Çetin Ünsalan – Hayali, gerçek sananlar

Çetin Ünsalan

“Kahkahasız geçen bir gün, harcanmış bir gündür” diyor Charlie Chaplin… Bu yüzden mizah çok önemlidir. Kimi zaman bir eleştiri aracı, kimi zaman insanı insana gösteren bir ayna, kimi dem de sorunlardan arınma vesilesidir.

 

Elbette mizahı mizah yapan, yaratılmış karakterlerdir. İbiş gibi, Şarlo gibi, İnek Şaban gibi, Turist Ömer gibi… Çoğu zaman toplumdan aldığı ipuçlarıyla yazılan hayali karakterlerdir. Kendi içinde tadında bir abartı da içerir ki, o zaman değmeyin keyfine…

 

Çok net bir şey var ki karakterler, tiplemeler hayalidir. Fakat Kurtlar Vadisi’ndeki tiplemeye gerçek cenaze töreni düzenlenen memleketimde bunun bile suyunu çıkardılar. ‘Hayaldi gerçek oldu’ sloganındaki sahte hayalleri düşleyenler, hazımsızlık, terbiyesizlik ve kompleks içinde yaşattıkları felaket yetmiyormuş gibi, hayal ile gerçeği de ayırt edemiyorlar.

 

En başından beri çok severek izlediğim bir televizyon dizisi var. Seksenler… Özellikle bizim yaş grubumuza sadece güzel bir hikâye anlatmıyor; çocukluğumuzu, gençliğimizi, unutulmaya yüz tutmuş değerleri anımsatıyor. Kâh hüzünlendiriyor; kâh güldürüyor. Kastından öyküsüne, tiplemelerinden yönetmenliğine kadar her şeyiyle temiz bir iş.

 

Lakin garip bir taleple karşı karşıya kaldılar. Aslında memleketin durumunu düşünürseniz ne kadar garip, o da tartışılır. Diziye yeni bir karakter girdi. Başkomiser Rıza’nın kayınbiraderi Nuri Gakko…

 

Esasen sokağa çıktığınızda daha berbatlarını görebileceğiniz bir tipleme… O yıllarda da bu tiplerden bolca vardı. Bu nedenle değişen (!) Türkiye’de, tavrı, konuşması, İstanbul’u yenmek için gelenleri simgeleyen repliklerle dolu. Ama sağı solu, üstü altı sadece bir tipleme…

 

Şimdi Nuri Gakko sansürlenmek isteniyor. Elazığ Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz, hatırı sayılır büyüklerine durumu şikâyet etmiş ve karakterin diziden çıkarılması talep etmiş. Talep etmekle de kalmamış, basın toplantısında diziden çıkarılacağını bizzat açıklamış. Neden?

 

Efendim tabiri caizse üçkağıtçı, hırsız birini gösteriyormuş. Bu bir senaryo da olsa Elazığ’a yapılmış bir hakaretmiş. Peki, niye Elazığlı? Çünkü daha önce senaryoda Başkomiser Rıza’nın eşi Elazığlı idi, memleketten gelerek konuya dahil olan kardeşinin de Münihli olması mümkün değildi. Matematik bu kadar basit…

 

Yani gıcıklık olsun diye Elazığlı yapılmış bir tipleme değil. Ayrıca üçkağıtçı ve hırsızın, memleketi olmadığının en büyük kanıtı siyasi yelpazemize şöyle bir bakarsak, sokaklarımızı araştırırsak, zekâmızın elvereceği ölçüde açık. Bunu bir kompleks meselesi yapmanın nedeni ne?

 

O zaman aynı dizide balıklarını satmaya çalışan, bu nedenle kırmızı eti kötüleyen Balıkçı İdris için Karadenizliler, hatta kasaplar, yumuşacık yüreği de olsa, hafif çıkarcı özellikleriyle öne çıkan Trakyalı Pastaneci Sami için Trakyalılar, gerçekleri değiştirerek futbolculuk anıları anlatan Kahveci Mesut için de Bucalılar ayaklansın.

 

Hoş ortada bir ayaklanma da yok. Doğal olarak aklı başında Elazığlılar yollara düşmüş değil. Bir belediye başkanın işgüzarlığından, devleti yönetenlerin de bunu ciddiye almasından söz ediyoruz.

 

İdolü mizah dergisini mahkemeye vermiş bir zihniyetin uzantısı da ancak bu olur. Bakın size iki siyaset arası farkı anlatması adına bir bilgi aktarayım. Süleyman Demirel… Sanırım ondan daha fazla taklidi yapılmış, karikatürü çizilmiş ve hatta yerden yere vurulmuş bir başka siyasetçi yoktur.

 

Isparta’da da bir Süleyman Demirel Müzesi var. Hakkında çizilen tüm karikatürleri, bırakın dava açmayı ya da yok etmek için siyasi gücünü kullanmayı, çizerinden rica ederek orijinallerini toplamış ve bugün o müzede sergileniyor. İşte biz buna hazım diyoruz.

 

Ve bu ülkeyi bugün yönetenlerde bu olgunluk yok. Neden biliyor musunuz? Onun yanıtını da Montaigne veriyor: “İnsanlar başaklara benzer. İçleri boşken başları havadadır; doldukça eğilirler.”

 

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.