Çetin Ünsalan – Cari açık çarpıntısı

Çetin Ünsalan

Morgan Stanley, Türkiye’ye cari açık uyarısı yaptı. Cari açık dediğiniz aslında bildiğiniz ekonomideki zarar anlamına geliyor. Kuruluş, gelişmelerin ekonomimiz açısından yukarı yönlü bir açık riskini barındırdığını söyledi. Şimdi bu kıskançlıktan mıdır bilinmez ama, bu sefer uyarının satır araları, eskisinden biraz daha riskli.

Türkiye’nin cari açık probleminin ağırlıklı olarak dış ticaret dengesizliğinden ve ekonomik modelinden kaynaklandığını her fırsatta aktarıyorum. Yıllardır bunu söylerken, birilerinin ‘finanse edildiği sürece cari açık sorunu değil, büyüyen bir ekonominin göstergesidir’ masalını dinledik.

Bir şekilde ülkeye para girerken sorun gün yüzüne çıkmıyordu. Fakat söylendiği gibi de değildi. O güne has verdiğiniz açıktaki yapı, günü kurtarırken, ancak geleceğe yönelik ipotek yaratmaktan öteye anlam taşımıyordu. Dinlemediler; açık vermekle ve bunu finanse etmekle övündüler.

Oysa üretim yapımız içerisindeki tehlike bas bas bağırıyor ve alarm veriyordu. Süreç içinde dünyada dengeler tersine dönünce, daralmaya paralel bu kez de cari açık gerilemeye, ama maliyeti yükselmeye başladı. Bu durumda da yine maliyeti göz ardı ettiler ve ‘bakın cari açık düşüyor’ diyerek övünmeye başladılar.

Yani dün övündükleri riskin düşmesiyle övündüklerini göremeyecek kadar kör olmuşlardı. Daha acısı da bu süreç içinde, yani ne dün, ne sonrasında bu yapıyı değiştirmek için parmaklarını bile oynatmadılar.

Şimdi geldiğimiz noktada üretim ekonomisi diyerek, bu kavramı dillerine pelesenk edip, bunu tamamen bir havuç göstererek, yeniden para çekmenin kaygısıyla hareket ediyorlar. Bu bir niyet okuma değil. Çünkü Bakanlar’ın söylemleri arasındaki çelişki bunu çok net gösteriyor.

Morgan Stanley’in uyarısına dönersek, şu soruyu sorduğunuzu biliyorum: Madem kronik bir problemdi; neden şimdi daha ürkütücü buluyorsun? Çünkü yapılan değerlendirmede enerji faturasının arttığına ve turizm gelirlerinin düştüğüne atıfta bulunarak, artışta bunun önemli bir gerekçe olduğu belirtiliyor.

Yani dün döviz getirmek için yaptığımız ihracat odaklı çarpık üretim yapısı ile tehlike kapımızdaydı. Bugün ise ilaveten, düşen gelirler ve yükselen maliyetlerle… Daha büyük sorun ise gelir kaybı sadece turizmde yok. İhracat oranlarımız miktar bazında nisbi olarak artıyor, ama değer bazında düşüyor.

Bu ne demek? Daha çok mal verip, cebimize daha az para koyuyoruz. Daha çok da öyle ölçek ekonomisi yaratacak halde değil. Eskisinden daha çok… Bunun birim maliyetler ve borçlu reel sektörün maliyetleri üzerinde yaratacağı sıkıntının sonuçlarını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Şu anki tablo, çekini ödemek için, rafındaki malını ucuza veren esnaf görüntüsüdür.

Sorun sadece dışarıdan gelen parada değil. İçte de vergi ve primler başta olmak üzere ekonominin ciddi bir tahsilat sorunu bulunuyor. Bunun en büyük göstergesi de yapılandırma üstüne yapılandırma yapıp; para toplanamaması.

Zira bunu ödemek zorunda olan kesim, böyle bir kaynak bulamıyor. Sadece icradan kurtulmak için yapılandırmaya başvuruyor ve biraz zaman kazanıyor. Hükümet de tahakkukları gelir zannediyor; sonra kasaya girmeyince hayal kırıklığı yaşıyor. Bu ekonomi yönetiminin sokaktan tamamen koptuğunun kanıtıdır.

Gider kısmına gelirsek, sadece enerji maliyetlerinde artış yok. Borç miktarının dolar nedeniyle TL bazındaki maliyeti de artarken; üreticinin enflasyonu da tüketici fiyatlarının üzerinde seyrediyor. Yani maliyet fiyatlandırılamıyor.

Tüm bunları alt alta koyduğunuzda da muhtemelen Bakanlar’ın ‘bizi kıskanıyorlar’ diyerek açıklayacağı bu durum, sadece cari açık sorununu değil, bundan daha kritik olan cari açık finansmanı sorununu da önümüze koyuyor. Artık şu kıskançlık masalını bitirip, gerçeklerle yüzleşme zamanı gelmedi mi?

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.