam ilkesi izlenerek devlet genel kadrosu ıslah edilecektir. Bürokrasi kaldırılarak halkın işi çabuk görülecek, işleri geciktiren ve karıştıranlar yetkin değilse, sınıf ve rütbesi indirilecek ya da işine son verilecektir. Kasıtlı, bilerek yapılmışsa şiddetle cezalandırılacaktır. (…) Paramıza değer kazandırmak yoluyla bolluk ve ucuzluk sağlamaya çalışacağız.”

 

Aslında bunlar hayat hikâyesinden sadece bazı satır başları…

 

Hikâyesinin en ilginç yanı ise ilk özel uçak fabrikasının sahibi olması… Şimdi Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nin olduğu yerde kurulu fabrikanın üretimi, dönemin hükümeti tarafından yasaklandı. Gerekçesi ise uçak üretimin Türk Hava Kurumu dışında yapılamayacağıydı.

Fabrikayı THK’ye devretmeyi önerdi. Personel olarak çalışmayı teklif etti.

 

Tek istediği fabrikanın kapanmamasıydı. Çünkü mantığı şuydu: “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem tayyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir.”

 

Ama siyasete atılırken yanına aldığı isimler, ortaya koyduğu projelerden daha çok rahatsızlık yaratmıştı. Son derece iyi bir Atatürkçü idi, ama siyasetçi İnönü’nün hışmına uğradı.

Gelelim en başa… Türkiye işte bu nedenle işsiz… Ne ekonomik kriz, ne de global soygun… Her 5 yılda bir kriz yaşamamızın temelinde bu mantığa sahip çıkmamak yer alıyor.

Şimdikiler mi? Nuri Demirağ gibilerinin yanında onlara sadece kurpiyer diyebilirim.”

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.