Hazine Boy Göstermek İçin Er Meydanına Çıkıyor…
12 Mart 2010 Cuma Saat: 01:45
Hazine 2010 yılında 10.5 Milyar $, 2011 yılında 10,5 Milyar $ ve 2012 yılında 10 Milyar $ dış borç ödemesi gerçekleştirecek. Yukarıdaki tabloda aylık bazda dış borç ödeme takvimi gösteriliyor. Hazine 2010 yılında 5,5 Milyar $ dış borçlanma stratejisiyle başlamış. 2 Milyar $ borçlanmayı ise Ocak ayı başında gerçekleştirmişti.Gelişmekte olan ülkeler içerisinde 30 yıl vadede en büyük borçlanmayı gerçekleştirmiş, borçlanmanın 3.5 katı talep gelmişti. Peşi sıra Moody’s Türkiye’nin notunu artırmıştı. Hazine programda olan ama borçlanma takvimde olmayan bir dış borç ihalesine çıkacağını açıkladı. Hazine’nin 26 Şubat tarihinde açıkladığı iç ve dış borç stratejisinde Mart-Nisan ve Mayıs’ta dış borçlanma ihalesi öngörmüyordu. Dolar cinsinden 2021 vadeli bir tahvil ihracı gerçekleştirmek amacıyla yabancı bankalara yetki verdi. 10 yıllık dolar cinsinden borçlanma ile IMF anlaşması olmamasının yabancının Türkiye’ye bakışı değiştirip değiştirmediğini gösterecek. Hazine güven tazelemek için er meydanına çıkacak. Önceki haftalarda Yunanistan ek tedbirler açıklamış ve ardından borçlanmaya gitmişti. Bu hafta içerisinde Portekiz hükümeti bütçe önlemlerini açıklaması ardından, Portekiz Hazine’si yurtdışından 21 yıllık borçlanma gerçekleştirmişti. Sıra Türkiye’ye geldi. Hazine’nin 10 yılı tercih etmesi, Ocak ayında gerçekleştirdiği başarılı ihale ve toplam dış borçlanma hedefinin Mart itibariyle %37’sini gerçekleştirmiş olması nedeniyle oldukça başarılı bir ihale olacağını düşünüyoruz.
Gökhan USKUAY
Milliyet: Stand-by’ı Erken Seçim Bozdu
11 Mart 2010 Perşembe
Türkiye ile IMF arasında iki yıla yakın bir süredir devam eden stand-by görüşmeleri önceki gece sona erdi. Gerek görüşmelerin sona ermesinin duyuruluş şekli, gerek dün hükümet kanadından yapılan açıklamalar, gerekse de piyasa analistlerinin görüşleri ufukta seçim göründüğü için IMF ile stand-by yapılmadığına işaret ediyor.
Dün yapılan açıklamalar IMF ile görüşmelerin, yerel yönetimler konusunda tıkandığı sinyalini verdi. ‘Belediyeler’ IMF ile görüşmelerde en başından itibaren ‘kritik’ konulardan biri olmuş, IMF belediyelere aktarılan kaynağı azaltılması yönünde ısrar etmişti. Ancak ocak ortalarında bu sorunun aşıldığı, belediyelerin gelirlerinin artırılması için ‘yerel yönetim reformu’ yapılacağı duyurulmuştu.
‘Siyasi dayatma’ vurgusu
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı açıklamada kullandığı ‘siyasi dayatma’ ifadesi dikkat çekti. IMF ile anlaşma yapmama kararını ortak aldıklarını, kendisinin eğer mutabık kalınırsa bir anlaşma olabileceği hususunda açıklamaları olduğunu belirten Erdoğan şunları söyledi: “Fakat özellikle herhangi bir siyasi dayatma olacak olursa bu kurumsal değişikliklere yönelik bu konularda evet demeyeceğimizi söylemiştik. Son dönemlerde bu konuda artık pek ‘illa bu da olsun’ gibi bir yaklaşımları yoktu. Fakat son geldiğimiz noktada, Türkiye’nin özellikle ekonomik noktada, ayakları üzerinde duran bir ülke olduğu görünümü, stand-by anlaşmasına gerek kalmadığı kanaatini IMF’de de oluşturmuş vaziyette.”
Belediye yasası istediler
Şu anda stand-by olarak herhangi bir anlaşmanın söz konusu olmadığını ifade eden Erdoğan, IMF ile imzalanacak bir stand by anlaşması için bazı ilkeleri bulunduğunu ve bunlardan herhangi bir taviz vermelerinin söz konusu olmadığını kaydetti. Erdoğan, bir süre önce IMF ile kısa süre içinde anlaşma imzalanabileceğini açıkladığının hatırlatılması üzerine şöyle dedi:
“Ben o açıklamamı yaparken başka bir şey daha kullandım: Bizim bu konuda ilkelerimiz var. Bu ilkelerimiz üzerinden herhangi bir taviz vermemiz söz konusu değil. Bir tanesini örnek olarak vereyim, belediye gelirleriyle alakalı konu... Bununla ilgili yasa değişikliği denirse, bu bize dayatılırsa, biz bunu yapmayız. Biz bununla ilgili yasayı değiştirmişiz zaten. Buna benzer birçok konular olmuştur ki bunlarla ilgili olarak mutabık kalmadık, anlaşamadık ve bunlar stand-by anlaşmasını ortadan kaldırdı.”
IMF’nin daha çok ayakları üzerinde duramayan ülkelere destek verdiğini, Türkiye’nin artık ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde duran bir ülke haline geldiğini söyleyen Erdoğan, “Türkiye’yi böyle görmüş olmaları da bizi ayrıca mutlu etmektedir” dedi.
Yorumsuz diyoruz.
Ödemeler Dengeisini Net Hata Noksan Kurtardı
11 Mart 2010 Perşembe
Ocak cariği açığı 3 milyar dolara dayanarak, geçen seneye göre altı misli artarken, iç talpete de ufak da olsa kıpırdanma emareleri gösterdi. Son 12 ayda 10 milyara yaklaşan enerji dışı ticaret fazlası, Ocak’ta 400 milyon civarında açık verdi. TİM ve TUIK’in ihracat verilerinin birbirinden çok ayrıştığı gözlenirken, sebep altın ihracatındaki düşme olabilir. Görünmeyen işlemler (hizmetler) fasılında ise turizm gelirleri çok zayıf seyrderken (%8 düşüş), uzmanlar bunun kalcı olmasını beklemiyor. Son beş yılda hızla artan yabancı doğrudan sermaye girişlerinin tabii sonuc olarak temettü transferleri ile, hizmetler ve gelir kalemi de açığa düştü.
Sermaye hesabında ise şirketler yeniden borçlanma oranını %68’e kadar düşürürken, 1 milyar dolardan fazla net sermaye çıkışı gerçekleştiği görüldü. Ancak, yabancıların 1.4 milyar dolar portföy alımları ve Hazine’nin 2 milyar dolarlık Euro-tahvil ihracı sermaye kalemini güçlendirdi. Çok şaşırtıcı olarak net hata ve noksan kalemi de yine 2 milyar dolara yakın fazla verdi.
Cari açığın bu sene 30 milyar dolara varmasını bekliyoruz. Cari açığın finasmanı kolay olmayacak, özellikle net hata ve noksan kalemlerinde girişler yön değiştirirse. IMF’siz hayatın sermaye kalemine etkileri ise önümüzdeki aylarda netleşecek.
Garanti Yatırım: Net Hata Noksan Yine Yükseliyor
11 Mart 2010 Perşembe
Cari açık 2010 yılının ilk ayında 3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti (Beklenti 2.4 milyar dolar)
12-aylık cari açık ise 13.8 milyar dolardan 16.3 milyar dolara yükselmiş durumda. Ekonomideki toparlanma ve yüksek enerji fiyatlarıyla beraber cari açığın bundan sonra hızlı bir yükselişe geçmesini bekliyoruz. Yılsonu için piyasa beklentisi 25 milyar dolar iken bizim cari açık beklentimiz 2010 yılında cari açığın 33 milyar dolara yükseleceği yönünde.
Global kredi kanallarındaki görece rahatlama ve özel sektörün dış borç çevirme kabiliyeti sayesinde dış finansmanda sorun yaşanmayacağını düşünüyoruz. Bu çerçevede yılın genelinde TL’nin güçlü kalacağı yönündeki görüşümüzü koruyoruz.
Detaylarda dikkat çeken noktalar:
• Ocak ayında Portföy girişi 3.4 milyar gibi yüksek bir rakam: Ocak ayında yapılan 2040 vadeli eurobond ihracı, TL tahvillere olan talep ve hisse senedi olan yabancı girişi sayesinde sermaye piyasalarına yüksek miktarda döviz girişi olduğunu görüyoruz.
• Özel sektörün dış borç çevirme oranı yeterince yüksek değil: Özel sektörün uzun vadeli borcunun roll-over rasyosunun %70 civarında olduğunu görüyoruz. Burada ilerleyen dönemde artış bekliyoruz.
• Net hata noksan yeniden yükseliyor: 12-aylık kümülatif net hata noksan kalemi Temmuz 2009’dan bu yana düşüyordu; bu kalemin yeniden yükseldiğini görüyoruz.
Kudret Ayyıldır’dan Dolar-TL Analizi
11 Mart 2010 Perşembe
Türkiye'de IMF'siz bir döneme girmiş bulunuyor. Uluslararası Para Fonu, stand by görüşmelerin bittiğini resmen açıkladı. Piyasalarda ilk anda kısa süreli olumsuz bir tablo yaşandı. Ama gerek ünlü kredi kurulu Standard and Poors'tan yapılan, (Değerlendirmemiz değişmeyecek) açıklaması, gerekse uluslararası yatırım bankası JP Morgan'ın, (Türk ekonomisinin IMF'siz de ayakta kalabileceğini ispat ettiği zor bir dönemi başarıyla atlattığının vurgulanması gergin havayı dağıttı. Sonuç itibariyle, IMF konusunun gündemden çıkması bizi dış şoklara daha hassas hale getirdi. Ancak, bunun yerini alabilecek yeni mali kural piyasa yakından takip edecek.
IMF kapısının kapanması ihracatçılarımızı sevindirdi. Alınacak olan yüklü kredi sonunda döviz kurlarının hızla düşeceği öngörülüyor, böylece yurtdışına bin bir zorluklarla satılan malların karşılığında elde edilen gelirler küçülüyordu. Şimdi bu olmayacak. Kurlar normal seyrinde hareket edecek. Bütün yük hazinenin sırtına biniyor. Bütçe açığı kapatmak için gerekli finansmanı hazine sağladığına göre bunu da tahvil satarak yapıyor. Bu gelişme bankalara avantaj sağlayacak gibi gözüküyor. Öncelikle faizlerin artmasını sağlamak için hazinenin 4 yıllık ihalesine 2 milyar TL gibi küçük bir teklifle girdiler. Hazine ihalelerindeki süre kısalırsa işler kötüye gidiyor demek olacak. Şu anda 2 ve 5 yıllık borçlanmalar rahatlıkla yapılabiliyor. Eğer süre 1 yılın altına inerse faizler çift haneye ulaşacak. Tabii bu durumda dövizde alevlenecek. Yurtdışındaki iyimser havanın sürmesi ve pozisyonların hepsinin IMF anlaşmasının yapılacağına yönelik beklentiyi içermemesi nedeniyle endeks fazla aşağı gelmedi, tepki hareketi gözlendi. Yurtdışı piyasalarda ciddi bir bozulma olmadıkça İMKB'nin aşağıda 51000-51500, yukarıda ise 53500-54000 puan olmak üzere, bir bant aralığında gidip gelebileceğini düşünüyorum. Endeks günü 52 bin 753 puanla tamamladı.
Teknik olarak incelediğimizde 1,5345 seviyesinde olan parite de 1,5265 seviyesi önem arz ediyor ve bu seviyenin aşağı yönlü kırılamaması pariteyi ilerleyen günlerde 1,5400 ve 1,5520 seviyelerine kadar çıkarabilir. Satışların devam etmesi durumunda 1,5265 seviyesinin aşağı yönlü kırılıp kırılmamasına bakacağız ve bu seviye aşağı yönlü kırılacak olursa parite ilerleyen günlerde 1,5160 seviyesine kadar düşebilir.
Kudret AYYILDIR
Finansal Analist
Stratejist Erda Gerçek: EMF Zor İş
11 Mart 2010 Perşembe
93 yaşında bir kadınla 95 yaşında bir adam boşanmak için mahkemeye baş vururlar. Davaya bakan hakim yaşlı çifte “Yapmayın, etmeyin. Bunca yıldır evlisiniz” der. Yaşlı adam söz alır: “Hakim Bey, biz uzun zamandır anlaşamıyoruz ancak çocukların kalbi kırılmasın diye ölmelerini bekledik” diye yanıt verir.
Sayın Merkel Almanyası da EMF fikrini kucaklamak için birçok ülkenin krize girmesini beklemiş. Çünkü benim hatırladığım kadarıyla böyle bir plan Euro hayata geçtiği zamanlarda tartışılmış ve Almanlardan ciddi tepki görmüştü.
Şimdi EMF’nin hayata geçmesi için çok hendek atlaması gerekecek. AB’nin herhangi bir konuda mutabakata varma konusundaki başarısı göz önünde bulundurulduğunda bu işin hemen hayata geçmesi kolay görünmüyor. Ama şimdiden bazı detaylar ortaya çıkmaya başladı. Mesela Almanlar olası bir EMF’den verilecek fonlar karşılığında ciddi yaptırımlar düşünüyorlar. Beni en çok güldüren Maastricht kriterlerinde olduğu gibi zor durumdaki ülkelere parasal ceza kesilmesi! Yani sağ cepten sol cebe transfer. Hmm!
Dün Martin Wolf’un da FT yazısında belirttiği gibi sorun Almanya’nın diğer Eurozone ülkelerinden Almanya gibi olmalarını istemeleri. Burada sorun diğer ülkeler Almanya gibi olacaksa Almanya’nın da biraz yerli talebi yüksek diğer Eurozone ülkeleri gibi olması lazım. Almanya büyük cari işlemler fazlası verirken, bu ülkelerin bir taraftan bütçe açıklarını dizginleyip öte yandan da yeterince yerli talep yaratıp büyümeleri imkansız. Almanya, Almanya kaldıkça diğer ülkeler için uzun vadeli durgunluk kaçınılmaz. Bu durumda EMF, IMF’den çok, finansal fazlası olan ülkelerden açığı olanlara yeni bir kapital aktarım aracı olur. Ama en azından krizdeki ülkelerin kalbi kırılmamış olacak.
Erda Gerçek’in diğer blogları için: http://erdagercek.blogspot.com
Okyanusun iki yakasında CDS kavgası
11 Mart 2010 Perşembe
Yunan krizi sonrası spekülasyonların salladığı euro’yu koruma operasyonlarından Credit Default Swaps’ler de (CDS) nasibini alıyor. Son haftalarda CDS’lere sınırlanması gerektiğini açıklayan Avrupalı liderlere ABD’den yanıt geldi. Dün bazı durumlarda CDS satışını yasaklanabileceğini belirten Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun açıklamasına karşılık olarak ABD’li yetkililer, düzenlemelerde değişikliğe gitmeyeceklerine işaret etti. Bazı ABD’li yetkililer, CDS’lere sınırlama getirilmesinin finansal sisteme daha çok risk ve birçok ülke için borçlanma maliyetlerinin artması anlamına geleceğini değerlendirmesinde bulunarak, “Bu, sıcaklıktan termometreyi sorumlu tutmaya benzer” diyor.
Uluslararası mali piyasa aktörleri, Yunanistan’ın ardından Portekiz, İspanya ve İrlanda’nın yüksek bütçe açığı ve kamu borcu oranlarına dikkat çekerek, euro sistemi içinde risk priminin artırılmasına yönelik bir baskı unsuru oluşturuyordu. CDS, devlet veya şirketlerin borçlarını ödememe riskini ölçerek, bunların risk primiyle sigortalanmasını sağlayan sözleşmeler. Risk yükseldikçe risk primi de artıyor.
Fevzi Öztürk, http://groups.google.com/group/PARATREND
Çin ve Japon: Asya’nın ters yönde hareket eden ekonomileri
11 Mart 2010 Perşembe
Japonya’da 2009 verilerinin revize edilmesi ile GSYIH daralması %6.2 olarak hesaplanırken, başlıca sorumlu olarak ilk tahminden düşük çıkan sabit sermaye yatırımları. Yılın ilk ayında da makine siparişlerinde düşüş, hükümetin dahi katıldığı bir para politikası tartışması başlattı: Bank of Japan miktarsal genişlemeyi hızlandırarak ekonomiye desteği artırmalı mı? Hala kronik deflasayonun pençesinden kurtulamayan ülkede, bu yönde baskılar artarken, BoJ’nin getiri eğrisinin uzun vadeli kısmında daha fazla alım yapması, özellikle DİBS satın almasının bekleninin tersine, uzun vadeli faizleri artırması söz konusu.
Japonya’da büyüme bir türlü rayına oturmazken, Asya’nın diğer devi Çin’de ise bugün yayınlanan rakamlar imalat sanayinde üretim artışının bir yıl öncesine göre %20’yi aşarak, son beş yılın ne hızlı temposunda genişlediğini gösterdi. Dün de olumlu ihracat rakamları açıklayan ülkede, perakende satışları da Ocak-Şubat’ta %20 civarında artarak iç talebin büyümeye yeterli desteği verdiğini gösterdi. Bunlar iyi haberler. Kötü haberler ise önlemeyen kredi artışı ile hedeflerin çok ötesinde büyüyen para arzı ve emlak fiyatlarından dev bir balon oluşması. Çin otoritelerinin mevsimsel olarak nitelediği enflasyon ise yıllık olarak %2.7’ye tırmandı (Beklenti: %2.5). ÜFE ise %5.4 tırmanarak daha güçlü enflasyonist baskıların biriktiğini işaret ediyor.
Çin, Japonya’nın tersine hararetle artık ekonomiye kamu desteğinin çekilmesi gerekip gerekmediğini tartışıyor. 2 yıl içinde seçime girecek Merkez Komite üyeleri bu süre zarfında ekonomik büyümeyi yavaşlatacak tedbirlere çok temkinli yaklaşıyor. Çin, bir kaç ay daha bekleyip, ardından ya kredileri miktarsal kısıtlamalara bağlamak, faiz artışı ya da yuan’ın revaluasyonu arasında karar vermek zorunda kalacak. Japonya ve Çin’in birlikte yavaşlaması ise Asya için kabus senaryo.
Erdal Sağlam’dan IMF İle Görüşmelerin Perde Arkası
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 10:15
IMF istedi, anlaşma olmayacağı açıklandı
BİZİM yetkililer ne söyleyecekler bilemiyorum ama dün yapılan “IMF ile stand-by anlaşması görüşmelerinin bittiği”ne ilişkin açıklama, bence IMF’nin sabrı artık kalmadığı için yapılan bir açıklamaydı. IMF tarafı bir süredir “Artık kararınızı verin, bizi ve kamuoyunu daha fazla oyalamayın” türü taleplerde bulunuyor ama bizim ekonomi yönetimi ısrarla sürecin devam ettiğini söylüyordu. IMF’nin rahatsızlığını da bildiğim için söylüyorum ki; bu açıklama IMF’nin isteği idi.
IMF ile stand-by anlaşması yapılamamasının nedeni de zaten IMF tarafının yerine getirilmesini istediği taleplerin Hükümet tarafından kabul edilmemesiydi. Zaten Babacan’ın hâlâ “kapıyı açık bırakma” amacıyla, “Mayısa kadar anlaşma görüşmeleri yok, ama mayıstaki 4. madde görüşmelerinden sonra bakarız” demesi de istemeye istemeye bu açıklamayı yaptıklarını gösteriyor.
IMF ile anlaşmanın yapılacağına ilişkin açıklamalar, hele hele Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “gün, hafta içinde açıklarız” açıklamasının nedeni, aralık sonunda yeni stand-by anlaşması için mutabakata varılması idi. Gerçekten de orta vadeli programve hazırlanan 2010 bütçe yasası çerçevesinde anlaşmaya varılmıştı. Yani IMF tarafı esnek davranmış, büyümeyi engelleyen sıkı bir program yerine nispeten esnek bir programı kabul etmişti.
Ancak yılbaşında tam mutabakat sağlanmışken, Hükümetin aldığı 2010 bütçesi ve orta vadeli program hedeflerini bozacak ölçülere varan yüksek emekli zammı ve asgari ücret açıklamaları, IMF’nin mutabakata varılan dengeleri korumak için artık yeni önlemler gerektiğini söylemesiyle, müzakereler yeniden başladı. Hükümetin yaptığı “emrivaki”yi IMF tarafı bu kez kabul etmedi. Bunun üzerine gelir artırıcı ya da harcama kısıcı yeni önlemler alınmasını ise Başbakan kabul etmedi. Müzakerelerde, bekletilen KİT zamlarının biran önce yapılması, belediyelere ilişkin yeni disiplin tedbirleri de gündeme geldi ama Hükümetin bunlara da yanaşmaması görüşmeleri uzattıkça uzattı...
IMF tarafı, yaklaşık 2 yıldır Hükümetin “IMF ile anlaşma yapacağız” oyalaması ile işi götürdüğüne iyice kanaat getirince bu kez artık “Ya anlaşmayı artık yapalım ya da görüşmelerin kesildiğini açıklayalım” dedi. Bu nedenle IMF Başkanı Kahn, yaklaşık bir ay önce “4. madde incelemesine artık ihtiyaç olduğunu dolayısıyla artık karar verilmesi gerektiğini” açıkladı.
www.hurriyet.com.tr
“Private Equity Funds” Türkiye’ye Geliyor
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 10:15
Kredi darboğazın tamamen bittiğinin bir işareti de M&A ve private equity, yani bir şirkete halka açılmadan azınlık ortağı olan, kurum ve fonların faaliyetlerini artırmaları. Referans’ın aşağıdaki haberine göre, bu fonlar artık Türkiye’ye kadar geldiler. Bu fonların başarılı olması durumunda, İMKB’de F/K’ların artabileceği gibi, özelleştirme ve şirket satın alma ve birleşmelerine sermaye bulmak da kolaylaşacak.
Üç özel sermaye fonu, Türkiye'de halka açılacak 8 şirkete 200 milyon dolar finansman sağlayacak. Investco ile şirketlerin yüzde 5-40'na da ortak olacak fonların, aldıkları hisseleri 2-3 yıl ellerinde tutması bekleniyor.
Biri ABD'li, ikisi Avrupalı iki private equity fon (özel sermaye fonu), Investco ile işbirliğiyle halka arz edilecek şirketlere 200 milyon dolar finansman sağlayacak. Kurumsal finansman danışmanlık şirketi Investco, özel sermaye fonlarıyla birlikte halka açılacak şirketlere halka arz öncesi finansman desteği yanında, talep desteği de vererek söz konusu şirketlere yüzde 5-40 oranında ortak olacak. Ayrıca, halka açılmak isteyen şirketlerle modelleme, fiyatlama ve zamanlama da birlikte belirlenecek. Investco'nun lojistik, sağlık, enerji ve kimya gibi farklı sektörlerdeki 8 şirketle ilgili halka arz projesi var. Bu şirketlerin bir kısmının halka arzının 2010'da, diğerlerinin gelecek yıl gerçekleşmesi bekleniyor. Investco ve özel sermaye fonlarının, halka arz edilecek şirketlere ait satın aldıkları hisseleri en az 2-3 yıl ellerinde tutması bekleniyor.
Referans'ın sorularını yanıtlayan Investco Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ünal, işbirliği yaptıkları fonların yanı sıra sahibi oldukları Verusa Girişim Sermayesi vasıtasıyla halka arzlara yatırımcı olarak katıldıklarını söyledi. Halka arzlar açısından 2010'un 2. yarısı ve 2011'in oldukça hareketli olacağını ifade eden Ünal, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ve Sermaye Piyasası Kurulu'nun halka arz seferberliğine destek vermek istediklerini vurguladı.
Siyasi gelişmeler etkilemedi
İşbirliği yaptıkları özel sermaye fonlarının yatırım stratejileri hakkında da bilgiler veren Ünal, "Halka arzın başarılı olması durumunda fonlar kâr realizasyonu yapabilir. Ancak, bu fonlar genelde kısa vadeli düşünüp, halka arz kârını alıp kaçayım şeklinde düşünmüyor" diye konuştu.
Anlaşma yaptıkları fonların, Türkiye'deki siyasi sorunlardan rahatsızlık duymadığını da belirten Ünal, "Siyasi dalgalanmalar, bu fonları fazla etkilemiyor. Fonlar Türkiye'ye daha uzun vadeli bakıyor; siyasilerin söylemlerinden ötürü tüm yatırım kararlarını baştan aşağı değiştirme gibi bir davranışta bulunmuyor" dedi.
Krizde ikinci dalga yaşanır
Küresel krizde ikinci bir dalganın yaşanabileceğine dikkat çeken Ünal, şunları söyledi: "İlk kriz vurduğunda gelişmiş ülkeler ellerindeki cephaneleri çok hızlı tüketti. Ellerindeku su dolu bir kovayı ateşin üzerine atarak ateşi biraz olsun söndürdü. Ancak, bireylerin gelecekle ilgili beklentileri yeteri kadar iyimserliğe dönüşmedi. Reel sektörle ilgili ciddi bir iyileşme yapılmadı. Bir önceki kadar derin olmamakla birlikte çürük yumurtaların ayıklanacağı bir dalga daha yaşanabilir."
Rusya'dan başlayan, Türkiye'nin de içinde bulunduğumuz bölgenin cazibesinin artacağını ifade eden Ünal, "Özel sektör krizlerde deneyim kazandı. İkinci bir kriz dalgası gelse bile iyimseriz. 2010'lu yıllarda Türkiye, eskisi kadar kısa vadeli kâr peşinde koşan sıcak para akımlarıyla karşılaşmayacak. Türkiye'de doğrudan yatırımların ağırlığı artacak" dedi. Investco'nun sahibi olduğu, 3 milyon lira sermayeli Verusa Girişim Sermayesi'nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Barkan Bayboğan da özel sermaye yatırımlarını her şirketin kendi durum ve koşullarını göz önüne alarak yapılandırdıklarını ifade eden Bayboğan, "20-100 milyon dolar arası ciroya sahip inşaat, telekomünikasyon, lojistik, enerji, medikal ve gayrimenkul sektörlerinde faaliyet gösteren şirketlere yatırım yapmaya odaklandık" dedi.
YASED: Yabancı Doğrudan Yatırımcı Siyasi Belirsizlikten Endişeli
11 Mart 2010 Perşembe Saat: 09:08
Tüm köşe yazılarımızda referandumun en kötü sonucunun bir tarafın kazanması, ya da kaybetmesi değil, referanduma giderken oluşacak belirsizlik ortamının iş ve tüketici güvenini vurması olduğu söyledik. YASED’in anketine göre, aynı kaygıyı yabancı yatırımcılar da paylaşıyor.
www.referansgazetesi.com
YASED'in 2010'un ilk yarısına ilişkin Barometre Araştırması'na göre, yabancı yatırımcılar için makro ekonomik beklentiler olumluya dönerken, siyasi istikrarsızlık endişe yaratıyor.
Uluslararası yatırımcı, 2009 yılına damgasını vuran ekonomik sıkıntılardan sıyrılıp bu kez "siyasi bunalım" korkusuna kapıldı. Yabancı yatırımcı bu yıl ekonomide büyümenin hızlanacağını öngörürken, olası bir siyasi bunalımı ise yatırım ortamını olumsuz etkileyecek en büyük engel olarak görüyor.
Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin (YASED) üyeleri arasında gerçekleştirdiği ve 6 ayda bir güncellenen Barometre Araştırması'nın yeni sonuçları YASED Yönetim Kurulu Başkanı Piraye Antika ve YASED Genel Sekreteri Mustafa Alper'in katıldığı bir basın toplantısıyla dün İstanbul'da açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre, uluslararası yatırımcıların yüzde 42'si yeni yatırım yapmayı düşünüyor, yüzde 47'si ise Türkiye'deki ekonomik büyümenin hızlanacağı kanaatinde. Ancak makro ekonomideki bu iyimser beklentilere rağmen yabancı yatırımcı, bu yılın ilk yarısı için yerel siyasi bunalımı uluslararası yatırımları en çok etkileyecek olumsuz gelişme olarak ilk sıraya yerleştiriyor. YASED Başkanı Piraye Antika, "Barometre sonuçları çok çarpıcı. Makro ekonomik beklentiler olumluya dönerken yatırımcıyı siyasi istikrarsızlık endişelendiriyor" dedi. Türkiye'nin rekabet gücünü artırması ve lokomotif ülke olması için bir vizyona ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Antika, yatırım ortamının iyileştirilmesi gerektiğini kaydetti.
Ekonomik büyüme hızlanacak
Ankete göre, yabancı yatırımcıların yüzde 60'ı dünya ekonomisindeki büyümenin bu yıl sabit kalacağını belirtirken, yüzde 47'si ise Türkiye'deki ekonomik büyümenin hızlanacağını aktardı. Ancak bu olumlu beklentinin gerçekleşmesi için yabancı yatırımcıların hükümetten önümüzdeki dönemde öncelik vermesini istediği konuların başında işsizlik, yapısal reformlar ve sürdürülebilir büyüme geliyor.
Ankete göre yabancı yatırımcılar, 2009 yılının son 6 ayında üretim ve ciro hedeflerini büyük oranda gerçekleştirdi. Geçen yılın ikinci yarısında uluslararası yatırımcılar ciro hedeflerine yüzde 53, üretim hedeflerine yüzde 55 oranında ulaşabildiler. Üyelerin yüzde 37'si kârlarının ve yüzde 39'u ihracat hedeflerinin altında kaldığını dile getirdi. Uluslararası yatırımcılardan yüzde 44'ü son altı aylık dönemde çalışan sayılarının aynı kaldığını, yüzde 34'ü azaldığını, yüzde 22'si ise arttığını söylerken, önümüzdeki altı aylık dönem için bu oranlar aynı sırayla yüzde 54, yüzde 17 ve yüzde 29 olarak ifade edildi.
YASED'in Barometre araştırması, yatırımcıların temel ekonomik göstergelerle ilgili tahminlerini de ortaya koyuyor. Ankete göre, uluslararası yatırımcıların yüzde 64'ü gelecek aylarda enflasyonun, yüzde 53'ü ise faiz oranlarının sabit kalacağını tahmin ediyor. Üyelerin yüzde 52'sine göre döviz kuru 2010 enflasyonuna paralel olarak seyredecek.
Yatırımcı Beklenti Endeksi toparlanma eğiliminde
Bu yıl ilk kez YASED Barometre Anketi'nden derlenen YASED Yatırımcı Beklenti Endeksi'nin sonucu da kamuoyu ile paylaşıldı. Endeks, YASED adına Marmara Üniversitesi Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Erhan Aslanoğlu, Yrd. Doç Dr. Sadullah Çelik ve Prof. Dr. Hurşit Güneş tarafından hazırlandı. 2002 yılından bu yana YASED Barometre Anketi'nde yer alan belirli sorulara ilişkin yanıtlardan oluşan verilerden derlenen endeks sonuçlarını kamuoyu ile paylaşan Prof. Dr. Hurşit Güneş, şu açıklamayı yaptı: "YASED Yatırımcı Beklenti Endeksi, 2010 yılının birinci çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,3 değer kaybederek 70,01 değerini almıştır. Küresel krizin de etkisiyle 2008 yılının ikinci yarısında düşüş gösteren endeks, 2009 yılının ikinci yarısında bir toparlanma eğilimine girmişti. ABD başta olmak üzere, gerek dünyanın birçok ülkesi gerek Türkiye'deki genişletici para ve maliye politikaları bu toparlanmanın temel nedeni olarak görünüyordu. 2010 yılının birinci çeyreğinde bu artışın hız kestiğini, endeksin eski seviyelerine dönmese bile bir düşüş gerçekleştirdiğini izliyoruz."