Dokuz ayın çarşambası bir araya geldi bu aralar

Güven Sak

Merkez bankaları eskiden bana hep Melih Cevdet Anday’ın Telgrafhane şiirini hatırlatırdı. Hani şu “Uyuyamayacaksın/Memleketinin hali/Seni seslerle uyandıracak/../Düzelmeden memleketinin hali/Düzelmeden dünyanın hali/Gözüne uyku girmez ki/Uyumayacaksın/Bir sis çanı gibi gecenin içinde/…/Çalacaksın” dizelerine sahip şiir, bilmem hatırladınız mı?

Şimdi yine koyu bir sisin içindeyiz. Önümüzü göremiyoruz. Merkez bankasından ne bekleriz? Bir kaza olmadan bizi buradan çıkarmasını, tehlikeleri aynı bir sis çanı gibi önceden haber vermesini elbette. Ama gelin görün ki, bu defa, bir nevi dokuz ayın çarşambası bir araya gelmiş gibi duruyor. Eskiden bu gibi zor durumlarda, hadise merkez bankasını aşmış bir haldeyse, hani ille de bir yorum yapmak zorundaysak, “Tabii her şeyi de bankadan beklememek lazım. Maliye politikasının da para politikasını destekleyici mahiyette olmasında fayda var” kabilinden bir şeyler mırıldanırdık.

Ama gelin görün ki, bu kez vaziyet öyle böyle değil. Tam bir “dokuz ayın çarşambası bir araya geldi” halindeyiz doğrusu. Her şey ama her şey üst üste denk geliyor. Geçiş sürecinin içinde bir başka geçiş süreci, bir nevi Rus işi Matruşka gibi. Ortada küreselden bölgesele, oradan da ulusala doğru gelen ve birbiri ile örtüşen bir dizi geçiş süreci var. Şimdi böyle bir ortamda, sen faiz indirdin diye yatırımcı birden bire coşar ve mesela istihdam artmaya başlar mı? Hayır. Millet elinde Amerikan dolarları beklemeyi bırakır mı? Hayır. Ortadaki zombiler yeniden hayata döner mi? Hayır. Ben size söyleyeyim, kimse, dereyi görmeden paçaları sıvamaz. Ortada görünen bir dere görmüyorum ben doğrusu.

Bu kadar çok yapay zekadan bahsedince, yatırımcı daha şimdiden, babadan kalma işleri, babadan kalma yöntemlerle yapmaktan imtina ediyor

Neyse ben size dokuz ayın çarşambası ile ilgili ne düşündüğümü anlatayım. Küresel düzeyde bakınca, teknolojik gelişme sayesinde, bir halden yeni bir hale geçme telaşındayız. Daha önce de olmuştu. şimdi yine olacak. 19. yüzyılda malların sınırları aştığı bir dünyanın oluş sürecindeydik. 20. yüzyılın ikinci yarısında “malların sınırları aştığı dünya”nın kurallarını kodifiye eden Dünya Ticaret Örgütü’nü kurduk. Global düzen kurulduğunda, 1995’e gelmiştik. Bu arada, dünya, “malların sınırları aştığı” bir dünya olmaktan çıkmış, “fabrikaların sınırları aştığı” bir dünya haline gelmişti. Küresel değer zincirleri fabrika üretiminin bir bölümünü bizim buralara taşıdı. Çin ve Güney Doğu Asya ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülke toplam küresel üretim içindeki paylarını bu dönemde artırdılar. Türkiye, küresel değer zincirlerinin bize doğru hareketinden karlı çıkan bir avuç ülkeden biri oldu. Onu da not edeyim.

“Malların sınırları aştığı” dünyada küresel ticaret hacmi yıllık olarak yüzde 8’lerde filan büyürdü. Şimdi artık yıllık büyüme hızı eskinin dörtte birine doğru geriledi. Neden? Rivayet muhtelif. En son G7 toplantılarında, bilenler bu günleri 2008 finansal krizinin etkisi olarak yorumluyor. Dünyayı 2008 finansal krizine getiren süreç yalnızca ev fiyatlarını şişirmedi ya da Türkiye gibi göreli sağlam ülkelere fon akışını hızlandırmadı, aynı zamanda küresel değer zincirlerinin de hızla büyümesine, üretimin üçüncü ülkelere hızla kaymasına, bir nevi gelişmiş ülkelerdeki KOBİ’lerin bile borca dayalı olarak uluslararasılaşmasına neden oldu. Şimdi ne oluyor? Şimdi önce buradaki normalleşmeyi bekliyoruz. O olacak ki, biz de burada ne yapacağımıza karar verelim. Bakın burada daha ticaret savaşları etkisi filan yok.

TAHVİL-BONO PİYASASINDA NASIL YATIRIM YAPILIR? UZMANINDAN HEMEN ÖĞRENMEYE BAŞLA!

Yazının devamı için TIKLAYINIZ.

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.