Çetin Ünsalan – Zeki olmak yeterli mi?  

Çetin Ünsalan

Bugün biraz gündem dışına çıkıp, ama aslında dünyadaki ve ülkemizdeki gündemin kaynağıyla direkt etkili bir konunun üzerinde durmak istiyorum. Zekâ hapı… Habere göre, bir bilim kurgu filminden yola çıkarak çalışma yürüten Oxford Üniversitesi’ndeki İngiliz bilim adamları, daha önce ABD ve bazı ülkelerde onaylı olduğu söylenen bir hap geliştirdiler.

Filmde bir hap atıyorsunuz ve beyninizin tamamını kullanan mükemmel bir insan haline dönüşüyorsunuz. İddia o ki, 1990 – 2015 yılları arasında yürütülen 24 çalışma, ilacın planlama ve problem çözme yetisini arttırıyor.

Söylenen bu hapın insan yaratıcılığını ve verimliliğini arttırdığı yönünde… Etik değerler içerisindeki hiçbir bilimsel çalışmaya karşı değilim. Ama böyle bir hap haberinin, dünyanın ekonomik ve siyasal anlamda açmazlara düştüğü, çıkış noktasını bulamadığı bir ortamda çıkması da insanı düşündürmüyor değil.

Şunun altını çok net çizmek gerekir ki, bugünün dünyasında zekânın tek başına hiçbir önemi kalmadı. Hap yap para kazan ekonomisini bir kenara bırakırsak, neden böyle bir gerçekle karşı karşıya kaldığımızı konuşmak lazım.

Doğru yanlış, bir sürü bilginin internet üzerinden hazır sunulduğu bir ortamda, zekâ seviyesi yüksek insanların bunları edinmeleri, sadece daha çok bilgi bombardımanına tutulmuş insanlar yaratır.

Oysa ihtiyaç olan analitik zekâdır. Eğer muhakeme yapma yeteneği yoksa, kendisine sunulan her şeyi doğru kabul ederse, sadece zeki bir yönlendirilen olur. Nitekim bugün dünyada siyasetçilerden halklara kadar muhakemeden yoksun toplumların, diğerleri tarafından nasıl bertaraf edildiğine şahit oluyor.

Eğer dünyada sadece zeki insanlarla yetinen bir insanlığı kabul edersek, sadece tüketici toplumlar yaratır ve onları zekice yönlendirebiliriz. Dünyayı bir kenara koyup, ülkemize bakalım.

Mevzu haptan çıktıysa da, geleceği kurgulamak istiyorsak mutlaka eğitim politikalarımızı masaya yatırmak zorundayız. Resmi kayıtlara göre seviyesi ilkokul 4. sınıf, bir başka veriye göre de 6. Sınıf ortalamasındaki bir eğitimli nüfusla sahipseniz, o ülkede ne bir gelişme olur, ne de yönlendirilmekten kurtulursunuz.

Eğitimi analitik zekâ üzerine tekrar kurgulamaz, bilimsel temelli yapılar oluşturmaz, eğitimcileri dışlayarak politika üretmeye devam edersek, işte o zaman o ülkede sadece iyi konuşanlar alkışlanır.

Oysa beklenti birilerinin iyi konuşması değil, fikir üretip bunu en iyi ifade edenlerin, analitik zekâya sahip insanlar tarafından değerlendirilmesidir. Bu olmadığı sürece de hem bizde, hem de dünya genelinde yaşadıklarımızın hiçbirine ‘tesadüf’ diyemeyiz.

Ne demek istiyorum? Hadi bu kadar zor bir haftayı geride bırakırken, işi fıkra ile anlatalım:

İş adamı tıraş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.

Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iş adamının kulağına fısıldar; “Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi…”

Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!”. Bunun üzerine çocuk sakince dükkâna girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.

Berber işadamının kulağına sessizce, “bak şimdi” diye fısıldar ve bir elinde bir milyon, diğer elinde yirmi milyon’luk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar: “Hangisini istiyorsan alabilirsin?”

Çocuk dalgın dalgın bir bir milyona bir de yirmi milyona bakar ve sonunda bir milyonluk banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır.

Berber işadamına döner ve gülerek: “Gördün mü? Sana söylemiştim.” der. Tıraş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek, neden yirmi milyonluk değil de, bir milyonluk banknotu aldığını sorar.

Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir:

“Eğer yirmi milyonluğu alırsam oyun biter.”

[email protected]

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.