Neler olabilir?

Kazım Çiloğlu

Son dönemde ki yaşananlar için yazılacak siyasi, sosyal ve diplomatik yönden söylenecek çok şeyler var elbette ama bunları yazsak ne olur, söylesek ne olur?

Ok yaydan çıkmış bir kere!

Füzelerin havalandığı bir ortamda, elbette döviz, faiz ve altında füze gibi fırlayacak…

Düşen uçaklarla, borsalarda dibe çakılacaktır…

Bunca karmaşık ortamda, yoğun askeri güçlerin bulunduğu bölgede ise taş üstünde taş kalmayacağı zaten biliniyor ve yaşanıyor…

Ne kadar acı ama ekonomimiz de bir o kadar zor günlerin yaşanacağı ortama son sürat gitmektedir.

İnsan kendine sormadan edemiyor;

Libya’dan, Mısır’a

Irak’dan, Suriye ye kadar bu takındığımız tavır sonucu, biz ülke olarak ne kazandık?

Ekonomimiz daha mı iyi?

Ülkemiz daha mı güvende?

İnsanlarımız daha çok mu huzurlu ve geleceğe ümitle mi bakıyor?

Ve en önemlisi, dış dünyada, itibarımız daha mı çok arttı yoksa tümden dibe mi vurduk?

Rusya sıradan bir komşumuz değil elbette!

Bu ana kadar sıfırlanmamış son ve aynı zamanda karşılıklı, kapsamlı ticari ilişkilerimiz yoğun bir komşumuzdu…

Diğer yandan, Rusya bir süper ve nükleer güç!

Kanuni döneminden gelen, uzun bir tarihi süreçte, karşılıklı çatışma dönemlerimiz olduğu gibi kurtuluş savaşında işbirliğimizde olmuştur. Birinci dünya savaşı, büyük devrimi, ikinci dünya savaşının baş aktörlerinden biri, Varşova paktının baş aktörü ve SSCB dağılımını yaşamış, BM kurucu ve daimi üyelerinden birisi. Suriye ile ise yıllar yılı müttefik bir ülke! Ayrıca Suriye’nin askeri tüm alt yapısı Rus silahları ile mücehhez. İşte tüm bu gerçekler bağlamında son yaşanan uçak düşürme olayını geçiştirip adam sende diyemeyiz!

Bu yaşanan son olayı da, öyle içine sindireceğini sanmak ise bizler için en büyük yanılgı olacaktır.

Gelecek günler de, bu tedirgin ortamdan finansal ürünlerde etkilenecek ve ani değişimlere neden olacaktır.

Şimdi on dört yıla yakın bir süreçte bırakın kabineyi, bürokraside, medya da iktidarın elini zorlaştıran hiçbir etken yokken neden bizim dışımızda gelişen siyasi, ekonomik ve savaşa yönelik ani olaylarla karşı karşıya kalıyoruz?

Ya iç siyasetle dış siyaseti bir birine karıştırıyoruz ya da dış siyasette ileri görüşlü davranamıyor, geleceğe göre önlem almada yetersiz kalıyoruz?

O zaman bu istikrar denen neme nem şeyin ülkeye ve ekonomiye ne faydası var?

Ama tüm bu gelişmeler bakarak aklıselim bir değerlendirme yapmaya kalkarsak;

On dört yıllık istikrar döneminde her yıl içinde sadece üst düzey makamların açıklamaları ile yıl bazında, döviz, faiz ve borsa değişikliklerinin grafikleri ortaya konsa, ortaya düz bir istikrar grafiği değil tam tersi kalp damarı tıkalı bir hastanın EKG’si gibi anormal bir değişkenlik görülecektir!

Tüm bu dengesizliklere karşın bilimsel ve verilere dayalı özelliklede servet dağılımı ve ani el değiştirmeler irdelenmediği içinde gittiğimiz yönün hayır mı şer mi olduğunu göremiyoruz. Olan kıt sezinlemelerimizle ehveni şer bir yaklaşımla sinip kalıyoruz.

Tekrar soralım;

On dört yıl içersinde, Irak, Libya, Mısır, Suriye de yaşananlarda baş aktör gibi davranıp ne kazandık ne kaybettik?

Ayrıca;

PKK ile mücadelede gene on dört yıl içersinde nerede idik nereye geldik ülkenin iç güvenliği keza daha mı iyi durumdadır?

Sadece iki işlemle, toplayalım ve çıkaralım lafa söze dalmayalım!

Ama diğer yandan baktığınızda  yüzde 49 için ise her şey yolunda…

Ne diyebiliriz ki?

Binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete! Hem de güle oynaya…

Devamlı diyoruz gene tekrar edelim;

Böyle bir ortamda en güvenli liman ise döviz ve altın bir düşer bir yükselir ama hep bir basamak yukarı çıkarak… Borsa da ise diplere vurdukça, çimento, demir ve inşaat şirketlerini almak en doğrusu! Öyle ya bu kadar yıkım sonrası bir de bunların imarı olacaktır bu da küresel sermayenin beklentileri elbette…

Bize de düşer mi derseniz? Kıyısından köşesinden kimlerin nasipleneceğini bilmek için müneccim olmaya gerek var mı?

Ne kadar acı ve gayri insani bir durum değil mi?

Gene soracağım ve hep soracağım;

Bunca maddi, manevi kayıplara ve terör saldırılarına muhatap olup, şehitler vermemize karşı, ülke olarak ne kazandık?

İçeride ki durumumuz malum ya dışarıda bizi dünya ayakta mı alkışlıyor?

Sözün özü;

Düşmanınız sizden daha uzun menzilli silah kullanıyorsa? Kendi silah menziliniz içine girene kadar tavır almanıza, strateji ve taktik denir!

Bu uzun istikrar döneminde ülke olarak, bizim stratejimizin ve taktiğimizin ne olduğunu bilen ya da duyan var mı?

Yorumunuzla Bu Yazıya Katkıda Bulunun

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.