Berat Albayrak’ın Verdiği Mesajlar Önemli mi?

Yaşar ERDİNÇ

Dün ekonominin yeni patronu Berat Albayrak’ın mesajları piyasalara ulaştığında, özellikle döviz kuru üzerinde en azından bir süre etkili olduğunu gördük. Dolar/TL kuru 4.84 seviyelerinden 4.81 seviyelerine kadar indi. Fakat daha sonra  yeniden yükselişe geçti. Sayın Albayrak’ın dünkü açıklamalarına baktığımızda, ilk yaptığı açıklamalardan çok daha geniş kapsamlı bir açıklama yaptı.

Önceki günkü yazımda da vurguladığım üzere, asla önyargılı olunmaması gerektiğini belirtmiştim. Çok iyi hatırlıyorum, Ali Babacan da göreve ilk geldiğinde , Bekir Coşkun Ali Babacan hakkında yazdığı bir köşe yazısında, adeta Bakanlar Kuruluna elinde topu ile gelmiş kısa pantalonlu bir çocuğa benzetmişti. Önceki günkü yazımda da belirttiğim üzere (bu görüşüm çok eleştiri alsa da) Ali Babacan’ın bu ülkeye katkılarının büyük olduğunu vurguladım. Ali Babacan’ın ekonomiye ve bu ülkeye yaptığı büyük katkılarının en temelinde var olan özelliği neydi? Birincisi, inandırıcılığı, ikincisi de izleyeceği politikaları şeffaf ve açık biçimde ilan etmesi ve verdiği yol haritasına uygun eylemleriydi. Yani piyasaları hiç şaşırtmadı ve kandırmaya kalkmadı.

Piyasa dediğimiz şey, alıcıların ve satıcıların olduğu bir ortamdır. Bu alıcı ve satıcılar, beklentilerine göre karar verirler. Örneğin Devlet, piyasada bir satıcıdır. Devlet tahvili satar, bütçe açığını böylece finanse eder. Alıcılar da bankalar, kurumlar ya da zaman zaman bireylerdir. En başarılı ekonomi patronu, piyasanın beklentilerini yönetebilendir. Beklentileri yönetmek ise iletişim ve inandırıcılıktan geçer.  İnandırıcılık için kredibilite gerekir. Şu an sayın Albayrak için eksik olan şey henüz yeni olması ve piyasanın bu aşamada “verdiği sözlere güvenebilir miyiz?” sorusuna henüz net bir cevap arıyor olmasıdır. Ama zaman ilerledikçe söylem ve eylemlerin paralelliği kredibiliteyi de güçlendirecektir.  Tersi olursa da söylemlerin etkisi zaman zaman negatife bile dönebilecektir. Bunu zaman gösterecek.

İlk gün yapmış olduğu açıklamalara baktığımda enflasyon konusunda sayın Albayrak’ı çok kararlı görmemiştim ama dünkü açıklamalarında, bu kararlılık net bir şekilde göze çarptı. Çünkü, Enflasyonu sadece tek haneye indirmek değil, aynı zamanda hedefe yaklaştırmaktan bahsediyor. Üstelik bunu aşamalı yapacaklarını söyleyerek (önce tek hane sonra da hedefe yaklaşması…) gerçekçi bir açıklamada bulunuyor. Eğer bir kişinin söylemleri gerçekçi değilse ve piyasa beklentileriyle arasında büyük mesafeler varsa, inandırıcı olması da mümkün olmaz. Bu tür zamanlarda piyasalar kendi bildiğini okur. Bu bakış açısıyla değerlendirdiğimde, Albayrak’ın dünkü açıklamalarını ayakları yere basan ve gerçekçi bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz. Eğer enflasyonu biz %5’e düşürürsek, faizleri de otomatik olarak %7-8 civarına çekmişiz demektir. Dünyada, enflasyonu %15-20 olup da faizlerinin %10-12 olduğu hiç bir ülke gösteremezsiniz. Genelde hep aynı örneği veriyorum ama yeri gelince en çarpıcı örnek olduğuiçin veriyorum. 1980’li yıllarda ABD’de enflasyon %15-16’ya geldiğinde FED’e başkan olarak atanan Paul Volcker faizleri %20’ye çıkarmıştı. Ama 3-4 yıl içinde enflasyon %2-3’lere düşünce faizler de %5’e inmiş ve ABD tarihinin en uzun dönemli büyüme ve yatırım dönemi başlamıştı. Albayrak’ın dünkü açıklamalarında, en önemli madde  büyüme değil, enflasyondu. Dolayısıyla en önemli sorunun ne olduğu konusunda kapalı bir mesaj da vermiş oldu. Büyümeyi ön plana alsaydı konuşması veya mesajları etkili olmazdı. Çünkü piyasalar kredi ile ve iç talebi patlatarak yaratılan büyümenin sürdürülebilir olmadığını düşünüyor.

Sayın Albayrak’ın aslında çok güçlü bir yetkiyle gelmesi yanında elinde çok önemli bir güç daha olduğunu düşünüyorum. Bilgi kirliliği içinde sayın Cumhurbaşkanı’nı doğru makro ekonomik politikalar konusunda ikna edebilecek en önemli  kişidir. Bu bağlamda eğer sayın Albayrak söylemini destekleyici eylemeleri de uygulamaya koyduğunda, küresel koşulların Türkiye’yi en çok zorlayacağı dönemde ciddi bir başarı hikayesi yazabilir.  Bunu da izleyip göreceğiz. İşi gerçekten çok zordur. Fakat bu aşamada, dünkü konuşmasını çok yerinde bulduğum Albayrak’ın verdiği mesajların çok önemli olduğunu ve önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.

OVP Konusunda ise OVP’nin de ayakları yere basmalı ve gerçekçi bir yaklaşımla hazırlanmalı. Yol haritası net bir şekilde ortaya konmalı.

Piyasalarla ve özellikle de borsa ilgili ayrıntılı bir yazıyı  bu hafta sonunda yazacağım.

Paranız sağlığınızı bozmasın..

“Berat Albayrak’ın Verdiği Mesajlar Önemli mi?” ile ilgili 12 yorum

  1. Sayın hocam,sürekli buradan izliyorum ve arkadaşlarımada paylaşıyorum yorumlarınızı.Ama daha sık ,hatta günlük bekliyorum eskiden olduğu gibi…Selamlar…

  2. Zaman diyorsunuzda 1 gün mü 1 ay mı 1 yıl mı yoksa ucu açık mı .
    Yıl 2002 Yıl 2018 EKONOMİ diyoruz hala.

  3. Ali Babacan, Bu ülkeyi batıran, bu günlere getirendir. Basit ekonomi Muhasebesi; Varlıklar-Borçlar= X, Ali Babacan geldiğinde Türkiye nin varlıkları ne kadar idi, Toprak Mülkiyeti (toprak altı +toprak üstü) – Borçları = X
    Şimdi bakalım; Toprak üstü; Fabrikalar + barajlar+ Üst kullanım hakları + Rüzgar+ Dereler+ Tarım arazileri + Mülkiyet hakları + Madenler toprak altı varlıklar v.b. çoğu satılmış. Kısaca VARLIKLAR EKSİLMİŞ, Buna rağmen borçlar artmış 133 milyar Dolardan, 1.trilyon doları geçmiş… Ali Babacan’ı tarih ülkeyi Satan, batıran olarak yazacak.. Yaşar bey, çok iyi biliyorsunuz, Kısa vadeli Şan,şöhret, para veya korkudan mı? bilemiyorum gerçekleri yazamıyorsunuz. Yazmıyorsunuz. Ben de Ekonomi okudum, Aynı kitapları okuduk sanıyordum.. Ya ben başka dersler okudum ya sizler.. Hiç bir kitapta sizlerin, Ali Babacanın uygulamaları ile ülke kalkınmaz BATAR… bir gün gelecek bu yazdıklarınızı sileceksiniz.

  4. Sayın Erdinç,
    Yazınız aslına bakarsanız gayet tutarlı bir yapıya sahip.Ancak bazı konuların sizin söylediğiniz gibi olabilmesi için gayet iyi bileceğiniz gibi, Berat Albayrak’ın CV’sinin ve backround unun oldukça parlak olması gerekiyor sanırım.Sayın bakanın CV’sinin Ekonomi Bakanlığı’nda Ali Babacan gibi işler yapabilmesi için yeterli liyakata sahip olmadığına dair kuşkular yarattığı gayet açık şekilde görülüyor..Diğer bir açıdan ise,( backround olarak ) Enerji Bakanlığı sırasındaki politika uygulamalarının, enerji piyasasında çok büyük bir döviz borcu yarattığı ve bu piyasaya giren bir çok firmanın batma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu gerçeğidir.TCMB Başkanı’nın liyakati ile ilgili geride kalmış tartışmalar da bugün gösteriyor ki,kurum, yasasında açıkça bağımsız olduğu yazsa da, çok büyük bir siyasi baskı altında olduğu gerçeği de inkar edilemez.
    Sonuç olarak, eski bir hazineci olarak demek istiyorum ki, yazınızda belirttiğiniz hususlara iç piyasadaki yatırımcıları ikna edebilseniz bile yukarıda bahsettiğim hususları dikkatle takip eden yabancı fon yöneticilerinin inanmasını beklemek epey uzak bir ihtimaldir.Yurt dışı tasarruflara bağımlı ekonomimizin dış borç+cari açıktan oluşan 230 milyar dolar tutarındaki ödemeleri göz önüne aldığımız takdirde, yabancı fon yöneticilerinin Türkiye’ye gelmeye ikna olmaları için, mevcut kur ve faiz düzeylerinden oldukça yüksek bedeller talep edeceklerini öngörmek sanırım daha gerçekçi olacaktır.

    Saygılarımla

    1. Sizinle aynı şekilde düşünüyoruz. Ben de zaten önemli olan yabancı fon yöneticilerini ikna edebilmenin ve inandırıcı olabilmenin yol haritasını vermeye çalışıyorum. Yoksa içrdeki yatırımcıyı ikna etmenin çok fazla etkisi olmaz.

  5. Sizi zevkle ve sürekli takip ediyorum. Pek yorum yazmıyorum ancak şunu vurgulamak istedim. Yeni bakan Bayraktar’la ilgili yorumlar sanki Ali Babacan ya da Mehmet Şimşek gibi bir kişiymiş gibi yapılıyor. Bence yabancıların anlayamadığı ya da anladığı en önemli konu Bayraktar’ın damat özelliği…
    Hangi demokratik düzende bir siyasi yönetici bu derece yakınını böyle bir göreve atar ve o kişi de bunu kabul eder?
    Anlayamadığım, siz dahil bütün ekonomi yorumcuları bunu vurgulamıyor. Bence görmüyor olamazsınız. Hiç değilse kendi bloglarınızda bunu irdelemeli dile getirmelisiniz diye düşünüyorum.
    Selamlar, sevgiler

    1. Engin bey meajınız için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz sorun bir ekonomi sorunu değil, etik, sosyal ve toplumsal değerler, sosyal psikoloji sorunudur. Olayı şöyle düşünün… Ekonominin patronu X kişisi olsaydı ve aynı açıklamaları yapsaydı ben nasıl yorumlardım? Objektif bakmaya çalışıyorum, fakat söylediğiniz konu, yani damat olması kredibilite ve itibar konusunda zaten Albayrak’ı 100 metrelik yarışta en az 20 metre geriden başlatıyor. Ben de yazımda kişilerden bağımsız olarak “ne yaparsa kredibilite kazanır” sorusunun cevabını vermeye çalışıyorum.

      1. Yaşar Bey,
        Çok teşekkürler! Cevabınız çok güzel.
        Ben de tam bunu bekliyorum. Yani bu cevabınızda yazdıklarınızı diğer yorumlarınızda paylaşmalısınız ki yatırımcılar, işin bu pisikolojik tarafından da haberdar olsunlar, bilgilensinler…
        Selamlar, sevgiler

  6. Türkiye’nin en büyük sorunu, sorumlu kişilerin sorumlu olmaları gerekmesi ilkesini yok saymaktır. Ekonomide bir yıl içinde bulunması gereken borç, 250 milyar dolar. Üstelik de bu “Her yıl bulunması gereken” paranın miktarını her yıl arttırmadan ayakta kalamayacak bir ekonomik yapımız var. Üstelik de her yıl dolar bazında küçülen bir ekonomi varken, her yıl dolar bazında borçlarımızı arttırmadan yerimizde bile kalamayacak durumdayız. Siz ise “ekonominin bu yapıda olmasında Ali Babacan’ın hiç bir sorumluluğu yok” demekle kalmayıp, sorumlu olduğu sorunlu ekonomiye fayda sağladığından bahsediyorsunuz. O halde şimdiki olumsuzlukların sorumluları kimlerdir? TUİK midir? Tubitak mıdır? Milli Savunma Bakanlığı mıdır? Enerji Bakanlığı desek o da olmuyor çünkü Albayrak’a da toz kondurmuyorsunuz. İnsanlara “Ön yargılı olmayalım” derken, kendiniz “Yargısız” olmuşsunuz haberiniz yok. Bu yaptığınıza analiz denemez çünkü sadece ekonomide değil, hiç bir konuda, yargısız, eleştirisiz analiz yapılamaz.

    1. Alican Bey, mesajınız için teşekkürler…
      “ekonominin bu yapıda olmasında Ali Babacan’ın hiç bir sorumluluğu yok” demekle kalmayıp, şeklinde cümle kullanmışsınız… Böyle bir şey yazdım mı diye baktım böyle bir cümlem yok. Yazmadığım bir cümleyi ben yazmışım gibi yazmışsınız. Ali Babacan yabancı yatırımcının gözünde kredbilite ve inandırıcılık konusunda çok çok başarılıydı ve toprağa yatırıma hep karşı çıktı. Ama o konuda kendisinin yetkisi yoktu. Zaten baktı ki kendi inşa etmeye çalıştığı her şey başka kararlarla yıkılıyor, bıraktı. İnsanların borçlanmasının önüne geçmek adına kredi büyümesini frenleyen, kartlara taksit sınırı getiren, belirli ürünlerde taksit yapılmasını engelleyen de Ali Babacan’dı. Yazımın bu kısımlarını görmezden gelmişsiniz. Zannedersem Para harekatı kitabımı okumamışsınız. Orada zaten bir ekonomi nasıl çöküyor ve krizler nasıl geliyor anlatıyorum ve dünyadan birçok örnek veriyorum. Kitabın sonuna doğru “Devlet, hane halkı ya da müteşebbislerden herhangi biri veya ikisi ya da üçü birlikte gelecekte kazanacaklarını bugünden harcarlarsa krizler olacağını anlatıyorum. Diğer ülkelerin örneklerini de adeta okuyucunun gözüne sokuyorum. Bu bakış açısıyla bakıldığında neyin yanlış yapıldığı çok açık ve size yüzde yüz katılıyorum. Ben yazımda geçmişi tartışmıyorum. Daha önceki yazılarımda bu konuyu zaten ayrıntılı biçimde yazdım. Herkes kaynakların nasıl çarçur edildiğini biliyor. 2002’den beri 750 milyar dolar borçlanmışız ve elimizde şu an 120 milyar dolar civarında varlık var. Kalanın 300-350 milyar doları toprağa gitmiş. İnsanlar bankalardan borçlanıp ev almışlar. Eğer maliye politikası (vergi düzenlemeleriyle) inşaattaki cazip kârlılık oranlarına tırpan vurulsaydı ve üretici sektörleri daha kârlı hale getiren vergi politikaları uygulansaydı (Örneğin yüksek teknoloji üreten şirketlerde vergi sıfırlansa veya KDV %1 olsa) müteşebbisler inşaat yerine bu alanlara yatırım yaparlardı. Para nerede kârı görürse oraya akar.
      Ben yazımda, geçmişi veri kabul edip, Geleceğe dönük olarak Albayrak’ın ne yapması gerektiğini nasıl kredibilite kazanabileceğini anlatıyorum. Eğer başarılı olur ve doğruları yaparsa elbette ki arkasında olurum ama şu anki söylemleri ile yaptıkları çelişirse bunu da yazmak boynumuzun borcudur. İşte tam bu aşamada sizden farkımız, ben ön yargıda bulunmadan bekleyip görmek taraftarıyım siz ise tam tersini düşünüyorsunuz. Dilerim sorunuza ilişkin olarak açıklayıcı olmuştur.

      1. Yaşar bey, son yorumunuzdaki bir çok cümlenize katılıyorum. Buna karşın hala sizden farklı düşündüğüm konular da var.
        Ali Babacan bırakmadı, istifa da etmedi, kendisine yumuşak iniş yaptırıldı. Dediğiniz gibi, son zamanlarında AKP hükümetinin başta ekonomi olmak üzere bir çok politikasına karşı, “Kısık sesle” de olsa eleştirel yaklaşıyordu. Bunu yaparken de doğruları söylediği konusunda sizinle hemfikirim. Ancak takdir edersiniz ki, siyaset denen arena aslında bir tiyatro sahnesidir. Dolayısıyla, sahnedeki oyuncuların her söyledikleri, fikirleriyle ve amaçlarıyla uyumlu olmayabiliyor. Bunun en güzel örneği, Erdoğan’ın “Biz İstanbul’a ihanet ettik” dedikten sonra, ihanete eskisinden daha hızlı devam etmeleridir.

        Bu nedenle, Babacan’ın o söylediği doğrular, “Kesinlikle öyle düşündüğü” anlamına gelmez ve bu yüzden “Ainesi iştir kişinin; lafa bakılmaz” kaidesi geçerlidir. Ayrıca ekonominin bu duruma gelmesindeki sorumluluğunu asla yok etmez. Çünkü bazı şeyleri gerçekten “İstemeyerek yapmış” olsa dahi, AKP hükümetleri boyunca ekonominin direksiyonunda en uzun süre oturmuş kişi o olduğu için, hesap vermesi gereken kişi de odur. Üstelik de bu durumda suçu daha büyüktür çünkü beceriksizlikten dolayı ekonomik batışa ortak olsa, “Akılsızmış” deyip geçilir ama bir yandan doğruları söylemişse, “Doğruyu bildiği halde yanlışın uygulanmasında baş aktör” denilir. “Bile bile yanlışı uygulamış” denilir. En azından “koltuk sevdasından dolayı yanlışa göz yummuş” denilir. Bu da bir etik sorunudur. Çünkü halkın oylarıyla seçildikten sonra, halkın çıkarına korumak yerine, halkın aleyhine olacağını bile bile, kendisinin veya birilerinin çıkarını korumuş anlamına gelir.

        “Ali Babacan yabancı yatırımcının gözünde kredbilite ve inandırıcılık konusunda çok çok başarılıydı” demişsiniz. Doğrudur öyleydi. Ama bana göre bu bile onun görevinde başarılı olduğuna dair kanıtlardan biri olamaz. Evet, ilk bakışta yabancı yatırımcının ona güveni, ülkenin çıkarına gibi gözüküyor çünkü
        Babacan’a güven =Daha fazla yatırımcı iştahı = Ekonomik kalkınma
        gibi gözüküyor. Bu önerme kısmen de olsa doğrudur ama şunu da unutmayalım ki, ekonomiyi yönetenlerin asıl sorumlu olduğu kişiler yabancı yatırımcılar değil, onu seçen yerli halktır. Yabancı yatırımcı kendi çıkarına kim daha uygunsa onu sever, ona güvenir. (Eğer çok az sayıdaki doğrudan yatırımcılardan biri değilse) o ülkenin uzun vadeli çıkarı onun umurunda bile değildir. Örneğin Babacan enflasyonu %2’ye düşürüp, faizi de %3’de tutacak kadar becerikli olsaydı sizce masrafları düştükten sonra, %05 faiz için onu severler miydi? Gördüğünüz gibi, yabancı yatırımcının çıkarları her zaman halkın çıkarlarıyla aynı olmayabiliyor. Buna mukabil, aslolan halkın çıkarları olmalıydı ve Babacan bu konuda “isteyerek veya istemeyerek” batırıcıların en başındaki kişiydi.

        Yapması gereken şey, yanlış dediği şeylerin altına imza atmak yerine, “Sayın halkım, sizin oylarınızla seçildim ama sizin aleyhinize olacak işlerin altına imza atmak istemediğim için istifa ediyorum” diyerek, yanlıştaki ilk ısrarda görevi bırakmaktı ama yapmadı. Belki de o koltuktan yumuşak indirme yoluyla indirilmeseydi, hala bile bile yanlış yapmaya devam ediyor olacaktı. O “Kısık sesle” söylediği doğruları da neden söylediğini bilmiyoruz. Belki “Bu ekonomi nasıl olsa günün birinde batar, bari doğruları az da olsa söylemiş olayım ki, ileride ben demiştim diyebileyim” fikriyle söylemiştir. Veya belki de parti içinde ekonomiyle alakası olmayan bazı gruplaşma ve çekişmelerden dolayı, indirileceğini anlamış olup, zaten hizipleştiği kişilere muhalefet olsun diye söylemiş olabilir. Zira söylenenlere göre, kendisi AKP içinde ayrı bir kanadın mensuplarından. Ama her neden söylemiş olursa olsun, söylemiş olması kendisini aklamak bir yana, daha da karalar.

        “ekonominin bu yapıda olmasında Ali Babacan’ın hiç bir sorumluluğu yok” dememiştiniz elbette. Ama ekonomiye verdiği zararlardan hiç bahsetmeden “Ali Babacan’ın bu ülkeye katkılarının büyük olduğunu vurguladım” demenizi ben bu şekilde algıladım.

        Bunların dışındaki fikirlerinize katılıyorum ve katkılarınız için çok teşekkür ederim. Özellikle “yüksek teknoloji üreten şirketlerde vergi sıfırlansa veya KDV %1 olsa” fikriniz çok harika. Bu hükümetin yapısı gereği bunu uygulamayacağına kesinlikle eminim. Nedenini ise yazı çok uzadığı için yazmıyorum ama fikir olarak kaptım, çok yerinde ve mutlaka uygulanması gereken bir öneri.

        Saygılar, sevgiler.

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.